8 Kasım 2011 Salı

Annie Hall [1977]


Annie Hall, Woody Allen'ın 1977 yapımı filmi. Film hakkında biraz yazılanlara baktıktan sonra otobiyografik bir film demem gerekecek. Öyleymiş. Sonuçta bilebileceğim bir mevzu değil. Allen'ın ilk izlediğim filmi Shadows and Fog idi. Hatta ondan önce kısa filmleri vardı onları izlemiş olabilirim. Tam hatırlamıyorum. Son dönem filmleri olan, Match Point, Barcelona Barcelona, Midnight in Paris'de süzgecimden geçti. İzlemem gerekiyor sanırım hepsini. Bu hisse kapıldım. Bayram bana film izlemek için mükemmel bir zaman yarattı doğrusu. Yalnız bir halde, evimde film izlemek. Tamamen bana ait. Kahvem, sigaram ve filmlerim. Evet, sonuncu bana ait.


Film üzerine konuşmak bana pek anlamlı gelmiyor açıkçası. Allen, izlediğim kısa filmlerinden sonra üstün bir mizah yeteneği ile öne çıkmıştı ve aklımda öyle yer etti doğrusu. Match Point ve Barcelona Barcelona'yı saymazsam izlediğim diğer filmleri de öyleydi. Daha sonra neden izlemedim bilmiyorum. Ama zaten bir süredir oturup film izleyen bir halim yok. Durumu böyle açıklamam mümkün. Acı verici.


Kendi hikayesini anlatmış ya Allen, bu çok da önemli değil. Gerçek ya da kurgu, film de bunu önemsemedim açıkçası. Ama filmin havasında bu var. Allen kameraya bakarak konuşuyor sürekli. “Hey, bu bir film, başka bir şey değil” dercesine yapıyor bunu. Size de olur mu bilmem ama bazı anlarda keşke şöyle olsaydı, derim ben. Allen da öyle diyor olacak ki -aslında demiş bile- bu tür anlar yaratmış. Sadece kameraya bakarak konuşmuyor üstüne, o keşke böyle olsaydı dediği anları da izlettiriyor. Kendi kendine konuşurken, bir an da birileri ona akıl veriyor mesela. Sanki onun hayatından haberdarlarmış gibi. Hani, kimse beni anlamıyor, hissi var ya. İşte o an bu oluyor. Ya da yolda birileri çevirip o an da aradığı sorulara cevap arıyor. Tabi bunları yaparken ustalık gerektiren bir mizah anlayışı da mevcut.


Gülüyorsunuz filmde. Bunu söyleyeyim. Ama gülmeniz için o ince esprileri anlamanız gerekiyor. Ya da en azından ayak uydurmalısınız. Allen bunu da film içerisinde başka türlü eleştirmiş. Gülmeye gelen seyirci, güler. Yani sizin bir şey yapmanıza gerek yoktur. Film de gülmeyi beceremeyenler var mesela. Allen, bir komedyeni canlandırıyor. Ama dostlar arasında, aile sofrasında esprileri komik olmaktan çok, onu itici yapıyor. İyi yazılmış diyalogları, yerinde sahneleri, atmosfer filmi izlenir kılıyor. Oyunculuklara pek bir şey söyleyemem. Sanırım Allen iyi bir oyuncu değil. Ama bunu da yapması gerekmiyor. Yani eksiklik gibi gelmiyor bana. Zaten sokaktaki adam rolünde oluyor genelde. Yani neyse, o şekilde oynuyor. En azından bana öyle geliyor. Google görsellerde filmin adını yazıp aradığınızda ise hoş karelerle karşılaşacaksınız. Bir kısmı burada. Tıkla.

Film hakkında hiçbir şey yazmadan, filmden bahsetmiş olmama şaşırıyorum doğrusu. Ama dedim ya fotoğraflarına bayıldım. O yüzden de bir şeyler deyesim geldi. Hani hala izlemediysen, izle bence. En kısaca diyebileceğim şu ki, entelektüel bir adamın -ki bu Alvy karakterine bürünmüş, bir komedyen olan Allen oluyor- kadınlarla olan ilişkilerini, en son beraber olduğu kadınla nasıl başladığı, neden bittiği üzerine bir film izliyoruz. Daha dikkatli bir gözle izlendiğinde ve sonrasında üzerine başka şeyler okunduğunda bir çok şey bulunacaktır elbette. Ama ben şu an bunu yapmıyorum. Alvy etrafındaki insanlardan pek haz almıyor. New York dışında yaşamayı sevmiyor. Sevgilisi Annie için çok çaba harcıyor. Onun zeki olmadığını düşünüyor ve parantez içinde söylemek gerekirse onun "zeki bir kadın olması için" çaba harcıyor. İşte bu da Annie ve Alvy'nin ilişkilerini yürütememe sebeplerini doğuruyor. Her şey sex değildir. Birkaç kere ayrılıp, barışmalarına da tanıklık ediyoruz. Ama Alvy bir türlü, Annie'yi unutamıyor işte. Tabi öyle çılgın aşık durumu da yok. Annie ise yeni hayatına çoktan alışmış. Filmin sonu mu? İzleyin ve görün.  

1 Kuş Sesleri:

eskiler iyiydi ama 2000'lerdeki filmleri pek gitmiyor açıkçası...

daimasinema.blogspot.com
3 yaşında...