31 Mart 2012 Cumartesi

sevgi kelebeği olamadık!




İki yıldır sabır zorlayan mart ayı!

Şimdi mart diyince hepiniz baharın coşkusuyla sevgi ve kelebek modundasınız. Bende mart diyince buna benzer bir yazı yazacağımı düşündünüz; lakin yanıldınız. Olay mart ayının benim hayatımda kâbuslarıyla ilgili. Bugün mart ayının bitiyor olması beni mutlu ederken giderayak son darbelerini de vurmuş olması beni derin düşüncelere sevk ediyor.

Şimdi size 2 yıldır geçen martlarımı kısaca özetliyorum. Benim kâbus olarak gördüğüm şeyler bakalım size nasıl görünecek?

Yıl 2011 Mart… Dört kişi ve bir kedi kaldığımız evde Mart’ın başında sorunlar baş göstermeye başlıyor. Kavgalar ve beş kuruşsuzken yeni bir eve taşınma süreci. Dört kişilik ev arkadaşlığı ikiye bölünüyor; bölündükçe çoğalmayan cinsten bölünüyoruz. Bu yılki Mart’ın özellikle 14’ü olanı üzerinde duracağım. Evet, her yılın 14’ü benim doğum günüm. Nitekim o günde öyleydi. Sabah erkenden uyanıp; tehdit mesajları aldığım, bir süre ev arkadaşı bellediğim insanlara hukuksal yollarla cevap vermek üzere notere gidiyorum. İhtarname çekiyorum her ikisine de o yetmiyor evsahibinide aradan çıkarıyorum. Tüm bunlar olup biterken taşınabileceğimiz, başımızı sokabileceğimiz bir ev daha bulamadık diğer arkadaşımla. Ardından tüm gün akşam 6’ya kadar sokaklarda ev arıyor, emlakçılarla pazarlıklar yapıyoruz. Şans bir yerden gülüyor ve sahibinden ev bulup o gün tüm eşyaları toplayıp vefakâr arkadaşlarımızın yardımıyla yeni tuttuğumuz eve taşınıyoruz. Şimdi burada küçük bir ayrıntı zihnimden hiç silinmeyen 5-6 saniyelik bir kare var. Biz eşyaları arabaya yüklerken eski ev arkadaşlarım ve onların yakın arkadaşı asansörden iniyor ve odamda kalan eşyaları toplarken çıkan çöpleri koyduğum torbayı önüme atarak korodan ses geliyor:  “ha bu arada doğum günün kutlu olsun eda! HA HA HA HA…” Küçük bir dumur yaşamanın ardından sakinliğimi koruyarak “Teşekkür ederim” deyip gülümsüyorum. En farklı doğum günümü yaşatan insanlara, işte o an gerçekten bir yıl daha büyüdüğümü hissediyorum. Ardından topluca günün ilk yemeğini yemek üzere bir yerlere gidiyoruz ve kalmak üzere arkadaşlarımıza dağılıyoruz. Yeni eve taşınmayla ilgili olan sıkıntıları ayrıntılı bir şekilde anlatmayacağım, sizin de az çok tahmin ettiğinizi düşünüyorum.

Evet, geçen yıl ki mart daha bitmedi. Bilenleriniz bilir, bilmeyenleriniz için söylüyorum: Eskişehir’de kış zordur. Mart’da bile soğuktur. Haliyle biz eve yerleşene kadar hastalığı kapıyoruz. Ardından gelen hastane süreçleri vizelere girememe…

Gelelim bu yıl ki Mart’a… Şubat sonu bizi bir korku salmadı desem yalan olur. Acaba bu yıl neler olacak korkusu. Her şey yine benim doğum günümle başlıyor. Ev arkadaşımla geçen senenin acısını çıkartmak istiyoruz. Bu yıl, nasıl hevesliyiz. Doğum günümden bir iki gün önce ev arkadaşım rahatsızlanıyor. Antibiyotik kullanması gerekiyor, ha bir de parasız da kalıyoruz doğum günüme gelene kadar. Ardından bu yıl bunları göz arda ederek eğlenmeliyiz diyoruz ve başka vefakâr arkadaşlarımla dışarı çıkıyoruz. Muhabbet, sohbet, dans, eğlence… Her şey iyi başlıyor. İçiyoruz, dans ediyoruz. Kısaca eğleniyoruz. Ev arkadaşım bir ara tuvalete gidiyor ve görmediği merdivene takılıp düşüyor ve bayılıyor. Bu ara ben neredeyim: eğleniyorum ondan bir haber. Sonra bende çıkıyorum mekandan arkadaşımın yanına gidiyoruz. Ev arkadaşım: “ben düştüm eda, bayıldım. Çok kötü…” diyor. Bende alkol algıyı sonlandırmış. “iyi” diyorum sadece. Neye iyi dediğimi bilmeden iyi diyorum. Eve gidiyoruz falan ardından hastane süreçleri. Neyse ki usturuplu düşmüşte daha kötü bir şekilde atlatmadık bu durumu diyerek, şükür bile ediyoruz. Tabi var olan son paraları da alkol ve hastaneye yatırdığımızdan ayın geri kalan kısımları daha zorlu geçiyor. Aradaki olumsuz birkaç olayı daha ayrıntı her ay herkesin başına gelir diyerek geçiyorum.

Peki ay biterken son bir vurgun olarak neler yapıyor? Gelelim bugünün sabahına saat 6 suları. Ev arkadaşım bu saatte nefes daralması yaşıyor. Astımı yok. Durduk yere olan bir şey. Nefes alamayarak uyanıyor ve korkusundan beni uyandırmak istiyor. Seslenemiyor bu yüzden duvarları kapıları yumrukluyor. Müthiş bir korkuyla uyanıyorum. Kapımı açıyorum önümde yere düşmüş bir şekilde nefes almaya çalışırken görüyorum. Yeni uyanmanın ve korkmanın etkisiyle çokta bir şey yapamıyorum.  Sonra bir şekilde sakinleşip nefesini düzenliyor ve uyuyoruz. Uyandığımda tüm bunlar yaşandı mı diye düşünüyorum.

Evet, küçük ayrıntıları atlayarak anlattığım iki Mart ayı işte böyle geçti. Sonuç olarak yaşanılan şeyler insanı büyütüyor bu bir gerçek. Ama isyan etmiyor da değilim. “Daha ne olabilir?” diye.



3 Kuş Sesleri:

en azından 1 yılda 1 tane mart ayı var

ooo çok haklısın!neyse ki bir tane ya daha fazla olaydı:/

lanetli Mart ayı demek! :) sağlam lanetliymiş yalnız