7 Eylül 2015 Pazartesi

İlişki Durumu: Karışık 9. Bölüm Yazısı: "120+1 Maddelik Evlilik!"


Sorumluluk almak zor iştir. Hele de gönülden gelmiyorsa hiç çekilmez. Evlilik de böyle işte!
Yazılı kuralları yoktur ama yapmakla yükümlü olduğun şeyler vardır. Ayşegül ve Can evliliğinde şimdiye kadar ucu açık ve belirsiz olan bu durum yeni bir sözleşmeyle tamamlandı! Belki de hala eksikler vardır. Zira gönülden gelmiyorsa bir şey, istediğin kadar imza atadur. İşe yaramaz.


Bölüm hasta olmanın eşiğine gelmiş Ayşegül’ün Murat’ın evinde uyanmasıyla açıldı. Murat karizmatik, Murat romantik, Murat tam bir gönül adamı! Ayşegül’ü elde etmek istediğini açıkça söylediğinde kızamıyoruz ona. Çünkü gönülden geliyor o sözcükler dile. Peki ya Elif? O başka. Sevmiyoruz onu. O çünkü Ayşegül’ü üzüyor. Evimizin neşe kaynağı Ayşegül’ü…

Can’ın duyguları karman çorman durumda ve Ayşegül’e karşı hisleri her geçen gün kendine itiraf edemese de olgunlaşıyor ve derinleşiyor. Mesele onunla evli olması değil. Kısaca hissettikleri.

O nasıl bir kolundan tutup çekmektir! Hadsiz!
Ama kendisi en kaba tabirle “Öküz” maalesef ki. Ayşegül’ü Murat’a kaptıracağım diye için için kendisini yiyedursun yeni bir sözleşmenin kapısını aralıyor. Bundan kim karlı çıkacak belli değil. Günün sonunda elinde çiçeklerle çıkagelse de Elif’le bir şeyler yaşamayı arzuluyor hala. İşte bu yüzden daha da öküzleşiyor.

Bu bölümde herhalde Elif’in çirkin yüzünü tam anlamıyla gördük. Bir eli yağda bir eli balda olsun isteyen bir karakter o. Bu yüzden de sevilmeyi hak etmiyor. Oysa Ayşegül sahte evliliğinde bile canla başla çabalıyor. Kendisini beğendirmeye çabalıyor. Elindekilerin kıymetini biliyor. Elindekini kaybedeceğini bildiği anda bile aklında olan tek şey “onun üzülmemesi” oluyor. İşte öyle saf, öyle güzel bir karakter Ayşegül! Hele de Seren Şirince’nin performansıyla bir tık daha yukarı çıkıyor.

Hikâyede artık kılıçlar çekilmiş durumda. Herkes bir sonraki hamlenin ne olacağını bekliyor. Murat ve Elif niyetlerini açıkça belli etti! Hatta bu yolda adımlarını attılar ve planlarını yaptılar. Üç yıllık sözleşme birçok konuda tarafları bağlasa da kıskançlıklar daha da çok olacak bundan sonra. Arkadaşlıklar iyice kopacak. Göreceksiniz ki Ayşegül daha da kıymetli olacak. Elif değersizleşecek. Demedi demeyin. Ünlü bir şairin de dediği gibi “At FAV’a bekle!”

Buram buram romantizm kokuyor!

Bölümün ilk yarısı Murat ve Ayşegül odaklıydı. Açıkçası çok da tatlılardı! Murat her görüntüye geldiğinde biraz depresif ve melankolik bir tavır ortaya çıksa da Ayşegül’ün sempatik halleri durumu kurtarıyor. Murat’ın sahnede görülmesiyle fonda çalan şarkıya dikkat edin. Hep hüzünlü, hele o kaşlar yok mu? He heyt!

Köftecideki halleri, Salacak sahilinde uzanmaları, bir Türkiye klasiği olarak çiçekçi ablanın anında bitmesi keyifliydi.

Bu Elif var ya bu Elif!
İşin içine ne zaman ki Can giriyor ciddi ciddi keyfim kaçıyor. Bu kadar duyarsız, bu kadar gereksiz bir başrol olamaz, diyorum. Öyle hasta olana kadar bekleyeceksin de sonra kucağına alacaksın, duşa gireceksin. Normal şartlarda bunların çok romantik olması gerekirdi oysa. Ama Can’ın karakteri öylesine dangoz ki, açıklamak mümkün değil. Tam “iyi bir şey yapacak galiba” dediğiniz anda sizi ters köşeye yatırıyor. Bu kadar duyarsız, bu kadar dünyadan kopuk biri daha olabilir mi? Olur!


Mediha ve İsmail Dede arasındaki sahneler de eğlenceli. Nurseli İdiz garip bir karakteri başarıyla oynuyor açıkçası. Adını unuttuğum evin babası ise dizideki en gereksiz karakter benim için. Ondan bize de Can’a da hayır gelmez. Büyük ihtimalle Can’ın böyle olmasında onun etkisi büyük. Gerçek anlamda etkisiz eleman. Adamın zenginliğinin bile bir önemi yok bizim için. Çünkü Can zaten ünlü biri. Para gani yani…

Yılın en salak çifti ödülünü aldınız!
Son sözüm de Efe ve Ece adlı iki şahsa! Çok salaksınız. Yani böyle saçma subuk karakterler mümkün olsa da yazılmasa keşke. Hele de Ece’nin hamile olduğunu düşünürsek. Yani bu ikisinin çocuk sahibi olmaları! Kendilerini tekrar eden, sırf ortalığı karıştırmak için yazılmış, sözde sempatik karakterler. Açık ve net olarak söylemek gerekirse hikâyeyi berbat ediyorlar. Çünkü izlerken şöyle görünüyorlar (hayal etmenizi rica edeceğim) “Abi bu kadar salak olunmaz”, “Bunlar adamı katil eder”, “Böyle arkadaş olmaz olsun”. Şimdi bu üç cümleyi gözlerinizi kapatıp söyleyin, bence demek istediğimi anladınız. Çok zorlama duruyorlar. Hikâyeye saçma sapan şekilde yön veriyorlar. Bu durum da hikâyeyi gerek estetik gerekse de yapı olarak yıpratıyor. Lütfen biraz şunlara akıl fikir verin, ağızlarına bant mant bir şey çekin. Ciddi ciddi sıkıcılar. Çok zorlama çokkkkkk….

Bu yazı daha önce ekranella.com'da yayınlanmıştır!

0 Kuş Sesleri: