27 Ocak 2012 Cuma

Osmanlı Mizah Yaşamı

Vakti zamanında Uygarlık Tarihi dersi için yazdığım bir şeydi. Arşivi kurcalarken çıktı karşıma. 
Aynı ders için yazılmış bir diğer yazı için Gülmek Barbarlıktır



Osmanlı Mizah Yaşamı

Osmanlı İmparatorluğu’nda gülme nasıl incelenebilir?’1 diye soruyor Fraonçois Georgeon ve ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihi, karanlıkla eş anlamlı değildir; gölgelerden olduğu kadar ışıklardan da oluşmaktadır’, diye ekliyor. Osmanlı, Hacivat-Karagöz, Nasrettin Hoca, Keloğlan gibi bir çok güldürü ustasına tanıklık etmiştir. Osmanlı’da ki mizah ya da gülme imparatorluğa karşı olan bir duruşun göstergesidir de. Dile getirilen bütün gülmeceler halkın yaşadığı sorunların bir anlatısıdır da. Burada Necmi Erdoğan’ın popüler metis kavramına bir bakmak gerekecek diye düşünüyorum. “İktidar aygıtının dayattığı yasayla baş etme, yolundan saptırma, kaçma veya idare etmeye dayalı bir ilişki tarzı olarak popüler metis bir “arada olma” , “arada yaşama” sanatıdır.”2 Erdoğan bu kavramla Osmanlı toplumunda köylü ve devlet arasında ki ilişkiyi açıklamaya çalışır. Devlet, köylüden vergi almak için onun peşini bir an olsun bırakmaz bunun yanında köylü ise hep bir yolunu bulur ve kaçmayı başarır. İşte bu kaçmalar Osmanlı’nın mizah hayatına dahil olurlar bir yandan. Anlatılanlar, yaşananlardan gelen şeylerdir.


Osmanlı’da mizahın iki yönünden söz edebiliriz. “Birincisi insanları güldürmek, neşe yaratmak ve dostluğa yol açmak için nükteler yapmaktan ibaret iken, ikincisi bir kişiyi gülünç duruma düşürerek düşmanlığa neden olur” ( F. Georgeon, 2000: 90)
Erdoğan, yazısında, burada, devlet iktidarı karşısında “ne başkaldıran ve ne de boyun eğenler”den, iktidarın dayattığı koda uyarken, aynı zaman da onu çiğneyenlerden söz edeceğiz.3 diyor ve ilerleyen sayfalar da “fener meselesi” olarak geçen Tanzimat sonrası fenersiz sokağa çıkma yasağının Karagöz oyununa nasıl girdiğini anlatıyor;

Oyunda, gece fenersiz sokağa çıkılması yasaklanınca, Karagöz yakılmamış bir fenerle yetkililerin karşısına çıkar ve onlarla eğlenir; zira fermanda fenerin içinde mum olması gerektiğinden bahsetmemektedir. Yakalanıp karakola götürülür ve haklı olduğu anlaşıldıktan sonra serbest bırakılır. Ama Karagöz bu defa da için de mum olan ve fakat mumu yakılmamış bir fenerle perde de görünür. Karagöz böylece, terk etmeden kaçarak “yerin yasası” ile kurnazca oynamış olur.

Erdoğan’ın bütün makale boyunca anlattığı şey tabi/madun kesimlerle, devlet iktidarı arasında geçen kaçma-kovalamaca ilişkisidir. İşte Osmanlı mizah anlatılarına baktığımız zaman da bu karşılaşmalara sıkça rastlamak mümkün. Peki Osmanlıda’ki bu mizah gündelik hayata ne katıyordu ?

“[...] kolektif gülme her yerde patlamaz, ayrıcalıklı yerleri vardır; halka halinde oturulan ve “gülenlerin ahbaplığını güçlendiren “ mekânları, “kendi alanları” , “gülmece yuvaları” vardır. Burada söz konusu olan bir handır; Osmanlı İmparatorluğu’nun ekonomik ve toplumsal yaşamının bu karakteristik binası bir tür kent kervansarayıdır ve hem depo, hem dükkân, hem atölye, hem de gezginler ve yabancılar için otel olarka kullanılır; demek ki bir alışveriş yeri, farklı cemaatlerden insanların karşılaşabilceği o toplumsallaşma yerlerinden biri söz konusudur. [...] Gülme, farklı kuşaklar, toplumsal kategoriler, etnik ve dini gruplar arasında bir iletişim sağlamaktadır. [...] Kuşkusuz her cemaate özgü bir cemaat-içi gülmece de vardır, ama grup sınırlarını aşmaz.Osmanlı Türkçesi dışında imparatorluğun hiç bir başka dili çeşitli cemaat grupları arasında bu denli geniş bir iletişim sağlayamaz.” ( F. Georgeon: 2000)

Bir çok farklı insanı, farklı kesimi bir araya toplayabiliyordu mizah Osmanlı’da. Bunun önemli nedeni daha önceki satırlarda da söylediğim gibi anlatılanların “Osmanlı kültürel kaleydeskopu”nu sahneye taşıması, imparatorluğun farklı cemaatlerine ilişkin şablonlara başvurmasıdır. ( F. Georgeon: 2000;85)

Kısaca özetlemek gerekirse Osmanlı’da mizah, tabi/madun kesimler ve devlet arasında ki kaçma-kovalamaca ilişkisinin sonucu olarak ortaya çıkan komik unsurlardır. Bu ilişki Osmanlı’nın mizah yaşantısına girmiş ve bir çok güldürü ustasının hikayesine dönüşmüşlerdir. Halk Padişah’ın yetkilerine büyük saygı duymaktadır ve ona karşı bir mücadeleye girmemektedir. Ona daha kolay ve daha zararsız gibi görünen devletin yasalarından kurtulma taktikleri üretmek bir çıkış noktası sunmaktadır. Böylece ortaya çıkan Osmanlı halk mizahı insanların aynı mekanda buluşmasını, ortak bir şeyi paylaşmasına da olanak veriyor. Zaten anlatılanların gündelik yaşamda da ortak paylaştıkları şeyler olması bunu sağlıyor.


1 Georgeon, François. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Gülmek Mi?”, I. Fenoglio- F. Gerogeon, Doğu’da Mizah, çev. Ali Berktay, İstanbul: Y.K.Y., 2000, sf. 79
2 Erdoğan, Necmi. “Devleti “İdare Etmek”: Maduniyet ve Düzenbazlık, Toplum ve Bilim, sayı 83, 2000
3 Ag.e.

KAYNAKÇA
  1. Georgeon, François. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Gülmek Mi?”, I. Fenoglio- F. Gerogeon, Doğu’da Mizah, çev. Ali Berktay, İstanbul: Y.K.Y., 2000
  2. Erdoğan, Necmi. “Devleti “İdare Etmek”: Maduniyet ve Düzenbazlık, Toplum ve Bilim, sayı 83, 2000
  3. Avcı, Artun. “Toplumsal Eleştiri Söylemi Olarak Mizah ve Gülmece”, Birikim, 166, 2003, Ss. 80-96
  4. Bomes-Varol, Marie Christine. “Osmanlı İmparatorluğu’nda Yahudi Cuha”, Ed. I. Fenoglio- F. Georgeon, Doğu’da Mizah, Çev.: Ali Berktay, İstanbul: Y.K.Y., 2000, Ss. 49-63

0 Kuş Sesleri: