18 Ocak 2012 Çarşamba

Gezdim, Gördüm, Öğrendim.

24+6= 30 (çok az kalmış hissi), başlıklı yazıma bir atıfla yazayım bunu. Ne yazacaksam artık. Sadece bir kaç hatırlatma. Tamam yurt dışına hiç gitmemiş olabilirim ama yine de gittim, gördüm diyebileceğim yerler var. 2006 yılında liseyi bitirip, üniversiteye gelene kadar bir kaç yer dışında gördüğüm yerler o kadar az ki. Hala da çok var diyemem. Ama en azından elimde bir şeyler var. Bazı arkadaşlarım yurt dışına giderken ben Türkiye'de onların gidemeyeceği yerlere gittim. O yüzden o kadar da hayıflanmıyorum. Üniversite'ye kadar, Bursa'ya, Çanakkale'ye gitmişliğim var. Bunların dışındakileri saymaya gerek yok. Hatta lise hayatım boyunca İstanbul'a bile gelmedim. Çünkü İstanbul'a gitmek benim için ödül olacaktı. Üniversiteyi kazanmak ve İstanbul.


Bu andan itibaren kısa kısa neler yapmışım bi bakalım hele. 2007 yılında hayatımda ilk defa Ankara'ya gittim. Liseden arkadaşım Alptuğ'un yanına hem onu görmek hem de doğum gününü kutlamak için gitmiştim. Bir parçada olsa yeni bir şehir görmüştüm. 2007 Ocak, Ankara karlar altındaydı. Bu benim ilk şehir dışına kendi başıma çıkışımdı aslında. 



Bundan bir kaç ay sonra, Afyon'da ki Sosyoloji Öğrencileri Kongresi'ne katılmak için Afyona gittim. 2007 Nisan. Trenle ve arkadaşlarla yapılan ilk yolculuk. Başka bir şehir havası, bambaşka insanlar, farklı bir ortam. Başımıza talihsiz olaylarda gelmedi değil. Silahlar çıktı, oturumlar basıldı, iptal edildi. O sene İstanbul, Mimar Sinan ve Bilgi ortak olarak 2008'de ki kongreyi yapmaya hak kazanmıştı. 


Kongre'nin ardından şehrimize, İstanbul'a dönüp finallerimize girip üniversite hayatımızdaki ilk yılımızı bitirmiştik. Yaz boyunca Şarköy'de zamanımı geçirdim. Lise alışkanlıkları işte. Zaten üniversitedeki ilk yılım yurtta ya da akrabaların yanında geçmişti. Bazı şeyler elinizden gelmiyor işte. İnsanlar öyle şanslı ki falan demeyeceğim ama kendime ait bir evim, odam olsa bazı şeyler daha başka olacak. Bundan eminim. Artık bunu ailemden isteyemem ama beş sene önce durum böyle olmasa başka olabilirdi yine de. Yazın sonlarına doğru annem ve babam Bozcaada'ya gitmişlerdi. Babam Şarköy'de gazete çıkardığı için, adada gazete çıkaran, Lisa ile de bir tanışıklık kurmuştu. Gidenler bilir, Lisa at Cafe's diye bir yeri vardır. O sıralar, Lisa gazeteyi çıkaramıyordu, kendisine yardım eden kişi askere gitmişti, kafeye de biri lazımdı. Birazda babamın zoruyla o vakitler oraya gitmiştim. Aslında daha öncesinde Reşat ile Bozcaada'ya tatile gitmiştik ama onu saymıyorum. Ailem Şarköy'e döndükten sonra hemen Bozcaada'ya gittim. Salı gittim ve cuma günü pencereden kaçarak işi bıraktım. Çünkü günde 17 saat çalışmak pek benim için iç açıcı değildi. Üstüne günlük 20 lira kazanmak hiç hoş değildi. Yine de bunu yaptım diyebileceğim hem de kendi başıma yaptım diyebileceğim şeylerden biridir bu. 


2008 yılı aslında uzun bir suskun dönemini içinde barındırmakla beraber bu anlamda yaptığım en güzel anları da içerisinde barındırır. 2008 yılı okulla birlikte geçerken yaz geldiğinde yapmak istediğim şey olan ve hatta sosyoloji okuma sebeplerimden biri de olan sinema-tv ile ilgili hayallerime yönelme dönemiydi. O sıralar kısa film atölyesi arıyordum kendime fakat bunu para vermeden yapabilmenin yollarını bulmak fazla kolay değil. Çok şanslı olmalıyım ki Sibel hoca o sıralar mail grubuna TOG&DSM ortaklığında bir kısa film ve fotoröportaj atölyesi başlıklı bir mail attı. Başvurdum. Tabi bunun sonucu gelene kadar başka şeyler var. Halam beni babanemle beraber Bodrum'a götürdü. Evet hayatımda ilk defa güneye inmiş oldum böylece. En uzun otobüs yolculuğumu yaptım. 


Bodrum'da olduğum sırada başvurduğum atölyeden beni aradılar. Hala gelmeyi düşünüyor musunuz diye. -Elbette. Sanırım olabilecek en güzel şey olmuştu. Bodrum'dan döndükten sonra o sırada halamın bana bir başka kıyağı olan Metallica konserine gittim Ali Sami Yen'de. Ardından üç günlük bir Yalova ziyareti ve 29 ağustos 2008'de Samsun'a gitmek için yola çıktım. 3 haftalık bir hikayenin başlangıcıydı bu. Be yine hayatımda ilk defa ülkenin kuzeyine gitme fırsatı yakalamıştım. Kalacak yer, yemek ve hatta yol parasını bile karşılıyorlardı. Üstüne şahane bir eğitim alacak, yeni insanlar tanıyacak, bir şeyler üretecektim. Bu arada şunu da hatırlatmakta fayda var, bizim bölümden benim dışımda başvuran 5-6 kişi daha vardı ve tek seçtikleri kişi bendim. Burada ilk üç günümüz fotoröportaj atölyesi ile başladı. Altan Bal ve Ali Saltan eşliğinde geçti. Bu arada Altan Bal'ı ilk tanıdığım yer burasıydı. Devamı da var bilindiği gibi. Samsun'daki 2 haftalık film atölyesinin ardından kendi hikayelerimizi oluşturmaya ve çekmeye başladık. Burada senaryolardan birisini de ben yazdım. Kendi yaşam öykümden yola çıkarak yazdığım bir şeydi fakat beğenilmişti. Atölyenin sonunda, iki kısa film çekmiş, yeni insanlar tanımış ve bir çok şey öğrenmiş olarak oradan ayrıldım. 2008 yılı bu bakımdan şahane geçmişti. 


2008'in sonlarına doğru İstanbul'daki kongrede belirlendiği üzere İzmir Sosyoloji Kongresi temsilciler toplantısı vesilesiyle İzmir'e gitme fırsatı yakaladım. İzmir'e ilk gidişim. Yeni insanlar tanımak. Olayların içine dahil olmak.  Hala da bazılarıyla görüşebilmek benim için güzel. Tabi bu İzmir'e il gidişimin ardından devamı da geldi. 2009 yılında bu sefer kongre vesilesiyle nisan ayında İzmir'e gittim. 


2009 yılının kasım ayında Mustafa ve ben Diyarbakır'a gittik. Hem oradaki dostlarımızı görmek için, hem de Diyarbakır Kürt Filmleri Festivali'ne katılabilmek için. Biz gittiğimiz sırada, Ali Kemal, Sait ve Abdullah abi film çekiyorlardı. O sırada Sait abinin filmi çekilmekteydi. Hatta bir parça da olsa bizde figüran olarak yer aldık filmin içerisinde. Yardım ettik. Filmlere gittik. Bu sırada Artvin'de Gezici Film Festivali vardı. Oraya da gitmek istiyordum. Mustafa oraya davet edilmişti fakat ben o şansı yakalayamamıştım. Sonra Serkan'ın ısrarı üzerine, organizasyondan Esra'yı aradım ve yine bir şans anı ile Artvin'e gitme şansı yakaladım. Diyarbakır'da beş gün geçirmiştim. 


Bu beş içerisinde bir de Serkan'ın da inisiyatifi ile birlikte -burada bir şans daha Serkan arabası ile gelmişti- Mardin' gittik. Günü birlik bir geziydi belki ama o şehri görmek şahaneydi. O taraflarda görülmeye değer daha çok yer var ve öncelikle oraları görmeyi çok istiyorum. Her neyse.


2009'un sonları fazlasıyla hareketli geçmeye başlamıştı benim için. Erzurum aktarmalı yolculuğum Artvin'de son bulmuştu. Burada Derviş Zaim'den senaryo dersi aldım üç saatlik ama şahaneydi. Onunla tanışmak güzeldi. Senem Aytaç ve Fırat Yücel ile beraber film okumaları ya da filmler üzerine konuşmalar şeklinde geçen anlarımız oldu. Burada yeni şeyler öğrenmek, yeni insanlar tanımak şahaneydi. Serhat Tutumluer ile ilginç diyaloglarımız oldu. O sıralar altı aylık sakalla dolaştığımdan kendisi bana kabasakal diye hitap edip durdu ama neyse. Samsun'dan sonra güzel vakit geçirdiğim anlardı bunlar. Öğrenmek, paylaşmak, yeni insanlar tanımak, yeni yerler görmek. Diyarbakır'dan, Artvin'e uzanan bir yolculuk, şahaneydi. Çoğu kimsenin yapamayacağı şeylerdi bunlar aslına bakarsanız. Ama bunu bir övünme gibi söylemiyorum. Çünkü bazı şeylere para harcayacak durumda olmadığımdan hep böyle şeylerde ücretsiz olanlarını aradım. Artvin'de yemek, kalacak yer hatta içki paralarımız bile karşılandı. Luxus konserine gittik. Naim Dilmener ile tanıştık, aynı masada sohbet ettik, rakı içtik. Tuncel Kurtiz'in kalktığı koltuğa oturdum. Derya Alabora ile tanıştım. Deniz gibi güzel bir insanı tanıdım. 


Artvin'de festival sona erdikten sonra bize de dönüş yolu görünmüştü. Dokuz saatliğine de olsa Trabzon'da zaman geçirdim. Yüksek bir yerinde, deniz manzarası eşliğinde çayını içti o şehrin. Kısacıkta olsa gördüm ya bu vesileyle, belirteyim dedim.


Artvin'den, İstanbul'a döndükten sonra sadece bir gün durabildim şehirde. Zira 2010 yılında Van'da düzenlenecek olan Sosyoloji Kongresi'nin temsilciler toplantısı için Van'a gitmem gerekiyordu. Fakat Bulut cumartesi yola çıkacağımızı bilmesine rağmen yanlışlıkla uçak biletlerimizi cuma gününe almıştı ve bu yüzden uçaklarımız iptal olmuştu. Böylece Van'a gitme kararımızdan vazgeçemeyen bizler yaklaşık 48 saat sürecek tren yolculuğumuza başladık. Her ne kadar zorlu olsa da, güzeldi de. Makinistle tanıştık. Makinist koltuğunda yolculuk ettik. Trende uyuduk iki gün. Çaya hasret kaldık. Domates, peynirle doyurduk karnımızı ama güzeldi yinede. Tren Tatvan'da durdu. Orada da bir kaç saat geçirdik. Tatvan kebabının tadına baktık, yerinde. Pazartesi saat 22.00 civarlarında Van'a ulaştık. Her ne kadar toplantı bitmiş olsa da, azmimiz yerindeydi. Oraya gidip, ahaliyle beraber içtik, eğlendik. Sadece 14 saat durabildik Van'da ama yinede bu aksiyona değerdi, bugün bunu söyleyebilirim. Sabah kalktık, bir güzel Van kahvaltımızı da ettik. Ve 12.00'da kalkacak uçağımıza bindik. 2009'unda sonuna gelmiştim artık. Ve böyle geçti 2009 aralık benim için. 


2010 yılı da gezmelere yer yer olanak verdi benim için. Tuğçe'min memleketi Antalya'ya gitme şansı oldu. O sırada kendi sınıf arkadaşım olan Tuğçe'de Antalyadaydı ve ikisinin beni çağırması üzerine, iki gün sonra Anltaya'da buldum kendimi. Tuğçe'de kaldım. Annesi, babası, kardeşi ile birlikte. Olimpos'a gittik. Orada biraz hastaydım fakat bir daha ne zaman giderim bilinmez bir yerdi benim için. Anltaya'da zaman geçirdim. Yeni bir şehir gördüm. Açıkçası güzel yer. Akdeniz üniversitesini gördüm. Tuğçe'mle hasret giderdim. Bu süre 2010'un Mart'ına tekabül eder. Mayıs ayında ise kongre için tekrar Van'a gittim. Orada güzel anlar geçirdim. Gökhan, İdris ve Aziz bizi evlerinde ağırladılar. Aslında çok yakın olmasına rağmen, uzak zamanlar gibi geliyor şu an. 2010'un Aralık ayında tekrar İzmir ve Ankara'ya gittim. İzmir'e Sevil'i görmek için, Ankara'ya ise Sosyoloji Günleri için gittim. 2011 bu bakımdan pek bakir geçti. Sanırım hiç bir yere gitmedim. Ve aslına bakarsanız bu kadar saydığım yerler dışında da yerlere gittim. Ama onlardan bahsetmek artık yazıyı daha da uzatacaktı. 2007 yılında, TKP'nin bir organizasyonu ile İstanbul'dan Ankara'ya gitmiştim. -Belirteyim ki TKP'li değilim ama olabilirdim de tabi, bilinsin diye belirtiyorum sadece, partizan olmadım hiç- Bu yolculukta, Eskişehir, Bolu, Kocaeli, gibi şehirlerde zaman geçirdim. İşte hepsi böyle benim için. Belki daha da vardır anlatılacak olanlar ama burada bu kadar. Belki yurt dışına gidemedim ama bir çok yer gezdim, gördüm, öğrendim. Ve biliyorum ki gezeceğim, öğreneceğim, paylaşacağım daha da. Bundan eminim. Her şeyin sırası var ve ben yapacak şevkle, heyecanla doluyum. Bundan sonrası bana kalmış zaten. Bu ana kadar elde ettiklerimi de kendi inisiyatifimle yaptım. Elbette yurt dışına da gideceğim ama gidersem gelmemek için gitmek istiyorum. 30 yaşıma geldiğimde neleri yapamadığıma üzüleceğim kadar yaptıklarımla da mutluluk duyacağıma eminim. Çünkü hayat her şeyi yapmak için kısa, ama hiç bir şey yapamayacak kadar da uzun değil mi? 

Sevgilerimle...

1 Kuş Sesleri:

resimler çok muhtesem cıkmış.