14 Ocak 2010 Perşembe

Ölüm

Ölüm haberleri aldıkça bu dünyaya daha az ait hissetmeye başlıyorum kendimi. Bunun yanında hangi başka bir dünya var onu da bilmiyorum elbette. Mayıs 2009 da lisede sınıf öğretmenliğimi de yapmış ingilizce öğretmenim keyifli insan M.Faruk Gürler'in ölüm haberi bana bunu hissettirmişti. Lise ikinci sınıfta Ertuğrul arkadaşımın ölümü de kötüydü. Benden bir yaş ufaktı ve trafik kazası sonucu ölmüştü. Hastaneye bile gitmiştim, onu öyle komada, beyin ölümü gerçekleşmiş bir şekilde gördüm. 8 ocak 2010 günü ise bir başka öğretmenimin öldüğü haberini aldım. Daha doğrusu bunu biraz önce öğrendim fakat kendisi 8 ocak da ölmüş. Vefat yerine ölüm kelimesini kullanmayı tercih ettiğimi de hemen belirteyim. Sanırım o kasvetli havanın dağılmasını istemiyorum. Çünkü ölüm gerçektir, onu hafifletebilecek herhangi bir sebep olamaz. Kelimelerin kullanımının da bunu değiştireceğini sanmıyorum. 8 ocak günü Ali Nisan Karakılıç ölmüş. Ortaokul da benim Fen Bilgisi derslerime girerdi. Sert bir adamdı. Bu sertliğini şiddete dönüştürdüğüne tanık olmasam da, her an şiddet uygulayabilecekmiş gibi konuşurdu. Hatırlarım bir keresin de okulda bir çocuk beni kovalayıp duruyordu. Sonun da ondan kurtulmak için Ali Nisan'ın yanına kadar koştum ve orada durdum. Koşurduğumuz ördüğünde şöyle dedi bana: Çaksana ağzına iki tane, ondan daha uzunsun. Çocuk da duymuştu bunu. Haklıydı, onu dövebilecek güçteydim. Bunu yapabilirdim de. Ama yapmadım. Zira bna kazandıracağı bir şey yoktu. Bir de 6. sınıfta sınav kağıtların okurken yanına çağırmıştı beni. Bunu hatırlıyorum. Ona dair aklımda kalan şeyler bunlar. Bir kaç yıl öncede benden bir yaş büyük çocuğu ölmüştü. Çocuklamuhabbetim yoktu ama tanırdım. Bir üst sınıfımıdaydı. Bizim sınıftaki Nalan ondan hoşlanırdı. Arada sırada o çocukla basktboloynadığımız olurdu Şarköy sahilinde. Topu topu hepsi budur tüm tanışıklığım. Ali Nisan'ı bir de kardeşimin okulla ilgili bir problemin de müfettiş olarak yer alması olayında bilirim. Ölümler garip geliyor bana. Şarköy sahilinde bisikletiyle dolanıp duran o adamı artık göremeyeceğim. En azından hoşça kal hocam diyorum. Bitti.

Hoşça kalın.

1 Kuş Sesleri:

Şimdi bende hatırladım o günü.. Orta Okul'da sınıfa gelen nöbetçi öğrenci beni Müdürün çağırdığını söylemişti.. Gittiğimde Müdür odasında başka biri vardı.. Sert biraz çatık kaşlı bir adam. Başka bir okuldan benim ifademi almak için Milli Eğitim tarafından gönderilmiş bir Hoca. Bana kendini tanıttı.. Ardından Milli Eğitime verilecek dilekçe için bana sorular sormaya başladı.. ve ifadelerimi kağıda geçirmemi istedi.. Cümlelerimi okuyunca çok sert yazmışın çok mu kızdın Hocana demişti bana.. Ardından kağıdı ona uzattığımda ben bunu temize geçircem, şüphe etme ardından seni çağırcam sen yine karşılaştırma yapıp kontrol edersin demişti.. Adil bi adamdı anladığım kadarıyla, olayı yumuşatmaya çalışmıştı, uzun uzun da konuşmuştu benle, derslerden, öğrencilikten.. Allah Rahmet eğlesin Ali Hocaya.