26 Kasım 2011 Cumartesi

Laflar 8

Fotoğraf Linki


- derinde bir iz,
     iz de bir derinlik var.
        uykusunda anlam buluyor,
           tüm karanlıklar.

21 Kasım 2011 Pazartesi

birinci -sun vakası

Fotoğraf Linki

omuzlarına çöken ağrı ile yürüyorsun.
daha iyi yaşamak için katlanıyorsun acıya.
tabanların şişiyor ve sen yine durmuyorsun.
hava kararıyor, tükeniyorsun. 
7.5 liranın peşindesin,
koşturuyorsun.
yorulmak yok, yapacağım diyorsun.
ama,
aması var ya işte!
yapamıyorsun.


12 Kasım 2011 Cumartesi

Laflar 7

Fotoğraf Linki
- hırlısı var, hırsızı var.
     bakma zamanla aram iyi ama
        onu benden çalanlar var. -

(Asaf'a atfen)

11 Kasım 2011 Cuma

Manhattan Filminden Kareler



Manhattan, Woody Allen'ın 1979 yapımı filmi. Yazmış, yönetmiş ve oynamış. Annie Hall'ın ardından izlediğim için de ayrıca memnunum. Allen, mizah yönü fazla olan biri, bunu sanırım her seferinde tekrarlayacağım ama öyle. Bu film için bir şey yazmayacağım. Zaten hep dediğim gibi yazılmış bir sürü şey var. Ben daha fazlasını söyleyemem. Hatta filmin "gözümüze soktuğu" entelektüel kıvamda olmadığım için bir çok espriden de mahrum kaldım. Daha doğrusu anlayamadım. Ama sanırım filmde en dikkat çeken şeylerden biri de buydu. Gündelik yaşamda çoğu kişinin umurunda oladığı ve hatta adını bile duymadığı isimler ard arda sıralanıyor filmde. Tabi bu benim bilgi eksikliğimden kaynaklanan bir yorumda olabilir, bir not olarak belirteyim bunu. En kaba haliyle, işi televizyon programlarına komedi yazarlığı yapmak olan entelektüel ama hayattan zevk almayan, başından iki evlilik geçmiş, aynı zaman da 17 yaşında bir sevgilisi olan, 42 yaşındaki Isaac'ın hikayesi bu. Bunun yanında başka bir kadın daha, Mary. En yakın dostu Yale ile beraber, aynı kadını seviyorlar. Falan filan. İşte izleyin. Ben niye bunu yazma gereği duydum:

8 Kasım 2011 Salı

Annie Hall [1977]


Annie Hall, Woody Allen'ın 1977 yapımı filmi. Film hakkında biraz yazılanlara baktıktan sonra otobiyografik bir film demem gerekecek. Öyleymiş. Sonuçta bilebileceğim bir mevzu değil. Allen'ın ilk izlediğim filmi Shadows and Fog idi. Hatta ondan önce kısa filmleri vardı onları izlemiş olabilirim. Tam hatırlamıyorum. Son dönem filmleri olan, Match Point, Barcelona Barcelona, Midnight in Paris'de süzgecimden geçti. İzlemem gerekiyor sanırım hepsini. Bu hisse kapıldım. Bayram bana film izlemek için mükemmel bir zaman yarattı doğrusu. Yalnız bir halde, evimde film izlemek. Tamamen bana ait. Kahvem, sigaram ve filmlerim. Evet, sonuncu bana ait.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Lord of War [2005]



Nicolas Cage'in sıkı bir takipçisi olmasam da izlemeye değer bulduğum filmleri var. Andrew Niccol'un yazıp, yönettiği 2005 yapımı Lord of War filmi bunlardan birisi olabilir. Blog geçmişimde sinema üzerine pek yazı bulunmamakla beraber, bir süredir kafamda düzgün bir şekilde yapma planıyla hareket ettiğim için bu tür yazıları sıklıkla okumanız imkan dahilinde olacaktır. En azından ben böyle düşünüyorum,şimdilik.

Kapitalizmin en büyük destekçileri ilaç ve silah sanayidir herhalde. İlaç ve silah dediğimizde de herhalde herkesin aklına doğal olarak savaş fikri gelecektir. Dünyada bugün barış bile silahlarla sağlanmaktadır. Güçlü olan silahıyla gelir, yerleşir, düzenini kurar ve gider. Bugünlerde Arap Baharı olarak adlandırılan Orta Doğu ve Kuzey Afrika ayaklanmaları, halk isyanları, son olarak da Libya lideri Kaddafi'nin öldürülmesi ile devam eden olaylar sıkça gözümüze sokulmakta. Bu ve buna benzer olayları bu yaşam düzeni içinde görmeye devam edeceğimiz aşikar. Bu durum, sinema emekçilerine de! fazlasıyla ekmek çıkaracak gibi. An itibariyle var mıdır bilmiyorum fakat, bu rüzgarın peşinde getireceği filmler, belgeseller, kitaplar hızla ortaya çıkacaktır. Hatta çıkmış olduğunu bile düşünüyorum ama yine de en iyileri, üzerinden biraz zaman geçtikten sonra olanlardır. Unutulmaya yüz tuttuğu ve hatta unutulduğu anda bundan nemalanmak isteyen leş yiyicilerin ortaya çıkacağı, benim için gerçeğin kendisi.

6 Kasım 2011 Pazar

Midnight in Paris


Keşke şu dönemde yaşasaydım, diyenlerden misiniz? Kendi zamanınızı – yani şimdiyi- sıkıcı, kasvetli bulanlardan mısınız? Öyle sanıyorum ki, o zamana gidebilseydik -bu belki rüyalarımızda ve hayallerimizde mümkündür- nasıl olurdu diye sorar dururduk. Evet, hayallerimizin çağına, yıllarına gidebilmek fikri ne kadar cazip ve olağan dışıysa, Woody Allen'ın son filmi Midnight in Paris'de öylesine olağan dışı. Elbette sinema hayallerin yeri fakat hayalleri böylesine yaratıcı bir dille ve sıkmadan gösterebilmekte başka bir yetenek gerektiriyor.

Allen, yazıp, yönettiği son filminde Hollywood'un içinde hapsolmuş, Hollywood için basit hikayeler yazan bir senarist olmaktan bunalmış Gil Pender'in, Paris'e aşık olma ve oraya yerleşme öyküsünü anlatıyor bizlere. Bunu yaparken de Pender'in, o hep hayallerini süsleyen yıllarına -buna belki de Allen'ın hayali demek yanlış olmaz- 1920'lere götürüyor bizleri. 2010 ve 1920 yılları arasında mekik dokuyan bir adamın hikayesi bu. Yaşadığı zamandan zevk alamayan, hayran olduğu kimseleri içinde barındıran Paris'i, 1920'ler de düşleyen Gil Pender'in yolculuğuna tanıklık ediyoruz 90 dakika boyunca.  

Laflar 6

Fotoğraf Linki



-   umutsuz bir bayram,
        etrafta hayvanlar, bağıran.
            kemikte bıçak sesi,
                çünkü bu derin bir kesi -

4 Kasım 2011 Cuma

Laflar 5

 Igiveyoumyheart by *andrahilde


- yaza.caktım, dur.dum sonra,
     düşledim, unuttum.
           ağır geldi, kaçtım.
      ben yalnız değilim halbuki -

2 Kasım 2011 Çarşamba

Tolga Burkay ve Rahatsız




Tolga Burkay, 2011 yılında 3. solo albümü olan Rahatsız'ı piyasa çıkarmış. Çıkarmış diyorum çünkü bu benim için yeni bir haber. Lise yıllarımdan beri takip ettiğim, (bu aralar biraz unutmakla beraber) ilk albümünü defalarca dinleyip, hatmettiğim bir sanatçıydı kendisi. Uzun zamandır ara vermiştim dinlemeye. Açıkçası albümünü de bulamıyorum. Bilgisayarımda da yok. Maalesef öyle bir kişi ki internette bile albümlerini bulmak zor. Tolga Burkay benim ara sırada yaptığım keşiflerimden. Benim sayemde çok seven insanlarda olmuştur. Bu his de başka bir konu tabi. Size şöyle diyebilirim ki, Teoman'dan sonra Tolga Burkay gelir benim için. Öyle bir sevgi ve sempatim vardır. Hakkında çok fazla bilgi edinmek mümkün değil. İlk albümünün ardından çıkardığı 2. albümü Renk Körü'nü pek benimseyememiştim açıkçası. İlk albümden aldığım tadı alamamıştım. 3. albüm sanırım o eski tadı verecek. Zira bir parçada olsa dinledim. Kulağım sevdi. Hani burada yaptığım şey müzik üzerine konuşmak değil. O benim işim değil fakat bir dinleyici olarak diyebilirim ki, dinleyiniz. Bir şekilde bulun. Gidip satın alın. Ben bulursam alacağım bunu da söyleyeyim. Zaten albüm alma alışkanlığım ancak sevdiğim insanlar için geçerlidir. Ve sınırlı sayıdadır bu. Yoksa hangi yöntemleri kullandığımız aşikar. 


Albümde ilk başta dikkatimi çeken şarkıyı söylemem gerekirse Perde'dir. Şu anda çalmakta. Maalesef arşivime ekledim bile. Üzgünüm Tolga Burkay. Ama seni seviyorum. "Perdenin ardında hep biri varmış, her istediğine inandırmış" işte şarkının vurucu sözleri. Ne anlamak isterseniz o buradan. Ama dinleyin. Müzik tarzı fazla eski geliyor kulağa. Bunu da en azından belirtmek gerek tabi. Tolga Burkay yeniliklerle dolu biri değil. Ama hani biraz Yaşar Kurt seviyorsanız, Burkay'ı da sevmeniz mümkün. Ben buna inanıyorum. 

13.03.2011'de Ekşi Sözlük'te bir yazar şöyle demiş:

naim dilmener'in ne denli iyi ve araştırmacı bir müzik eleştirmeni olduğunu bir kez daha görmeme vesile olan müziyendir kendisi.çünkü tolga burkay'ın varlığından, naim dilmener'in açık radyodaki programı sayesinde haberim oldu ve ne iyi oldu.


Bu yayını bende dinlemiş olsam en azından bu albümden haberim olabilirdi. Burkay ile tanışmam lisedeyken Viva adlı kanalda dönen Penceremde Deniz Vardı şarkısının klibi ile olmuştur. O şarkıyı dinlemek için az Viva'yı izlemedim. Ekrana kitlenip beklediğim olmuştur. Neyse bu zulümden kurtulduğum için mutluyum. O parçayı da hala Burkay'ı bilmiyorsanız dinleyin hem de orijinal klibi eşliğinde bunu yaparsanız ne ala. Dediğim gibi sade, bildik bir tını var şarkılarında ama biz bunları da tüketmiyor muyuz zaten. En azından bu işi hakkıyla yapan, fena da sözler yazmayan bir adamı dinleyerek yapabiliriz.

An itibariyle de Son Uyku parçası çalmakta. O zaman burada sona erdirelim. Dinleyin ve dinletin. Sonra en sevdiğiniz insanlarla bir araya gelip, denk gelinen bir konserine gidin. Yapacağım. Listeye eklendi.