16 Kasım 2012 Cuma

Hayatımı Alan Kadın

Seni ilk gördüğümde beni yok edeceğini anlamıştım. Ama gördüğüm andan itibaren o büyük çekim kuvvetinden kaçmak gibi bir ihtimal ortadan kalkmıştı. Sen tüm hayatımı ele geçirecektin. O kadar derin bir şekilde içime işliyordun ki. Biliyordum şu dünyada senden daha fazla seveceğim biri olmayacaktı. Ve bunu anlamam birkaç dakikamı almıştı. Seni izlerken o upuzun düşüncelere daldığım birkaç dakikanın sonrasındaysa önümdeki direğe çarpmıştım. Gözümü açtığımda başımda bıyıklı bir amca gençlerin aklının bir karış havada olduğuna dair bir şeyler söylüyordu. Sersemlemiş kafamı şansıma söyleyecek kötü bir söz için yorarken amcanın sol omzu üzerinden yüzüme vuran güneşi kesen bir yüz belirdi. O anda az önce işlemini yaptığım hesaplamanın sağlamasını yapmıştım. Bu kız beni o anda ölene dek ele geçirmişti.

Sonrasındaki birkaç hafta onu düşünerek ama onsuz geçtiği için işlemin neresinde hata yaptığımı düşünüyordum. 1+1=biz ediyordu. Hipotenüsün birleştirmesinde bir sorun yoktu. Sinüs ve cosinüs el ele, kol kolaydı. Ama bunların hepsi matematikti. Ve ikinci ama, duyguların matematikle ilgisi de yok değildi. Çünkü vücudumuzda oradan oraya salgılanan hormonlar yüzdesel değerleri ile hissiyatlarımıza racon kesen haysiyetsiz meretlerdi. Tüm bunları düşünmek beni oyalıyor idi. Ama saçmalamalar da bir yerde son buluyordu ve o son buldukları yerde kol gibi gerçekler bekliyor, idi. İdiler yetmişti. Canıma tak etmişti. Bir sigara yakasım gelmişti. Lanet olsun paketim boştu. Ev arkadaşlarım ibnenin önde gideniydi.

Üstüme bir şeyler geçirip bakkala indim. Hava serin gibi gözüken ama serin olmayanındandı. Tam da sevgilinin üşüyüp senin üşümeyeceğindendi. O zaman ben ısıtırdım onu. Korkmasına gerek yoktu. Sevgilisi yanındaydı. Hem azıcık soğuk benim için bir şey miydi? Ben onu tüm soğuklardan, yağmurlardan, uzun ince bacaklı ev örümceklerinden, kırmızıda geçeceğini tahmin ettiğim arabalardan, bir sabah yanağında beliren hain sivilceden, ona gıcık olduğu için notunu kıran hocasından, güzelliğini çekemeyen okul arkadaşlarından hepsinden hepsinden korurdum. Bana öyle baksın yeterdi. Bakmasa da korurdum.

Hava güzeldi o gün. Ben yalnızdım ama hava güzeldi. Hava bok yesindi. Ona inat tek başıma yürürdüm ben de.

Yürüdüm. Süleymaniye’den Beşiktaş’a kadar yürüdüm. Eskiden olduğu gibi. O gün beni neyin yürümeye ittiğini bilmiyorum ama evren insanları şaşırtmayı seviyor. Ve dünya bazen o kadar küçük bir yere dönüşüyor ki görmeyi hiç ummadığın birilerini görebiliyorsun. İşte evren dediğim de o gün beni fena halde şaşırtmıştı.

Hiçbir şey görmemiştim.

Sürpriz doğum günü partim için unutma ayağına yattıklarını düşünüp de sonrasında gerçekten unuttuklarını fark etmem gibi şaşırmıştım. Ben gözlerimi yumar gibi yapmış hediyemi beklerken karanlıktan o el uzandı. Başparmağını, işaret parmağıyla orta parmağı arasında sıkıştırmış o el. Siktir lan deyip ağlayarak eve koştum. Yani Fındıklı’ya kadar koştuktan sonra nefesim kesildi tramvaya bindim.

Anlayacağınız o gün de değildi. Peki ben seninle ne zaman tanıştım?

-Hiçbir zaman.
-Aa niye öyle diyorsun?
-Öyle olduğu için öyle diyorum.
-Ama sen de biliyorsun ki ben seni çok seviyorum.
-Beni istediğin gibi yaratırsan sevmen de çok doğal hayvan herif!
-Gerçekten de doğru söyledin. Atarını sevdiğim sevgilim. Sen ne güzel atar yapıyorsun öyle.
-Tamam uzatma.
-Hadi hadi…
-Peki tamam benimle nerede tanıştığını söyleyeceğim.
-(Ablak bir gülümseme)
-Boş boş bakacağına yaklaş da tekrar zihnine gireyim.
-Tamam bebek sen nasıl istersen.

Onunla ilk tanıştığımız yer Cumartesi’ydi. (O, gündü salak!) Hayır, Cumartesi mekanın adıydı. Ama evet günlerden de cumartesiydi. Arkadaşlarımla içip içip saçmalıyorduk. Sonra… Sonra seni gördüm. Ayıltıcı etkin yadsınamasa da oldukça yüklü olduğum için ayılamadım. İyi ki de ayılamadım. Ayılsaydım arkadaşlarımın tüm gaz vermelerine karşın masana kadar gelemezdim. Evrende kendi küçük dünyasında parlak parlak takılan minik bir yıldızın, o her şeyi içine çeken bir alt sokağın kabadayısı karadelikten korktuğu gibi korkuyordum senden. Ama sarhoşken her şey çok daha kolaydı.

İşte o gün tanıştık seninle. Kırmızı tuborg sağ olsun beni bir sempatik yapıyor bir sempatik ki sorma. Elimde sigarayla gelip –diğer elimde de bir tane vardı ama sen onu görmedin- ateşiniz var mı sorusunu sigara kullanmıyorum astımım var şeklinde cevaplayıp 40 saniye boyunca sessizlik yarattığın konuşmamız bizim için başlangıçtı. Zaten ben de bırakmayı düşünüyorum demiştim 40 saniyenin sonunda. Klişeler klişeler… İyi mi yapıyorlardı kötü mü bilmiyorum ama yardımıma bir tek onlar koşuyordu o anda. Göt arkadaşlarım görmesem de adım gibi biliyordum ki arkamdan hayvan hayvan gülüyorlardı.

Sol elimdeki sigarayı buruşturup çaktırmadan yere saldım. Diğer elimdekini masaya koyarak “Oturabilir miyim?” dedim. Aynı anda da oturdum gerçi. Ve sen o tatlı gülümsemenle yanıtladın bu hareketimi. Tam bir eski kurt esnaftın doğrusu. Bir anda değerimi sıfırladın ve oldukça ucuza gittim. Al dedim ruhum, bedenim, cüzdanım, haysiyetim, onurum ne varsa al senin olsun yeter ki beni de al onlarla.

Öyle ya da böyle günlerin sonunda kalbini fethetmeyi başardım. Bu şehir sonum sen de tabutum olabilirdin belki. Seve seve içine girecektim. (Höst!) Yaa ne höstü yaa?! Senin için kötü. Rezil ediyorsun güzelim Türkçemizi. Burada romantizmin dibine vururken… Ruhsuz kadın! Nolurdu sen de beni sevsen? Hatta olsan. Hatta hem olsan hem sevsen.

-Başka bir isteğin?
-Başka bir isteğim yok.
-İyi o zaman hadi gel uyuyalım.
-Bence de. …… Uyumasak olmaz mı?
-Uğur yat şuraya!
-Tamam yaa ne kızıyorsun?! Yatmayalım mı dedik? Yatalım ama uyumayalım.
-Ben senin içini biliyorum. Senin belli konuyu nereye bağlayacağın. Dağıtırım beynini.
-O zaman sen de olmazsın.
-Önemli mi?
-Önemli tabi. Bensiz yapamaman gururumu okşuyor.
-Hey allahımm… Hadi yumduk gözlerimizi hadi.
-…..

2 Kuş Sesleri:

:))) çok sürükleyiciydi sonundan bir ibnelik yaparsın diye umdum ama tam olarak karşılığını bulamadım hahahah

sonundan anlaşılacağı gibi ben de umduğumu bulamadım :)