30 Haziran 2010 Çarşamba

The Twilight Saga: Eclipse

Film bugün dünya ile eş zamanlı olarak vizyona girdi. Vampir hikayelerini sevmeye başladım. Bunun sebebi aslında geçen sene e2 de hava kararınca izlediğim moonlight adlı diziydi. Devamı gelmedi ama olsun. İyi-kötü fark etmez içinde vampir-kurtadam falan geçsin yeter. Keyifli.

özlemek deli gibi kokunu. özlemek seninle geçen zamanı. özlemek ne zor şey, kardeşlik. Ah özlemek ah!!

29 Haziran 2010 Salı

AŞK - Sertap Erener&Demir Demirkan



Güzel şarkı ama. Severek dinlerim. Demir Demirkan ve Sertap Erener versiyonu hele de hoş olmuş.

27 Haziran 2010 Pazar

Almanya-İngiltere Maçı



Almanya, beklediğim gibi İngiltere'yi kupanın dışına itmeyi başardı. Gerçekten iyi futbol oynadı Almanya. Akılcı, sabırlı ve istekli. İngiltere topa daha fazla sahip olmayı başardı fakat ilk golden sonra gelen bir kaç dakikalık baskı dışında çok da bir varlık gösteremediler maçta. Almanya kupanın favori takımlarından biri olduğunu gösterdi. İyi oynadılar. Belki 2-1 den sonra çizgiyi geçen top gol olarak sayılmış olsaydı ve maç 2-2 ye gelseydi ne olurdu bilinmez ama Almanya İngiltere'den daha iyi oynuyordu sonuçta. Bunu görebiliyorduk. İngiltere yetenekli ayaklarına güvenmiş belli ki. Tipik bir avrupa futbolu gördük. İki takımda açık oynadı. Kapanmadılar. Bunda Almanların erken gelen golününde etkisi olduğunu söylemek mümkün. Güzel maçtı doğrusu. Umarım sıradaki maçlarda böyle olur.

21 Haziran 2010 Pazartesi

Bugün ilk defa arabanın direksiyon koltuğuna oturdum. Benden Şoför olmaz. Ben F1'i izleyerek devam edeyim en iyisi. Keyfim kaçtı yahu.

20 Haziran 2010 Pazar

Bugün Reşat'ın mezuniyeti var. Bugünleri de gördük ya.

19 Haziran 2010 Cumartesi

ol


Mutlu ol dedim ona. O da mutlu oldu.

18 Haziran 2010 Cuma

Slovenya-ABD


Slovenya 2-0 önce geçtiği ve ilk yarısını da bu sonuç ile kapattığı maçdan 2-2 beraberlikle ayrıldı. Acaba ABD mi ayrıldı demeliydik. Az daha 3-2 yapıyorlardı. Bana göre net bir gol olsa da hakem gollerini vermedi. Kime yazık oldu bilmiyorum şimdi. Ama Slovenya'nın kazanmasını istediğimi söyleyebilirim. İyi bir maç çıkardılar. Kazanmak için hatta farka gitmek için bir çok pozisyon buldular. ABD ilk yarıda 1-1 yapmak üzereyken dönen topta kalesinde gol gördü ve 2-0 geriye düştü. Mücadeleden asla vazgeçmiyor Amerika takımı. Gruptan çıktıktan sonra iyi şeyler yaparlar umarım. Geçen sene İspanya'yı uzun bir süreden sonra yenip Konfederasyon Kupası finaline çıkmışlardı. Onlar için şaşırtıcı bir başarıydı fakat bunu yaptılar. Yine yaparlar mı bilinmez. Tarzları son Avrupa Şampiyonası'ndaki Türkiye'ye benziyor. Sonuna kadar mücadele et.

Yazık Oldu Almanlara


Almanya farklı kazanabileceği bir maçı 1-0 kaybetti. Almanlara pek de etki edeceğini sanmıyorum bu sonucun ama grupta bu sonuçla işler karışmış durumda. Hele de Gana-Avustralya maçından sonra değişik bir hal alabilir. Gana'nın gruptan lider olarak çıkması ilginç olacaktır. Almanya Klose'nin kırmızı kart görmesi ve hemen ardından gelen golle yenildi. Kazanabileceği pozisyonlara da girdi doğrusu. Direkten dönen topu var. Ama hiç beklenmeyecek kadar saçma bir gol yediler. Dünya Kupası'nın güzelliği burada sanırım. Fransa nasıl kaybetti. Brezilya az daha 2 paunı bırakıyordu K. Kore karşısında. İspanya maçını izlemedim ama yenildiler sonuçta. Dünyanın bir numaralı takımı kaybetti. İspanya bir turnuva takımı değil. Kendi adıma onlara şans vermiyorum. Ne kadar iyi olurlarsa olsunlar, işler zor. İtalya, Almanya, Brezilya bu yönden favorilerim. Bir de Arjantin faktörü var. Her an ne yapacakları belli değil. Bir de her dünya kupasında 1-2 tane sürpriz takım çıkıyor ortaya. Uruguay, Şili bunlara dahil takımlar şimdilik. Diğer takımlardan pek bir şey beklemiyorum. Meksika'nın Fransa'yı yenmesi ya da Sırbistan'ın bugün Almanya'yı yenmesi bir ölçü değil benim için.


Geçen seneki Basketbol Avrupa Şampiyonası'nda ilk grup maçlarında dökülen İspanya kazanmıştı kupayı. Yine böyle bir şey olabilir. Ya da en son dünya Kupası finalini hatırlayalım. Turnuvada pek de güzel görüntüler sergilemeyen İtalya ve Fransa'nın finaliydi. Fransa alabileceği bir maçı Zidane'ın kırmızı kartıyla kaybetmişti belki de. Tabii Fransa'nın finale çıkmasında büyük etkisi olan Efsaneyi de oraya taşımasında ki payını unutmamak lazım. Bu sene öyle bir şey olmadı Fransa adına. Artık mucizelere inanmak zorundalar. Neyse. Dünya Kupası 2. maçlarla beraber heyecanlı hale gelmeye başladı bile.

17 Haziran 2010 Perşembe

Yine Daum




Bundan bahsetmezsek olmaz heralde. Fenerbahçe Yönetimi, Daum ile yola devam kararı almıştır. Beşiktaş dışında Teknik direktörlerini değiştiren olmadı bu durumda. Ben ilk defa Fenerbahçe de böyle bir şeye şahit oluyorum. Kazanamayan adamı takımda tutmak. Aslına bakarsanız. 4 sene önce Daum'un gitmesine karşıydım. Adam kaybetmişti şampiyonluğu ama yine de kalmalıydı. Kalmadı. Zico, Aragones ve daha niceleri bu sonla tanıştı. Daum biraz şanslı çıktı. 10 milyon dolara yaklaşan gönderme maliyeti onu takımda tutmak için iyi bir sebep. Ben Daum'u pek sevmem ama bir iş yapılacaksa arkasında durulması gerektiğini düşünenlerdenim. Bir sene önce rezil bir şekilde ligi 4. bitiren, avrupada hiç bir varlık gösteremeyen bir takıma aşama atlatmıştır. O gittikten sonra gelen Zico da Daum'un mirasını yemiştir. Hatta bu düşünce çoğu kez medyada da dillendirildi. Katılanlardanım. Yani Daum gibi bir antrenörünüz varsa o adamı 1 sene takımda tutup yollayamazsınız. Belki 5-6 sene hatta daha fazla durmalıdır. Löw, Hiddink gibi adamlar yollanmışlardır. Ve şimdi nerededirler, görüyoruz. Bundan sonra Aykut Kocaman ile beraber Daum'a büyük iş düşüyor. Seneye daha iyi bir Fenerbahçe göreceğimizi umuyorum. Eksiklerimizi biliyoruz, görüyoruz. Buna göre yerinde transferler yapılmalıdır. Geniş bir kadro kurulmalıdır. Daum olmasaydı başka biri bizi uçuracakmıydı. Galatasaray'ın başında olmasaydı ve Rijkaard'ı alsaydık, ne büyük şey diyecektik değil mi? Ama işte öyle değil. Bu sene gördük GS'nin halini. Ya da bir sene öncesini 2 kupa ile kapatan Beşiktaş'ın halini. Bursaspor gibi tehlikeli bir rakibimiz daha var artık. İyi transferler yapıyorlar bütçeleri ile orantılı olarak. Darısı başımıza.

16 Haziran 2010 Çarşamba

Ne zor şey yalnızlık ya. Sevmiştim oysa diğer türlüsünü. Çık karşıma, çık karşıma hadi çık karşıma çık artık..

14 Haziran 2010 Pazartesi

Formula1 Kanada GP


Bu sene pek formula1'e bakamadım. Baktıklarımda da pek keyif almadım fakat Kanada Gp'si güzel geçti. Sürekli liderlik el değiştirdi. Bu sezon kuralların değişmesi keyif katıyor diyemem Formula'ya. M.Schumacher'in geri dönmesi heyecanla beklediğim bir şeydi. Ama yılların tecrübesi efsane pilot geçen senenin en hızlı aracıyla harikalar yaratıyor diyemeyiz. Bu sene kimin şampiyon olacağını söylemek bile mümkün değil. Her yarıştan sonra liderlik el değiştiriyor. Yalnız kabul etmek gerekir ki Red Bull pilotları gerçekten iyiler. Şuan ki tabloda McLaren ve Redbull arasında bir rekabet olacakmış gibi görünüyor ama her an herşey değişebilir. Sene başında Ferrari duble yaptığında da süpürecekler deniliyordu. Gördük ki öyle olmadı. Alonso bir şekilde üst sıralarda kendisine yer edinmeye çalışıyor bu sene. Ferrari'nin en az 2 yarış kazanması hatta duble yapmsaı gerekiyor. İşte McLaren bunu yaptı ve öne fırlamasını bildi iki pilotuyla. Sıra Ferrari'de. Yalnız M.S. ye üzülüyorum. Bu hale düşecek adam değildi. Her yarış öncesi o pistte kırdığı rekorları dinleyerek başlıyoruz yarışa o ise anca orta sıralarda kendisine yer ediniyor. Efsanenin bir sezon boyunca yarıştığı bütün yarışlarda podyuma çıktığını bilirim. Bu sene 4.lükten yukarısını göremedi.


Bir parantezde Massa'ya açmak istiyorum. Gerçekten çok iyi. M.S.'den sonra beinm için Ferrari'ye yakışan bir adam. Ama hep gölge adam olmak zorunda kaldı. Geçen sene iyi giderken sezonu kapattı. Bu sene şanssızlıklar yaşıyor. Elinden geleni yapıyor. Acaba birileri onun mu önüne engel koyuyor çözemedim. Gerçekten ilgilenilse şampiyon olacak adam odur. Button kimdi ? Weber kimdi? Kimdi bu adamlar. Bir anda ortaya çıktılar. Neyse.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Eyleme Geçelim


Mevzuları saptırıyoruz gibi geliyor bana. Hayat ve anlamlar sürekli değişiyor. Tam şu derken, karşına başka bir şu çıkıyor. Çok düşünmemek mi gerekiyor. Bilemiyorum. Eyleme geçme vaktidir, vakit. Durmamak gerek. Öyle ya da böyle bir noktadan koşmaya başlamalıyız, hız almalıyız artık. Duruyoruz gibi geliyor. Dönüyor diyorlar halbu ki dünya. Oysa hep yerinde duruyor. Ya da biz mi ters yöne koşuyoruzda hiç bir şey değişmiyor. Değiştirelim. Eyleme geçelim.



efkar efkar. yine efkar.

1 Haziran 2010 Salı

Basına ve Kamuoyuna


Basına ve Kamuoyuna,
Her geçen gün daha da artmakta olan baskı ve şiddet politikalarıyla güç odakları, öğrencilerin yaşam alanlarına ipotek koymaya devam etmektedir. Öğrenciler üzerinde yürütülen soruşturmalar, uzaklaştırmalar, gözaltı ve tutuklamalar bu çirkin baskı yöntemlerinin pratik yansımalarından ibarettir. Bizler, üzerinde yaşadığımız bu toprakların farklı coğrafyalarından biraraya gelen üniversite öğrencileri, bu baskıların ortak hedefiyiz ve bilmekteyiz ki, bu çirkin baskıları uygulayanların niyetleri de ortaktır. Bu ortak niyetleri doğrultusunda YÖK, Medya, Polis şer eksenine bir de faşist yapılanmalar eklemlenmekte ve öğrenciler bu kirli cephenin karşısına konulmaktadır.
Bu baskılar doğrultusunda son dönemde yaşanan olaylar saymakla bitmeyecek türdendir:
Sadece 2009 yılında gösterilere katıldıkları gerekçesiyle Ağır Ceza Mahkemelerinde 42 davada yargılanan 177 çocuğa 772 YIL 2 AY 26 GÜN HAPİS CEZASI verilmiştir. [1] Görülmektedir ki, zihniyet kendini daha ilkokul çağındaki çocuklara dahi dayatmakta sonuçları ise üniversite sıralarındaki bizlere kar kalmaktadır.
Siyasi mücadele zeminini ortadan kaldırmak adına KCK operasyonları dedikleri ve niyeti bizce aşikar yıldırma politikaları sonucunda, bir çok üniversitede Kürt öğrencilere yönelik baskılar artmıştır. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde okuyan 55’in üzerinde öğrenci adı geçen operasyonlar nedeniyle gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır.
Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi'nde düzenlenen "Bahar Şenliği"ni engellemek istedikleri gerekçesiyle gözaltına alınan 104 öğrenciden 8'i tutuklanmıştır.[2]
Kars Kafkas Üniversitesi’nden iki öğrenci çeşitli tarihlerde katıldıkları basın açıklaması ve etkinliklerde "yasa dışı slogan attıkları ve örgüt propagandası yaptıkları" gerekçesiyle tutuklanmıştır.[3]
Muğla Üniversite öğrencileri arasında başlayan kavgada bir öğrencinin silahla ağır yaralanmasının ardından adliyeye sevk edilen 76 kişiden 6'sı tutuklanmış, öğrenciler “polise mukavemet göstermekle” suçlanmıştır. Savcılıkta ifadesi alınan 70 kişi ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştır.[4]
Tokat'ta 21 Mayıs günü Kürt öğrencilere yönelik başlayan ve 2 öğrencinin ağır yaralandığı saldırının etkileri devam ederken, öğrencilerin mağduriyetleri de gittikçe artmaktadır.[5]
Sakarya gözaltına alınan 21 öğrenciden 4'ü Cumhuriyet Savcısının talimatı üzerine serbest bırakılırken 17 kişi Beşiktaş adliyesine sevk edilmiş, 7'si terör örgütü üyesi olmak suçundan tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.[6]
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi derslik girişine ‘Anadilde Eğitim İstiyoruz’ yazılı etiket yapıştırmak isteyen Kürt öğrenciler ile ülkücüler arasında yaşanan tartışma arbedeye dönüşmüş, polisin “müdahale” ettiği olayda 6 Kürt öğrenci gözaltına alınmıştır. [7]
“Yine Afyon’da Kürt arkadaşlarımız faşistler tarafından sürekli tehdit edilmekte ve tacize uğramakta hatta evleri basılıp işkenceye uğramakta, benzer olaylar Antalya, Muğla, Denizli gibi şehirlerdeki üniversitelerde sürekli yaşanmakta, üniversite yöneticileri olaylara sessiz kalmakta hatta üstünü örtmeye çalışmaktadır. Ülkücülerce linç edilip, polis kurşunuyla öldürülen Şerzan Kurt arkadaşımız bu furyanın en son kurbanı olmuştur.”[8]
Elbetteki öğrencilere yönelik baskılar sadece bu yönle sınırlı kalmamakta, örneğin Tekel eylemine katıldıkları gerekçesiyle Ankara’daki üniversitelerde öğrenciler sudan sebeplerle soruşturmalara uğramaktadır. Hacettepe Üniversitesi, TEKEL eylemine destek veren 20 öğrenciye 'siyasi faaliyet yapmak' iddiasıyla soruşturma açmıştır. Aralarında siyasal bilgiler okuyan öğrencilerin de bulunduğu gençleri, özel güvenlikle adım adım izleyen rektörlük, onları ailelerine mektupla şikâyet ettmiştir.[9] Son bir hafta içerisinde Hacettepe Üniversitesi rektörlüğü açtığı soruşturmalara ceza yağdırmaya başlamış; soruşturma açılan 70 öğrenciden yedisine birer dönem, iki öğrenciye birer yıl uzaklaştırma cezası verirken son sınıftaki bir öğrenciyi de okuldan atan rektörlük, bu cezaları öğrencilere tebliğ etmeyerek öğrencisine verdiği “değeri” de göstermiştir.
ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi'nde eş zamanlı olarak ulaşım zamlarını protesto eden 157 öğrenci gözaltına alınmıştır. Protesto için ODTÜ ve Hacettepe Üniversitesi'nde öğrenciler kampüs önlerindeki duraklarından otobüslere biletsiz binerek otobüsleri işgal eden öğrencilerin eylemlerini bastırmak için üniversitelere çevik kuvvet polisleri girmiş, Hacettepe Üniversitesi'nde otobüsün hareket etmemesi üzerine araçlardan inerek nizamiye kapısına yürüyen öğrenciler polis barikatıyla karşılaşmıştır. Hacettepe nizamiye kapısında polis tarafından 57 öğrenci gözaltına alınmştır. Aynı saatlerde ODTÜ'de de 100 öğrenci otobüs işgali yaptmış, otobüsün hareket etmemesi üzerine olay yerine polis gelerek örencilerin eylemine müdahale ettmiştir. Polisin müdahalesinin ardından otobüs Yıldızevler Polis Merkezine götürülmüş, sonuç olarak otobüs zamlarını protesto eden öğrencilerden 157'si gözaltına alınmıştır.[10]
Balıkesir’de artan yemek zamlarına karşı birçok öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilen “yemek yememek” şeklindeki içinde hiçbir şiddet unsuru olmayan protestonun ardından, bütçeleri zorlandığı için orada bulunan öğrenciler için soruşturma açılmıştır. Sürekli soruşturma ve gözaltılar nedeniyle, gerçek anlamda mücadele etmek ve destek vermek isteyen öğrencilerin de direnci kırılmaktadır. Bu metne Balıkesir Üni. tarafıdan eklemeler yapılırken dahi üniversite içinde ‘yaftalanma’ kaygısı duyulması, baskının boyutlarını göstermektedir. Öğrencilerin ailelerine telefonlar açılarak ‘çocuğunuza sahip çıkın’ gibi nasihatler verilmesinin yanı sıra işin en vahim boyutlarından biri; ‘oğlunuz/kızınız hastanede yatıyor’ gibi asılsız haberlerle ailelerin endişelendirilerek korku politikalarının üretilmesidir.
Ayrıca 12 Mart tarihinde Ankara Üniversitesi’nde "karşıt görüşlü öğrenciler arasında çıkan kavga" bahane edilerek bahçede bulunan ve polisin okula girmesine tepki gösteren 31 öğrenci gözaltına alınmıştır. Faşizm ellerinde satırlarla üniversite içinde kol gezerken; düşüncelerinden dolayı 8 öğrenci için keyfi bir şekilde okula alınmayacaklar listesi oluşturulmuştur. Kimlik kontrollerinde, konferans salonlarında, sınav girişlerinde öğrenciler özel güvenlik birimleri tarafından darp edilmekte; öğrenciler sürekli olarak “gözetleme kulelerinden” fişlenmekte, soruşturmalarla karşı karşıya gelmektedirler.
Sonuç olarak, özgür fikir platformu olması gereken üniversitelerin rektörlüklerinin bazı uygulamaları ilköğretim okullarını aratmamakta, her geçen gün bu yöndeki baskıların daha da arttığı üniversiteler, birer deney odası halini almakta ve öğrenci gençlik kıskaca alınmaktadır.
Bilinmelidir ki, belirtmiş olduğumuz bu olaylar, sadece son üç ay içinde yaşanmış olan ve halihazırda sürmekte olan olaylardır; ve bilinmelidir ki biz üniversite öğrencileri bu zor zamanların farkında, neyin doğru ve neyin yanlış olduğunun ve kimin yanında olmamız gerektiğinin bilincindeyiz...
Birliktelik elbetteki bizleri güçlendirecek ve bu baskı ortamında bizlerin sesini duyuracak en önemli aracımızdır. Bu bilinçle; sonuçlarından kaygı duymadan birarada olacağız ve arkadaşlarımızın yanında olmaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu yıl 16. Sosyoloji Öğrencileri Kongresi’nde Van'da gerçekleştirdiğimiz bu ortaklık, gelişen tüm baskı ve yıldırmalara rağmen umuyoruz ki seneye de şu an tutuklu olan arkadaşlarımızın aramıza katılmasıyla güçlenecektir.[11]
Bu umudumuz ve birlikteliğimize olan inançla..
Akdeniz Üni., Ankara Üni., Balıkesir Üni., Çanakkale Üni., Ege Üni., Erzurum Üni., Galatasaray Üni., Hacettepe Üni., İstanbul Üni., Kars Kafkas Üni. Mersin Üni., Mimar Sinan G.S. Üni., Marmara Üni., Muğla Üni., Sakarya Üni., Selçuk Üni., Yüzüncü Yıl Üni.
Sosyal Bilim Öğrencileri



[1] İHD ve TİHV 2009 yılı İnsan Hakları Değerlendirme Raporu






[8] Boğaziçi Üniversitesi, Bilgi Üniversitesi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Dicle Üniversitesi’nden sosyal bilim öğrencileri Dayanışma Metni’nden paylaşılmıştır.