12 Şubat 2012 Pazar

Melancholia [2011]


Yönetmeninin son filmi, benimse izlediğim ilk filmi. Trier'in hiçbir filmini izlememiş biri olarak bu filmi üzerine de pek bir şey söyleme hakkım -eğer böyle bir hak varsa- olduğunu sanmıyorum. Baştan söyleyeyim, en azından iki kez dikkatli gözlerle izlenmesi gereken bir film. Trier'in Dogville'ini yakın bir zamanda izleme çabalarım sonuçsuz kalmıştı. Özellikle Zeynep Özbatur'un Mithat Alam'da katıldığı söyleşide, içerisinde bulunmak isteyeceğim tek set diye tanımlamasından sonra merak uyanmıştı bende. Fekat beceremedim. Yarısında uyku ile ayrıldım filmden. Melancholia öyle olmadı. İyi de oldu sanırım. Trier'in diğer filmlerini izlemek için bir sebebim var artık. Biraz melankoliye, romantizme ve nostaljiye düşkün biri olarak iyi bir başlangıç yaptığımı düşünmekteyim.

Filmi izlememiş olanlar için özellikle söyleyeceğim şey girişine dikkat etmeleridir. Aslında filmin tamamını orada görecekler belki de. Bu girişten sonra bir orman yolu diyebileceğimiz, dar, virajlı bir yolda hareket etmeye çalışan beyaz bir limuzin bizi karşılıyor. Uzun bir süre neşe, gülümsemeler hakim filmin havasına. Özellikle Justine ilerleyen sahnelerde göremeyeceğimiz kadar neşe dolu. Hemen şunu da belirteyim Trier filmi iki bölüme ayırmış. İki kardeş Justine ve Claire bu bölümlerin ve filmin kahramanları. 


Film Michale ve Justine'in kendi düğün yemeklerine yetişmelerine istinaden başlıyor. Salonda bekleyen konuklar. Düğüne ve Justine dair yapılan konuşmalar. Justine'in hüznü. Düğünün ya da yemek de denebilir, ihtişamının sadece bir görüntüden ibaret oluşu. Burada melankolinin kendisi Justine aslında. Yani ilk bölümde.

İkinci bölüm olan Claire'ı izlediğimiz vakit ise Melankoli bir gezegen. Dünyaya çarpma riski olan bir gezegen. Burada bizi Claire'ın korkusu, umutsuzluğu karşılıyor. Ve elbette iki kardeşin birbirleriyle olan ilişkileri.

Filme ve konusuna dair konuşulabilecek çok şey var. Velhasıl bunu yapabileceğimi sanmıyorum. Hele de Trier'e bu kadar yabancı ve filmin en az bir kere daha izlenilmesi gerektiğini düşünürken. Yine de şunları söylemek mümkün. Film oyuncu kadrosu, oyuncuların performansları, hikayesi, kurgusu, yaratılan atmosfer, çekimler, belki de detayları ile üst düzey bir film olduğunu kanıtlıyor. Her ne kadar bunu yazdığım sırada filmin puanı imdb'de 7.4 görünse de daha iyi bir puanı hak ettiğini düşünüyorum.



7 Kuş Sesleri:

melancholia etkileyici bir filmdi. trier'in filmlerini baştan beri takip ediyorum. biraz seyircisini hırpalamaktan hoşlanan bir yönetmen olduğunu söyleyebilirim:) filmleri için dogville ve dalgaları aşmak sanırım en beğendiklerimdi.

Ben de bir iki hafta önce izledim filmi. Dediğin gibi bir kere izlemek yetmez bence ben de bir ara tekrar izlemeyi düşünüyorum. Seyirciye iletmek istediği şeyleri kaçırmışım gibi hissediyorum. Hani noldu da bu kız bu kadar melankoliye kapıldı. Ablası bunu konuşmuştuk yapmıcaktın tarzı bişeyler söylüyo. Yani devam eden bir psikolojik sorunu var di mi? Ya peki adam niye çekip gidiyor. Kafamda soru işaretleri

*alkım, Dogville zaten bende merak uyandırmış ama bir türlü kaldığım yerden devam edemiyordum. Diğer filme de baktım. O da bende merak uyandırdı. Bu meraklar zaten izletiyor ya :)

*Zeze, haklısın. Ablasının orada bir sözü var. Ben hatta flashback yapacaklarını düşündüm bir ara. Sonrasındaki tahminim şöyle, Melankoli'nin Dünya'ya çarpacak olmasından etkileniyor herkes. Justine bu konu da daha hassas. Tabi biz bunu ilk bölümde göremiyoruz ve bi anlama yerleştirmek de zorlaşıyor. Sanki Justine, dünya yok olacak ve ben niye evleniyorum ki? 10 yıl sonrasının hayalini kuruyorum ki? neden çalışıyorum ki? diyormuş gibi geliyor. Tabi üzerine okunması, bir kaç defa izlenmesi gerek sanırım. Buradan ne desek boş :)

Giriş kısımlarına prolog diyorlar. Filmin özeti gibidir. Bizdeki iyi örnekleri için Yusuf Üçlemesi'ne bakabilirsiniz...

Hey yeni bir şey öğrendim :) Bakayım ona tam olarak neymiş. Teşekkürler Osman...