19 Ağustos 2012 Pazar

Kuduz

Ölüm haberi beklemediğim bir şeydi. Bunun ihtimali de neydi ki? Bir milyarda bir mi? Yoksa bir milyon da bir mi? Yüz de 0.1 mi? Daha az olamaz herhalde. Ama sonuçta ne demişti George Hagi, bilmiyorum o da başka bir yerden mi alıntı yapmıştı, gerçekleştiği taktirde yüzde bir ihtimal büyük bir ihtimaldir. Bu gerçekten sarsıcı oldu. Şimdi düşünüyorum da tüm ihtimallerin ortadan kalkması ihtimallerin varlığından daha rahatsız edici. Neden anneme yalan söyledim ki aşıları yaptırmadığım halde? Neden olası hayat sürem için küçük bir zaman olarak değerlendirilebilecek bir zamanı harcayıp da Haseki'ye gitmedim ki? Neden şu kahrolası kuduz aşılarını yaptırmadım ki? Küçük bir kedinin ısırığını önemsemedim ilk başta. Küçücük bir kedi. Kaçta kaç ihtimal ki? Bir şey olmaz. Ama annem yaptır dedi ısrarla. Ben de yaptırdım diye yalan söyledim en sonunda. Gitmedim. İğneden korktuğumdan değil. Hem öyle eskisi gibi karından da yapmıyorlar zaten. Salt üşenmekten dolayı gitmedim. Şimdi köpek gibi pişmanım. Köpek... köpek... Öyle bir şey olacağım sanki. Korkuyorum. Sokağındaki kedilere bakan Gül Hanım'da korkuyor olmalı. Çünkü beni ısıran kedi onu da ısırdı. O da aşı yaptırmadı. Kedinin öldükten sonra kesilen başına yapılan biopsi sonuçları da olumsuz çıkınca haber mahallede çabuk yayıldı. Pek bir misafiri yok şu sıralar. Zaten evinde de değil, hastahanede gözetim altında. Kedi onu benden biraz daha önce ısırdı. Annemler ise rahat. Zannediyorlar ki aşı yaptırdım. Yaptırmadım ama işte! Kakayım kafama! Yaptırmadım! Bugün 37ci gün. İnternette her şey yazıyor. Okudum. Kuduz virüsünün kuluçka süresi insanda ortalama 40 gün. Umarım ortalamayı tutturmam.
25Mart2010 uğur s.






Daha önce bir şeyi başaramadım diye bu kadar sevinmemiştim. Dün 40. gündeydik ve ne dün ne de bugün hiç bir şey olmadı. Oda lambamın parlak ışığını doğrudan gözüme tuttum, sesi sonuna kadar açıp "four seasons" dinledim ama bir şey olmadı. Ürkmedim, korkmadım. Korkmam lazımdı eğer kuduz olsaydım. Belirtilerinde bu var ama hiç bir şey olmadı. Bir kuduz hayvan tarafından ısırıldığında illa kuduz olacaksın diye bir şey yokmuş zaten. Isırdığı yerden kan yoluyla da dışarı akabiliyormuş. Elimdeki küçük yara da kanamıştı zaten. Eve döndüğümde duş da almıştım. Belki de öyle temizlendi. Şimdiye kadar kuduz visürü kapıp da hayatta kalan tek bir kişi varmış. Komadan çıktığında ailesini bile tanımıyormuş. Ve yürümeyi ve konuşmayı tekrardan öğrenmek zorunda kalmış. Olsaydım... düşünmesi bile kötü. Teşekkürler tanrım. Çok teşekkürler. Bir daha tembellik yapmayacağım. Söz.
29Mart2010 uğur s.







Gül... Kedilere bakan kadın. Ölmüş... Bugün annem aradığında söyledi. 3 gün önce iyice saldırgan hareketlerde bulunmaya başladığı için gözetim odasından ayrı bir odaya, karantinaya almışlar. Oradaki yatağa bağlayıp sakinleştirici vermişler. Son 2 günü de öyle geçmiş. Ne yemek yiyormuş, ne de korktuğu sudan içiyormuş... Dün öğlen saatlerinde virüsün solunum yollarını felce uğratması sonucu hayatını kaybetmiş. Akşam televizyonda da çıkacak aç bak dedi annem, reklamını veriyorlarmış...
31Mart2010 uğur s.









Lanet olsun! Bugün içimden o kadar çok o müziği kapatın demek geçti ki! Gürültüler çok rahatsız edici! 1Nisan2010-23:13 uğur s.









Işık çok parlak. Bakmak istemiyorum. Korkutuyor beni. Ortalamayı geçmiştim... Sanırım... Böyle olmamalı. 44.günde... virüs belirtileri... Günlük, sanırım kuduz oldum.
1Nisan2010-03:25 uğur s.











Haseki'deyim. Bana bir dizi tetkik uyguluyorlar. Ailem de geldi. Annem devamlı ağlıyor. Açıkçası sinirimi bozuyor. Hepsi... Hepsi sinirimi bozuyor. Doktorlar da öyle. Daha kaç kere o lanet fenerlerini gözüme tutacaklar bilmiyorum. Belli işte. Ben kuduz oldum. Tedavi edecek yollar arasalar ya, benden veri toplamaya çalışacaklarına.
2Nisan2010 uğur s.










Ölümü çok kereler düşündüm. Yazdım da üzerine. Şimdi saldırısını bekliyorum. Kale benim, doktorlar asker ve fatih virüs. Fethetmeye geliyor. Osmanlı'nın çok uzaktan korku salan davulları gibi ben geliyorum diyor belirtileriyle. Karanlığı istiyorum artık. Aydınlığa tahammülüm yok. Farkındayım hiç su içmediğimin. Zaten hiç de susamıyorum. Acıkmıyorum da, uyumuyorum da... İhtiyacım da yok. Aslında yalnız iyiyim. Kaslarım acıyor yalnızca. Bir de son zamanlarda pek bir şey yemediğim halde midem bulanıyor devamlı. Onlara neden söylemediğimi bilmiyorum. Utandım sanırım. Taşıyıcı olmaktan utandım. Ama sanırım tüm eve ve kız arkadaşıma bulaştırmış olabilirim. Virüs kuluçkada olsa bile tükürükle bulaşıyorsa eğer geçen nargile içmeye gittiğimizde ona da bulaştırmış olmalıyım. Ama bundan bahsetmek istemiyorum.
3Nisan2010 uğur s.














4Nisan2010

















Dün gece bir doktor odama geldi. Elinde içinde zehir olan bir enjektör vardı. Serum kordonuna yaklaştırdığı gibi saldırdım. Düpedüz izin alınmamış bir ötesan.. ötezi.. ötezeiydi yapmak istediği. Benden sıkılmış olmalıydılar. Ya da diğer insalara bulaşmasın diye beni öldüreceklerdi. Bağırdım avazım çıktığı kadar. Bir sürü doktor geldi. Onu götürdüler. Sonra ben uyudum. Uyandığımda yatağa bağlıydım. Bir doktor geldi elinde beni deli eden o küçük feneriyle. Birşeylere baktı. Sonra beni çözdüler. Annem yanımdaydı. Ağlıyordu. Defterimi sordum. Verdi. Sonra vazgeçtim. Al dedim, sakla.
5Nisan2010 uğur s.












Annemi seviyorum. Babamı da... Ama ben şimdi yazamıyorum bu deftere. Çünkü beni bağladılar ve bu sefer çözmüyorlar. Ben de annemden rica ettim. Şimdi bunları ben söylüyorum annem yazıyor. Mutluyum ben. Yarın yine yazacağım.
6Nisan2010 uğur s. ve annesi











7Nisan2010










8Nisan2010











9Nisan2010











 *******************************************************************************
"Farkında olmaksızın değişiyordu. Virüs beyninin kıvrımlarına yerleştikçe başka biri oluyordu. O sakin kişiliği gitmiş, herkese bağırıp çağıran bir çocuk gelmişti. Günden güne zayıflıyor çünkü hiç yemek yemiyordu. Gün içinde krizler geçiriyor, bir de üstüne üstlük doktorların bu esrarengiz hastalığı öğrenmek adına yaptıkları testlere maruz kalıyordu. Bu onu iyice tetikliyordu. Testler uğruna kullandıkları sese ve ışığa hiç tahammülü yoktu. Bitkin ve yorgundu. Bazen çok sakin oluyordu. Sonra aniden hırçınlaşıyordu. Ailesine acımamak elde değildi. Çaresiz bir bekleyiş içinde günden güne oğullarının eriyişini izleyerek bu dünyada yaşayabilecekleri acının en büyüğünü yaşıyorlardı. Hastalığın son günlerine doğru kendilerine saldırmaya çalışan oğullarına yalnızca uzaktan bakabiliyorlardı. Artık o yatakta bağlı olan onların oğlu değildi. Bilincinin açıldığı anlar kapalı anlarından daha kötüydü. Öfkeli ve kontrolsüz çırpınma çabaları bir annenin dayanabileceğinden fazlaydı. Sanırım o yüzden çocuğun son günlerinde annesi de kalp krizi geçirerek yoğun bakıma alındı. Son günü kısmi felç halinde oldukça sakin geçti. İnsanların öleceğini nereden anladıklarını bilmiyorum ama anlıyorlar. O da anlamış olacaktı ki son gün rahat bıraktı bedenini ve düşüncelerini. Camına konan ve uzunca bir süre gitmeyen serçeyi bir çocuğun ya da avcı bir kedinin ilgisine benzer şekilde izlerken aniden kasıldı. Gözlerini kapadı ve bir daha açmadı."


Sıradışı Hastalar Biyografisi - sf. 125 *********************************************************************************

 uğur s.

0 Kuş Sesleri: