5 Nisan 2008 Cumartesi

VAROLMANIN İNANILMAZ TEBESSÜMÜ



VAROLMANIN İNANILMAZ TEBESSÜMÜ

Diğerlerinden farklı olmayacağını düşündüğünüz bir gün ve böyle gideceğini düşünürken “bir tebessüm silsilesi” ile karşılaşmak ne hoş. Hele de bu “bir tebessüm silsilesi” ne aldanmadan, onun esiri olmadan… Sanırım hoş olan da bu… Var olmanın inanılmaz tebessümü; -bir atıf-, bir yük boşalması ve bunun devamı… Hayata karşı hafiflik, oyunun bitmesi veya bitmesini beklemek tebessüm içinde…
Gün o kadar da eğlenceli ve heyecanlı geçmezken minik, anlık “bir tebessüm silsilesi” sizi karşılıyorsa ve ne yapabileceğinize karar verebiliyor, aslında biraz şaşırıyor, biraz heyecanlanıyor, biraz umursamaz oluyorsanız ya da olursam ben hafiflemişimdir. Hayatla ya da oyun mu dersiniz artık bir işim kalmamıştır. Yani oyunun bitmesi veya bitmesini beklemenin hiçbir anlamının kalmaması…
Hayat, bir oyundur. Oyunun çeşidini, kurallarını siz belirlediğinizi sanırsınız ama öyle değildir aslında. Belki kurallar bile yoktur. Kendi kurallarınız bile sizin dışınızdadır. Ama kuralları sahiplenebilirsiniz. Ortak kullanıma açıktır. Bu başkalarının yarattığı ama onlarında olmayan benim sevdiğim kural, diyebilirsiniz.
Var olmayan bir şeyin tebessümü pek olmaz sanırım. Tebessüm, var olan şeylere gülümseyerek veda etmek içinizde ne bir burukluk, ne de bir acı kalmadan. İki dudağınızda beliren o “bir tebessüm silsilesi” tamamen bu dünyanın, bu hayatın, bu oyunun bir parçası olduğunuzu hatırlattığında size, bütün yüklerini omzunuza bindirmiş görünmesine rağmen bir anlık işte o var olan “bir tebessüm silsilesi” tam da kaybolduğu anda iki dudağın arasında son bir güçle hepsini denize dökmüşsünüzdür. Yükler denizin dibini boylarken, sizse hafiflemiş uçmakta dırsınız ki işte bu da; Varolmanın İnanılmaz Tebessümü’dür.
Telefonuma bir arama gelir, numaranın kime ait olduğu belli değildir, dersteyimdir, açamam. Ardından bir mesaj “oyun bitti! çık dışarı!” Oyun, hayat… Ölüyor muydum yoksa? Şaka mıydı bu? Biraz sonra bir çılgın, belindeki tabancayla bana ateş mi edecekti? Bir grup kişi beni dövecek miydi ya da? Mesajı açıp bir daha bakarsın. Çok düzgün yazılmış, imla, ünlem işareti bile vardır. Cellâdım mı çok saygılıdır, yoksa oyunun bittiğini söylediği yerde mi başlıyordur oyun? On an hepsi muallaktır, işte buna benzer şeyler karalarsın defterine… birkaç dakika geçer bunun bir şaka veya bunun kimin tarafından yapılacağını anlarsın. Bunu da not edersin.
Ders biter. Dışarı çıkarsın. Ardından biri seslenir. Döner bakarsın ve o “şakacıdır.” Neyse… Bu Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’dir. Tüm stres gider ve gelen hafifliktir. Birkaç dakika geçer, bir grup, bir dörtlü fotoğraf çektirir, oyunun bittiğini yazan telefonla, oyun orda oynanıyordur, kişiler arasında kurallarını hiç birimizin koymadığı sadece var olanı sahiplendiğimiz oyun…
Birazdan oyun biter. Oyun biraz gecikmeli de olsa bitmiştir. Yerine “ bir tebessüm silsilesi” gelir. Yahut var olmanın inanılmaz hafifliği… Grup dağılır üç koldan ve geriye kalan hafifliktir o da birazdan gökyüzüne karışacaktır…


4 Nisan 2008 Cuma

Can Tıkıntısı



Canım çok tıkınıyor bu aralar... Sevgi ile sevmek ile... Kilo da almıyorum bir çözebilsem ah! neler olacak. Sınavlar başlıyor, pehh! umrumda mı dünya. Daha büyük sorunlar var aslında hayatın içinde hiçte değeri olmayan. Kafamı duvarlara vurup patlatasım, içine tuz atasım geliyor ki bunu da hiç mi hiç anlatamam ya da anlatmam mümkün değil. İşte onu da bilmiyorum yahu sorunun ne senin diyebilirsiniz, sorun hayatın kendisi, elinize verdiği gibi elinizden almasını da iyi biliyor ya işte diyeceksin ki; "deneyim koçum bunlar" s.kerim deneyimini o zaman... Cevap nettir sanırım. Hayde ottan bir yazı oldu ama iyi oldu, görüşürüz...