12 Eylül 2012 Çarşamba

Uyumak Boğulmaktan İyİ

Duvarda asılı olduğu yerden tam olarak 04:45’i gösteren yeşil saatin önünden geçen genç adam dolabın kapağını büyük bir susuzlukla açtı. Neyse ki soğuması için bıraktığı suyuna kimse dokunmamıştı. Şimdi yapması gereken tek şey açık kalan dolap kapağının sarımtırak loş ışığıyla aydınlattığı mutfakta günler öncesinden kalmış tabak, çatal ve tencere yığının arasından temiz bir bardak bulabilmekti. Her şeyin kusursuzca kusurlu olduğu bu evde başkaları ağzına dikmiş olabilir diye suyu ağzına dikerek içmemek garip bir paradokstu. Zaten paradokslar her zaman gariptiler.

Yine akşamdan kalmaydı. Son birkaç aydır öyleydi. Hayat her zamankinden sıkıcı değildi belki. Yalnızca görmezden gelmeyi şu sıralar beceremiyordu.

Az önce musluğun altında çalkalayarak temizlediği için etrafından damlalar akan yarı dolu bardağıyla salona geldi. Sehpanın üzerindeki çöplerin arasından sigara kutusunu bularak içinden bir tane aldı. Çakmağı her zaman kutunun içine bırakırdı ama yoktu. Muhtemelen sigarasından otlanan ev arkadaşları sigaralarını yaktıktan sonra çakmağı aldıkları yere koyma nezaketinde bulunmamışlardı.

Sigarayı dudaklarının arasına yerleştirerek balkona çıktı. Kahverengi ve siyah renklerde iki köpek karşı binanın inşaatında kullanılmak üzere gelişigüzel yola yayılmış kum yığının en tepesinde kavgayla karışık birbirleriyle oynuyorlardı. Bir süre onları izledi.

Sabahın bu saatinde havlayıp hırlamaları yan apartmandaki beyaz fanilalı adamı uyandırmış olacaktı ki camı açarak elindeki bir buçuk litrelik suyu köpeklerin üzerine fırlattı. Köpekler kuyruklarını kıstırmaya bile fırsat bulamadan kaçtılar.

Genç adam tekrar salona döndü. Yanmamış sigarası hala ağzındaydı. Kanepenin koluyla yastıklarının arasındaki boşluğa elini soktu. Bir süre tecrübeli bir baytar gibi sağa sola hamleler yaptıktan sonra pembe renkli bir çakmakla birlikte çıkardı elini.

Tekrar balkona çıktı. Sigarasını yaktı. Derin bir nefes aldı. Dünya yıkılacakmış gibi oldu. Ama yıkılacakmış gibi olması ona hiçbir şey hissettirmedi.

Bir şeyi hissedebilmek için o anki duygu akışında farklı bir şeylerin olması gerekirdi. Ama o anda hiçbir şey olmamıştı. Tüm hisleri aynıydı ve ağzında hala pas tadı vardı. Biraz da bira aroması.

Hayatın anlamını düşünmek yoruyordu onu. Pes etmemişti hala. Pes etmeyenler yorulurdu. Hayatın anlamını arıyordu gözlerine torbalar yerleştiren düşünceler içinde. Ama bir türlü bulamıyordu. Ve bundan hayatın anlamı olmadığı sonucunu çıkarıyordu.

Belki de hayatın bir anlamı vardı. Belki de bunu öğrenmek için yeterince zeki değildi. Belki tecrübe eksikliğiydi. Belki de şimdilik şansı yaver gitmemişti. Beklemeliydi. Şans her zaman dönerdi. Şanslıyım dediğinde de şanssızım dediğinde de… Bir şekilde dönerdi. Çünkü şans dediğimiz dönek bir orospu çocuğuydu.

Ateşi izmaritine yaklaşan sigarayı siyah yuvarlak lekelerle kaplı olan balkon duvarına bastırdı. İçeriye girip elindeki izmariti sehpanın üzerinde duran kül tablasına bıraktı. Gün ışığıyordu. Biraz yatsa iyi olurdu. Uyumak becerebildiğinde tüm bu olanlardan iyiydi.

0 Kuş Sesleri: