27 Aralık 2009 Pazar

Güzel Bir Gün

Zaman o kadar çabuk akıp geçiyor ki. Arkanıza dönüp baktığınız da o kadar çok şey birikmiş oluyor ki bazen. Her nefes aldığımız an bir şeyler biriktiriyoruz hayatta. En son altı sene önce gördüğünüz bir arkadaşınızla tekrar ve bambaşka bir memlekette görüşmek ne garip bir şeydir. Ben de bugün en son altı sene önce gördüğüm bir arkadaşımla görüştüm. O başka yerde, ben başka yerde okuyoruz. İki şehrin tam ortasında buluştuk. Önce biraz dolandık. Sahile indik. Çay içtik, tavla oynadık ve tabii ki her zaman ki gibi yendim. Kadınlar tavla oynamayı bilmiyor doğrusu söylemek istiyorum ki. Bazı kadınlar bana bu cinsiyetçi tavrımdan dolayı kızabilir ama bazı şeyler doğamızda var. Neyse geçelim bu işleri. Sonra para çekmek için şehir merkezine yürüdük. Dolanırken kendisi kumpirci gördü, ısrarlarım ve açlığım sonucu kumpir yedik. Oradan ayrılıp tekrar sokaklara döküldük. Yorulmuştu hanımefendinin kendisi, yine bir kafeye oturduk. Adını söylemiyorum reklama girmesin. O bir sahlep içti, ben de bir expresso içtim. Hiç beğenmedim. Buradan da kalktıktan sonra tekrar sahile doğru yürüdük. Göl gibi bir yer vardı, oranın kıyısında banklarda oturduk. Biraz lise yıllarından tanıdıkları çekiştirdik. Çok da önemliymiş gibi. Gölün etrafında bir turladıktan sonra beraber otogara doğru yola koyulduk. Otogarda bana bir mısır ısmarladı. Süt mısırdiye aldık, hayvan mısırı çıktı tabii ki. O yiyemedi attı, bense hala yemek için baya uğraştım fakat yapamadım. Otobüsü geç geldi. Geldikten sonra ve öncesinde sanırım dört defa vedalaştık. Sonunda birbirimize el sallayarak ayrıldık.

Hoşça kal dost. Umarım en kısa zamanda görüşürüz. Uzun zamandır böyle sıkılmadan zaman geçirmemiştim. Nasılsa okumazsın bunu.

Hoşça kal.

0 Kuş Sesleri: