17 Mayıs 2012 Perşembe

Bölüm I: Karamsarlık




Güneşin yüzünü bir gösterip, bir kaybolduğu, artık baharı ha geldi ha gelecek diye beklediğimiz günlerdendi. Gündüzler her an biraz daha uzarken, içim kararıyordu yavaşça. Terk edilmişlik hissi bünyede sarmalanıyor, yalnızlığın insanı delirten yoğunluğu gittikçe artıyordu o bahar da. Ne yapacağını bilmeyen, bilemeyen kaybolmuş bir insan daha dünyaya “merhaba” demişti artık. Kuyruğunu kovalayan köpek gibi aynı yerde dönüp duran bu insan artık yere yığılmayı bekler gibiydi. Zevkin bedensel hazlardan öteye gidemeyeceğine olan inancı fazlaydı ve hatta zevkin var olabileceğine bile inanmıyordu desek, yanlış olmaz.

Günleri birbirinin aynı, sıradan demek bile sıradan hale gelecek kadar sıkıcı, bunaltıcı ve iç karartıcıydı. İçtiği sigarayı bile bitiremiyor, hemen söndürüyor ama öylesine keyifsiz ve ne yaptığını bilmez bir halde ki yenisini yakmak çok da uzun sürmüyordu. Parmaklarının arasında duran, ateş saçan tütün yığını, küllerini yere savurmaktan hiç çekinmiyor. O ise buna kayıtsız bir seyre dalmış, ayaklarını uzatmış derin nefeslerle anı geçiştiriyordu. Evet öyleydi. Yaptığı şey yaşamak değil, “anı geçiştirmekti.”  

2 Kuş Sesleri:

Çogu kişi şuan böyle yapmakta..!

Anlaşılan onlardan biri de sensin. Bize kolay gelsin...