31 Aralık 2009 Perşembe

Doğum günü pastası, Mumlar ve Yeni yıl




Sanırım en son lise sonda olsa gerek, bir doğum günü pastasının üzerinde ki mumları üflemişimdir. Tabii bu durum daha da gerilere gidebilir. O üflediğim doğum günü pastaları hep anne,baba,kardeş ana üçgenini oluşturmuştur hayatımda. Hep şöyle derdim; "neden büyükler pasta kesmezler, mum üflemezler." Sanki büyümenin yerine getirilmesi gereken bir ritüeli gibi pastadan ve üzerinde ki mumlardan mahrum kalmak zorundaymışız gibi. Zorundaymışız. Biz yaşını almış insan evlatları için bir zorunluluk mudur? Yoksa bize pasta alacak, üzerine mum koyup üflememizi bekleyecek birilerinin olmamasıdır bunun nedeni. Şimdi böyle düşünmek kolaya kaçmak gibi olacak doğrusu. Düşüncelerim beni aslında şuna götürüyor, sanırım insanlardan beklentilerimiz azalıyor. Aslında kim istemez ki, birileri onun için pasta alsın ve iyi ki doğdun desin. Üniversite hayatımda hiç doğum günü kutlaması olmadı adıma. Aslında bir tane oldu denebilir. Doğum günümden iki gün sonra arkadaşlarla Heybeliada'ya gittiğimiz de bana "peki" markalı keklerin üzerine diktikleri mumları üfletmişlerdi arkadaşlar. O gün benim için keyifsizdi ama arkadaşlarım hayatımda ilk defa böyle bir şey yapmışlardı benim için. İki gün geç de ve haberim olarak da olsa. İyiydi ama ben bunu, o bildiğimiz doğum günü pastasının üzerinde ki üflenen mumlardan hiç saymadım. Sanırım arkadaşlarım tarafından bana topluca en son kıyak budur. İnsanın çok arkadaşı olması da iş değil ya. Doğru dürüst arkadaşları olsun yeter. 2009 yılında da böyle oldu. Doğum günümü bile kutlamadı çoğu arkadaş, sorarsanız bunları gerçekten önemsemiyorum. Tek dert ettiğim onların bunu önemsermiş gibi rol yapmalarıdır. Ben gerçekten önemserken onlar gerçekten önemsemiyorlar. Çok geç saatlerde birinden duyup da kutlayanlarda önemsemiyorlar sadece bunun oyununu oynuyorlar. Neyse aslında bu söylediklerimi bir yere bağlama amacım var. Bakmayın siz bana. Böyle konuşup konuşup, çocukluk sıkıntılarıma götürmeyeceğim sizi. Umuyorum öyle olmaz. İşte uzun zamandır o doğum günü pastalarını ve üzerine konan mumları özlediğimi söyleyebilirim fakat bunu yapabilecek kimse yok etrafımda. Ben de yapmıyorum elbette. İçimden gelmiyor artık, biraz karşılık bekliyorum bu konuda. Hep içimde dert oldu. Özer'in doğum gününü üzerine delik açıp mum diktiğimiz bir karpuzla kutlamıştık. Barış'a gofretin üzerine diktiğimiz bir mumla yapmıştık bunu. Mustafa'ya evde ki tek tatlı şey olan bir tanecik kremalı bisküvinin üzerine koyduğumuz mumla yapmıştık. İşte samimiyet budur arkadaşım. O kadar laf ettim değil mi? Pasta pasta diye. İşte bu sene Özer, Mustafa, Sezgin ve Barış benim tarafımdan doğum günlerinde pastaya maruz kalacaklardır. Onların şimdilik bundan haberleri yok. Umarım ben de bu dediklerimi yerine getirebilirim.

Ve 2009 yılının sonuna gelirken büyük bir ihtimalle bu yılın son yazısı bu olacak. bu amaçla bu bahsettiklerimi bir şeylere bağlayarak bitiriyorum. 2009 yılı benim için ortalama bir yıl oldu, son dakika da yaşadığım keyifli zamanlar dışında. Bandista gibi bir grupla tanıştım. Bir sevgilim oldu, ondan ayrılmak zorunda kaldım. Özer'in doğum gününde Bandista'yı dinlemeye gittik. Gültepe'de ki evimizden ayrıldık. Fotoğraf makinamı çaldırdım. Yeni insanlar tanıdım. Altı yıldır görmediğim bir arkdaşımla görüştüm. Türkiye'nin doğusuna gittim. Gezdim son demlerinde bu yılın. Dördüncü sınıfa geçtim ve bitirmek üzereyim okulumu. İşte kısaca böyle. Belki çok kısa oldu. Bir şeyler daha katabilirim. Şimdi 2010 yılı için diyeceklerim için son paragrafa geçiyorum.

2010 yılında tüm dostlarımla beraber olabilmeyi. Düzenli bir hayata geçip artık bir şeyleri kovalıyor, aklımdakileri yapabilmeyi, son olarak da dedim ya pastayı ve üzerine mum dikecek arkadaşlarımla sonuna kadar beraber bir hayat geçirmek istiyorum. Kendim için bir şey dilemiyorum doğrusu. Sadece istiyorum. İstemek, dilemek midir bilemem. İşte böyle. Yarın gece doğum günü pastasına, üzerinde ki mumlara ve yeni yıla içeceğim. Dolayısıyla hayatıma değip geçen tüm dostlara ve arkadaşlara. Size mutlu yıllar.

Hoşça kalın.

30 Aralık 2009 Çarşamba

Parti

Hemmen yazayım. 19 aralık 2009. Sinema Tv bölümünün yılbaşı partisinden geldim. 2 plastik bardak rakı ve bi tane de şarap içtim. Kafam iyidir. Elif'e teşekkürler. Ortam sıkıcıydı doğrusu amma velakin Elif ile muhabbet ettik, arkadaşlarını tanıdık. Böyle ortamları sevmeye başlamadım desem yalan olur. İçiyorsun ve herkes biraz yavaşak oluyor. Ne dediğini de bilmiyorsun. Tabi ben o kıvama pek gelemeidm bu akşam. Tanımam etmem insanları. Az daha tanımadğım elemanlarla kadın muhabbetinin içine giriyordum son anda kurtuldum. Ohhh!! Neyse kısa kesiyorum yazacak halde değilim.

Hoşça kal.

27 Aralık 2009 Pazar

Güzel Bir Gün

Zaman o kadar çabuk akıp geçiyor ki. Arkanıza dönüp baktığınız da o kadar çok şey birikmiş oluyor ki bazen. Her nefes aldığımız an bir şeyler biriktiriyoruz hayatta. En son altı sene önce gördüğünüz bir arkadaşınızla tekrar ve bambaşka bir memlekette görüşmek ne garip bir şeydir. Ben de bugün en son altı sene önce gördüğüm bir arkadaşımla görüştüm. O başka yerde, ben başka yerde okuyoruz. İki şehrin tam ortasında buluştuk. Önce biraz dolandık. Sahile indik. Çay içtik, tavla oynadık ve tabii ki her zaman ki gibi yendim. Kadınlar tavla oynamayı bilmiyor doğrusu söylemek istiyorum ki. Bazı kadınlar bana bu cinsiyetçi tavrımdan dolayı kızabilir ama bazı şeyler doğamızda var. Neyse geçelim bu işleri. Sonra para çekmek için şehir merkezine yürüdük. Dolanırken kendisi kumpirci gördü, ısrarlarım ve açlığım sonucu kumpir yedik. Oradan ayrılıp tekrar sokaklara döküldük. Yorulmuştu hanımefendinin kendisi, yine bir kafeye oturduk. Adını söylemiyorum reklama girmesin. O bir sahlep içti, ben de bir expresso içtim. Hiç beğenmedim. Buradan da kalktıktan sonra tekrar sahile doğru yürüdük. Göl gibi bir yer vardı, oranın kıyısında banklarda oturduk. Biraz lise yıllarından tanıdıkları çekiştirdik. Çok da önemliymiş gibi. Gölün etrafında bir turladıktan sonra beraber otogara doğru yola koyulduk. Otogarda bana bir mısır ısmarladı. Süt mısırdiye aldık, hayvan mısırı çıktı tabii ki. O yiyemedi attı, bense hala yemek için baya uğraştım fakat yapamadım. Otobüsü geç geldi. Geldikten sonra ve öncesinde sanırım dört defa vedalaştık. Sonunda birbirimize el sallayarak ayrıldık.

Hoşça kal dost. Umarım en kısa zamanda görüşürüz. Uzun zamandır böyle sıkılmadan zaman geçirmemiştim. Nasılsa okumazsın bunu.

Hoşça kal.

22 Aralık 2009 Salı

17 günde 2009'un anlamı

2009 yılının sonuna gelirken yılın benim için berbat geçmesinin önüne geçen, en azından sonunu kötü getirmememi sağlayan bir dizi olaylar oldu. Aslında kısaca şöyle söyleyebilirim 4-22 aralık 2009 tarihleri arasında sağlam bir doğu turu yaptım. Hayatımı yeniden anlamdıracak sebepler edindim. Geçen sene Samsundaki kısa film aölyesi ve üniversiteye girişim hayatımın önemli iki dönüm noktasıdır ve bu 17 gün boyunca yaşadıklarımda aslında bu iki dönüm noktasının uzantısıdır.

4 aralık günü MuKo ile Diyarbakır'a geldik. Cuma günüydü. Ayın 9'una kadar orada durduk. Serkan'ın beni gaza getirmesiyle Artvin'deki gezici festivalden hiç tanımadığım Esra'yı arayarak ve belki de şans eseri Artvin'deki gezici festivale gitme şansına eriştim. Halbuki en geç 14 aralıkta İstanbul'da olmayı düşünüyordum. Böylece 9 aralıkta yola çıktık Muko ile. Bu arada Diyarbakırdayken Serkan sayesinde Mardin'e gidebilmekte büyük keyifti. (bunları daha ayrıntılı anlatmayı düşünüyorum.) 10 aralık günü 13 saatlik bir yolculuğun ardından Artvindeydik. Ayın 17 sine kadar Artvin'de kaldık. Orada güzel zaman geçirdiğimi düşünüyorum. Özer'in de Artvin'e gelmesi benim için çok önemliydi. 17 sinde İstanbul'a geldikten ve ayın 18 sinde sadece birgün durup ve işlerimi hallettikten sonra ayın 19 unda aslında uçakla gitmemiz gerekirken ben Bulut, Ekin ve Selin ile birlikte tren yoluyla 43 saatlik bir yolculukla önce Tatvan'a gittik oradan 2 saatlik otobüs yoluyla 21 aralık günü saat 21' de Van'a ulaştık. Sosyoloji Kongresi Temsilciler toplantısını kaçırmıştık ama yine de bir kaç arkadaşla muhabbet edip yenileriyle tanışmak büyük keyifti. Bu arada Van sosyolojiden Özcan'ın hakkını da yemeyelim. Sabah saat 08.00 gibi uyanıp Van'da kahvaltımızı ettikten sonra. 12.45'teki uçağımıza binip 22 aralık günü İstanbuldaydık. İşte kısaca 2009'un sonlarının haatıma kattığı büyük keyif silsileleri. Umarım 2010 daha keyifli ve mutlu geçer.

Hoşça kal.

"hayır" a cevap.

Bunu öğrenmek iyi oldu. Neden böyle düşündüğümü de belki günün birinde öğrenirsin. Şuan ne olabileceğini de düşünmek istemiyorum. Kafam hayli karışık ve yoğun. Senin için burada kesmek istiyorum. Burayı bu hale sokmak istemiyorum.

Sana özel: hoşça kal.

not: istersen bir ara beni.

19 Aralık 2009 Cumartesi

Kaçış Yok

Buraya bir süre yazmayacağımı söylemiştim, başka bir blog açacağımı da bunu şuan için uğraşlı geldiği için bir süre askıya aldım tabi açmak istediğim diğer blogda hala aklımda neyse. Bunu belirterek yazıyorum. Yazacağım şey sanırım ilk defa bu kadar kişisel olacak. Neden yazıyorum çünkü beni okuduğunu biliyorum. Eğer okumuyorsa da ne diyelim. Sen kendini biliyorsun nasılsa o yüzden isim vermeme gerek yok.

Şimdi sana buradan soruyorum. Bir pazartesi gecesi iki saat boyunca seninle konuştuktan ve bir türlü ikna edemedikten sonra soruyorum. Bana sadece şunu söyle; " kabul etmemenin nedeni başka birinin olması mıydı?" eğer böyleyse bunu bilmek istiyorum ve bana yalan söylemeni de istemiyorum. Bunun cevabını ister sende benim gibi bu şekilde ver, ister bi "evet-hayır" diye mesaj atarak. Başka bir şey istemiyorum senden, sadece bunu bilmek istiyorum. Bunu bana yapabilecek kadar hatırım vardır umarım.

Şimdi soracaksınız bundan önce hiç mi kişisel bir şey yazmadın diye. Evet yazdım ama bunu sanırım tahmin edebilirsiniz. bu benim ve biri arasında ki bir olaydan başka bir şey değil. Neyse benden bu kadar. İlerleyen günlerde Diyarbakır ve Artvin arasında nasıl mekik dokuduğumu buradan yazmaya çalışacağım.

Hoşça kalın.

4 Aralık 2009 Cuma

Diyara gitmek

Yarın Diyarbakır'a gidiyorum. İlk uçak deneyimimi yaşayacağım. Güneydoğuya ilk yolculuğumuda. Kürt Filmleri Festivali'ne katılmak güzel olacak.

Hemen bir şey daha söyleyeyim. Yeni bir blog açmayı düşünmekteyim. Buraya bir süre ara vereceğim. Yeni blogun adı hazır bir şekilde bekliyor. Ona ulaşmak isteyenler facebooktan öğrenebileceklerdir. Yani arkadaşsak öğrenirsiniz diyorum. Ya da şans eseri karşınıza çıkmasnı bekleyeceksiniz. Hadi görüşürüz.

Hoşça kalın.