10 Mart 2009 Salı

ÇARPIŞMA





ÇARPIŞMA

Hava buz gibiydi ve ben sabahın köründe yola çıkmıştım. Sabah 10:00’daki dersime gitmek için 07:30 da kalkmış olmak gerçekten zor. Trene binene kadar ellerim ceplerimde üşüyordum, tabii trene binmek de ayrı bir meziyet, çünkü insan kendine sığacak bir yer bulamayabiliyor o saatte. Kadıköy’e kadar sürecek ayakta kırk beş dakikalık yolculuğuma çıkmıştım yine. Hayat her gün böyleydi benim için; herkes için böyledir aslında bir rutin ahenkle dans eder etrafımızda ama hayatımıza renk katan işte bu rutinlerimiz dışındaki anlardır. Ve hayatımda o gün ilk defa olmasa da uzun zaman sonra bir rutinimin, bu sıkıcı düzenlilik halimin dışına çıkmıştım.
*
Trenden indikten sonra vapurumu kaçırmıştım, maalesef yetişememiştim. Vapuru kaçırmak aslında yine sıradan bir olay benim için ama vapuru kaçırdığımda hiç de yerinde olmayan keyfim, gelişen olaylarla hayatımın en anlamlı dakikalarından birini yaşamama sebep oldu. Ne mi oldu? O an sadece vapuru kaçıran ben değilmişim, yeşil iri gözleriyle ve elindeki kitaplarıyla vapuru kaçıran ve biraz sonra arkamı döndüğümde bana çarpacak olan biri daha vardı. Arkamı dönmüştüm ve arkamı dönmemle birlikte ona çarptım, ne olduğunu anlayamamıştım aslında. Elindeki kitaplar yere düştü, yardım ettim, özür diledim. Sanırım çok özür diledim, havanın soğuk olmasından ve esen rüzgârdan olabilir ama yanakları al al olmuştu. Bana bakıyordu, ben de ona bakıyordum. “İkimizde vapuru kaçırdık sanırım” dedim. Başını aşağı yukarı sallayarak beni onayladı. Bakışları beni etkilemişti ve çok güzeldi. O an vapuru kaçırmış olduğumu, derse gecikeceğimi unutmuştum, saniyeler sanki yıl olmuştu. Bilmem neden “Bir çay içmek ister misin?” deyi verdim aniden. Önce baktı, sanırım şaşırmıştı, “Olur” dedi, bu sefer de ben şaşırdım. Kendime şaşırdım, onun davetimi kabul etmesine şaşırdım. Aslında şaşılacak bir durum değil ya, ama ne oldu da onunla karşılıklı çay içme zevkine ulaşabilmiştim, bunu bilemiyorum. Vapuru kaçırmış olmam bir tesadüf müydü? Neden o da her gün yanımdan geçen o diğer kadınlar gibi olmadı, neydi bu, sanırım hala bilemiyorum. Uzunda muhabbet ettik, uzunca dediğime bakmayın gelecek diğer vapuru bekledik. Vapur geldi, vapura bindik, biraz vapurda konuştuk, ne konuştuk hatırlamıyorum, güzel gözlerine dalmıştım, dalmışım. Vapurdan indik ve birbirimize iyi günler diledik, görüşürüz dedik. Görüşür müydük gerçekten, nasıl olacak, yine bir tesadüf bekleyeceğim sanırım. Belki bir gün görüşürüz, bir yerde karşılaşırız. Ne zaman? Bunu düşünmek anlamsız. İkimizde farklı yönlerde ilerledik, hiç arkamıza bakmadan kaybolduk bir noktada. Bir süre sonra ayrı ayrı şeyler düşündük. Sanki ona çarpmam hiç yaşanmamış gibiydi, bu sıkıcı düzenlilik halimde hiç yaşanmamış gibi.

*
Trenden indikten sonra, hızlı adımlarla vapura binmek için yürüyordum. Sabah rüzgârı nefes almamı zorlaştırıyordu. Ayaklarım yorgunlaşmıştı, kendimi az kaldığına inandırarak sürüklüyordum. Vapura yetiştim, vapur çok da kalabalık değildi, cam kenarına oturdum. Soluk soluğaydım, nefessizliğim düzene girdikten sonra atkımı çıkardım, vapur sıcaktı ve indikten sonra üşümek istemiyordum. Atkımı yanıma koydum, çantamdan Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar kitabını çıkardım, okumak keyifli oluyor vapurda, kucağıma aldım. Şöyle bir dışarı baktım, iskelenin kapıları kapanmıştı, artık kimse vapura binemezdi. İskelenin girişinde bir kızı elinde kitaplarla gördüm, tam o sırada arkasını dönmekte olan bir adama çarptı. Adam hiç olmamış gibi arkasına bile bakmadan yürüdü. Sanırım kız vapuru kaçırmıştı, yere eğildi o da adama bakmadı, kitapları topladı, iskeleden içeri girdi. Vapur hareketlenmişti, başımı kitabıma doğru çevirdim ve okumaya başladım.

0 Kuş Sesleri: