24 Kasım 2008 Pazartesi

Zamanla Dans



Yatma faslını yine geciktirdik, bugün de... Bu vesile ile zamana tokat atıyorum... Niye çabukcak geçiyorsun diye!!! Niye lan puşt!?%&! Niye çalıyorsun en güzel anlarımı, pehh bu yalandı; nerden bileyim en güzel anlar olduğunu... Tamam kısa kestim, güzel anlarımı...

Bugün babamın mahalle baskısına bir kez daha maruz kaldım, hem de şiddetle... Yok fiziksel bir şiddet değil, manevi bir şiddet... Her aradığında "sosyal hayat"ımın
ne alemde olduğunu sorup duruyor... Sinema, tiyatro, konferans, cart. curt. v.b. şeylere gidip gitmediğimi soruyor, buraya kadar güzel de; bir de bu dediklerini yaptığım bir kız arkadaşım varmıymış... Ya gerçekten ailemden iyice koptum ya da sürekli alay ediyor benimle... Yirmi yaşımı geçmişim, sağ olsun hatırlattı, yalnızlık (tabi bu dediğimiz anlamda) daha şefkatli yirmi yıldır.. Daha sıcak... Kollarını açmış bana ve sarıp sarmalıyor sıkıca...

Annemin telaşı ise bambaşka derslerim etkilenirmiş... Valla bu da bir tez... Bourdieu üzerinden gitmek istiyorum... Yapabilir miyim acaba? Bakalım, şimdi bu adam demiş ki insaların Habitusları vardır ve bunlar yaşadıkları ortamda görünmezler... İnsanlar yaşadıkları ortamda suda ki balık gibidirler diyor, malum bunu burda annemin tezine nasıl bağlayacağıma gelince, ben de suda ki balık gibiyim yalnızlık içinde, birden kalabalıkta boğulurum mazallah...

"gökyüzü bazen ciğerime doluyor" ne de güzel söz bir yandan da o çalıyor, arka fon da... Neyse efendim fazla eveleyip gevelemeyelim... Yine sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim... Sanırım zaman akıp geçse de içimizdeki ışık bizi ayakta tutmaya yetecektir...

Sağlıcakla kalınız...

Son söz: Kaçmak çözüm değildir, sadece kendini kandırmaktır...

Hoşçakal..

0 Kuş Sesleri: