3 Şubat 2012 Cuma

Hayatımın en absürt günü!

                           Konsere Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşan'da gelmişti.

Hayatımın en absürt günü!

Bundan iki sene önce eski ev arkadaşım ve onun sevgilisiyle birlikte halı satmak için dışarı çıktım. “Halı satma” eylemindeki görevim; spotçuyla pazarlık etmek, halıyı olduğundan daha ucuza satmayı engellemekti. Esnafla aram iyi olduğundan ve ağzım da iyi laf yaptığından benim de gelmemi istediler. Spotçuda istediğimiz paraya sattık halıyı ve ardından arkadaşımın sevgilisinin ısrarları üzerine yemek yemeğe gittik. Bu arada bir ayrıntı var ki bu çok önemli: Ben, evimizin iki sokak ötesine gittiğimizden ötürü eşofmanlarımla ve cüzdanımı almadan dışarıya çıkmıştım. Yanımda sadece telefonum ve evimin anahtarı vardı. Ha bir de niye halı sattıktan sonra yemeğe gittim onlarla? Yanlış hatırlamıyorsam aralarında bir problem vardı; sürekli atışıyorlardı. Aralarını yumuşatma ve ortamı sakinleştirme görevi üstlenmem gerekiyordu. Bu sebepten takıldım ben de onlara. Yemeğimizi yedik. Arkadaşın sevgilisi opera binasında akşam yedi gibi Kazakistan Devlet Orkestrasının konserine gidecekmiş. İlle siz de gelin diye ısrar etti. Bu arada ben hala eve gitme derdindeyim. Yine eski ev arkadaşımın ısrarı üzerine kabul etmiş bulundum. İnsanları hiç de kıramam. Konsere bir iki saat kala opera binasına gelmiştik. Orada beklemek istemediğimizden ikisinin bilip benim bilmediğim yakınlardaki parka, hatta “yatır” park desek daha doğru, oraya gittik. Kışın havalar erken kararır; siz de takdir edersiniz ki. Karanlıkta ışıksız bir parka ve yatıra gidip oturmak; benim için oldukça tedirgin ediciydi. Etrafta kimse yok. Çevre de ışık doğru düzgün yok. Arkadaşlarımın söylediğine göre tinercilerin takıldığı bir yer ve biz orada gündelik konuşmalarımızı gerçekleştiriyoruz. Sonra konser vakti geldi de daha güvenli, ışığı bol bir yere geçmiş olduk. Salonda yerlerimizi aldık. Tabi herkes devlet orkestrası konserine şık gelmiş. Yani en azından kimse benim gibi eşofmanlarıyla oturmuyor. Benim ve ev arkadaşımın bu halini insanlar da garipsiyor.


Bir zamanlar Leman dergisinde “ne işim var lann burada adamı Tunç” vardı. Bilenleriniz varsa durumuma ne kadar uygun olduğunu anlamıştır. İşin ilginç tarafı Kazakistan ve müziğine dair bir fikrim olmadığı gibi ilgim de yok. Tam Tunç’luk bir durum yani. Yanımda cüzdan yok, kimlik yok. Neyse konseri dinledik. Konser bitiminde “ ee artık eve gideyim ben” diyorum. Olmaz olmaz bir de bira içelim, diyorlar. Ona da eyvallah diyorum. Gidiyoruz Porsuğun ıssız bir kıyısına. Hava da nasıl soğuk, titreyerek içtiğim bir bira olarak tarihe geçiyor. Bu arada tüm masraflarımızı da arkadaşın sevgilisi karşılıyor. Bir de artık bu işin sonu nereye varacak diye de düşünüyorum. Ortamı sakinleştirme görevimi de yeterince yerine getirdim. Eh artık eve gitsem diye düşünürken bu sefer de onlara film izlemeye gidelim diye ısrar ediyorlar. Sanırım iyi niyetimin ve kibarlığımın son noktası oydu. “Artık ne haliniz varsa görün. Sorunlarınızı kendiniz halledin beni karıştırmayın.” 

3 Kuş Sesleri:

Okurken bu işin sonu nereye gidecek diye merak ettim..Bence 'hayır' demeyi öğrenmelisin..Bu arabuluculuk görevini maaşa bağlasalar ya?Bütün günün onlarla geçmiş resmen :)

inanılmaz eğlenceliydi okurken ahahaha :D yaşarken pek hoş gözükmese de..

konser iyidi aslına bakarsan. çaldıkları küçük saza benzer aletle çılgınca hareketler yaptı kazak kardeşlerimiz:) sırtında çaldı, göbeğinde çaldı, olmadı götünde çaldı. ekşını boldu:)