27 Kasım 2009 Cuma

P.S.




Charles Baudelaire'in Paris Sikintisi kitabini okumaya kadar verdim. Uzun zamandir kitaplikta oylece duruyordu. Biraz siire dalalim. Ne var ne yok o alemde gorelim. Bir de su endustri sosyolojisi dersine calisayim tamamdir. Ohh ne ala...

26 Kasım 2009 Perşembe

Bloga Öneri

Yine blog yazmak üzerine iki laf edeyim. Eskiden blog yazarken tabi ne kadar eski olabilir fakındayım ilk yazmaya başladığım da işte. Blogumu fotoğraflar eşliğinde daha doğrusu yazdıklarımı fotoğraflarla desteklerdim sanırım son zamanlarda bunu yapmıyorum. Ve karar verdim yapacağım. Herkes böyle yapmalı da demiyorum bazı bloglar ki -ara sıra blog aleminde gezintiye çıkarım- fotoğrafsızda çok değerliler, keyifliler. Hatta bazısını bir daha hiç görmemek, şans eseri karşılaşmak üzere "şutlarım" Neyse efendim, ara sıra yazıları fotoğraflarla, görselle desteklemek iyidir. Siz de yapınız. Bugün baktığım bloglarda bu keyfi aldım. Tabi biraz, aramızda "emo" diyebileceğimiz ağlamaklı arkadaşların ruh hallerini yansıtan fotolardan bahsetmiyorum, kendinizce gerçekten yazınızı destekleyen şeyler. Haydi görüşürüz.

not: bu yazıda bir görsel kullanamayacağımı fark ettim. Ne güzel!
not-2: Yahu bu yazıyı hiç beğenmedim baştan savma olmuş resmen. Kendime ceza olarak kaldırmıyorum. yuhalayailirsiz.

Hoşça kal.

25 Kasım 2009 Çarşamba

Bloglamak

Blog yazmanın şu keyifli fekat tarifsiz hali yok mu, beni öldürüyor. Neden keyifleniyorum bilemiyorum. Bazen aklıma bir şey geliyor ve bunu yazmalıyım blogta diyorum. Mesela facebook olacak küresel canavarında böyle bir yeteneği var aslında notice falan yazarak orayıda blog gibi kullanabilirim. Fakat neden yapmıyorum. Arada oraya da birşeyler karalamaktayım fakat burası gibi değil ki. Ve bakıyorum arkadaşlarım falan da blog yazmaya başladılar bu hoşuma gidiyor. Buraya ilk yazımı yazdığımda çok da umursamamıştım. Ama sonra hoşuma gitti bu iş. Hatta eskigünlükler diye de başka bir blog açtım. Eski günlüklerimi sizlerle paylaşmak adına. Çok da umurunuzda mıdır bilemem. Ben paylaşırım, siz de okursunuz. Hep demişimdir siz kimsiniz bilmem ama sanıyorum ki binlerce hatta milyonlarca hayranım var. En azından böyle saf bir düşünceye sahip olmak için blog yazmak keyifli. Neyse efendim. Yine yurt aleminden size bildiriyorum. Bu arada Diyarbakır'a gideceğimi de buradan duyuruyorum. Umarım güzel, eğlenceli, paylaşımcı bir festival zamanı geçiririm. İlk defa uçağa binecek olmam da korkutmuyor değil.

hoşça kalın.

24 Kasım 2009 Salı

K.Y.

Kavak Yelleri manyaklığım devam ediyor. Şu Efe'yi döndürün artık diziye diyorum ve ayrıca Dağhan oynarsa iyi olacak. Tam liseli kızlar gibiyim. Nihohoho. Ama ne yapayım bu da böyle.

http://www.dizifilm.com/forum/showthread.php?p=12413500 Bu linkte en son bölümle ilgili güzel yorumlar var. Meraklıları bakar eder. Haydi.

Hoşça kal

23 Kasım 2009 Pazartesi

Şimdi

Karımla mutlu bir evliliğimiz vardı. Tam on iki yıldır biribirimize aşık iki genç sevgili gibiydik. Ben işten gelirdim. Kapıyı hep o açardı bana, anahtarım vardı elbette fakat anlardı benim geldiğimi merdiveni çıkarken ayak seslerimden. Birbirimizin her şeyini bilirdik. Tutkuluyduk, bağımlıydık birbirimize. Kapıdan içeri girdiğim de ilk önce onun gülen yüzü karşılardı beni, bütün günün yorgunluğunu alırdı o gülen yüzü. Sonra mis gibi yemek kokuları. Böyle anlattığıma bakmayın rutin bir hayatımız yoktu bizim. Rahat, güzel bir hayatımız vardı. Karım, sevgilim, her şeyim; o elbise dikerdi. Elbise dikerdi dediğime bakmayın, ona elbise diktirmek için avrupadan insanlar gelirdi. Üniversite mezunuyduk ikimizde. Zaten üniversitede tanışmıştık. O günden beri de hiç ayrılmadık. Onsuz geçen günlerimi hiç yaşanmamış sayarım ve onsuz geçecek günlerimi de yaşanmayacak. Her şeyimizi beraber yaşardık onunla, acılarımızı, mutluluklarımızı, kederlerimizi, kısaca hayata dair her şeyimizi beraber yapardık. El ele tutuşup sinemaya giderdik, bazen filmi unutur birbirimizi seyre dalardık sinemanın koltuklarında...


Bu hikaye böyle gidiyor. Belki bunun ilerisini de yazarım buraya belki de yazmam. Bilmiyorum. Umarım biraz merak uyandırabilmişimdir. Neden merak, çünkü hep bir geçmiş zamandan bahsedip durdum bu hikayede. Geçmiş ne yaparsak yapalım, anılarını, bize yaşattılarını söküp atamayacağımız gerçeklik. Tam unuttuk bitti derken yeni bir şeye başlamak, bazen eskiyle yüzleşmek v.s. hep bizi hayata karşı tetikte olmaya zorluyor. Amma velakin geçmiş ve gelecek değildir hayat, sadece şimdidir. Şimdiye yaşamaktan daha keyif olan bir şey olmamalı. Yaşadığımız, hissettiğimiz her ana..

Hoşça kalın.

22 Kasım 2009 Pazar

Disko Kralı-3

21 kasım cumartesiyi 22 kasım pazara bağlayan gece yine bir Okan Bayülgen gösterisi izledik. Disko Kralı'nda Aylin Aslım, İsmail YK, Yeşim Salkım, Ufuk Özkan (cevahir), bir de ufak bir kız işte. Okan programına böyle karmaşık bir yapı vermemeli bence. Baksanıza yahu her yerden bir insan var. Programın gözdesi olması gereken Aylin Aslım iken Yeşim Salkım'ın saçma sapan hareketleri ve konuşmalarıyla karşılaştık. Açıkçası Okan ile girdikleri ikili diyalog da muhteşemdi. Susamadı ikiside. Yeşim Salkım 20 senedir iki kere Serdar Ortaçgille konuştuğunu söyleyip, ardındanda onu savunmaya çalışması çok komikti. Bir Okan bir Yeşim Salkım fakat bildiğimiz bir şey vardı ki, sokakta top oynayan çocukları düşünün, biri topunu alıp gittiğinde oyun sona erer. İşte burada top Okan'ındı ve topunu aldı Yeşim'in elinden ve reklam arasında çok beklenen bir şekilde stüdyoyu terk etti. Tabi program bundan sonra biraz gerginleşti açıkcası. Ardından Okan'ın Uludağsözlük'e söz vermesiyle sözlük ve Aylin Aslım arasında bir diyalog başladı. Açıkcası sözlüktekilerin garip istekleri, dişe dokunmayan sözleri karşısında Aylin Aslım ağızlarının payını bir nevi vermeyi başarsa da verememiştir. Şimdi sözlükteki arkadaşlar 10 tane albüm için 100 tl veremeyeceklerini söylemektedir ve bedava indiririm kardeşim ben demektedirler. Aylin Aslım ise son model cep telefonu kullanırsınız ama 10 tl veremezsiniz demiştir. İyidir, hoştur fakat eksiktir. Ben olsam şöyle derdim;

yani siz bedava emek sömürüsüne "evet" diyorsunuz ha. o zaman gelin siz de bedava çalışın, para almayın. emeğinizi bedava verir misiniz ki? bedavaya şarkı dinlemek istiyorsunuz. biz onları yapmak için ne kadar sıkıntı çekiyoruz v.s. bla bla derdim işte. cep telefonu muhabbeti bana göre çok havada ve sığ kalmış bir örnektir. sözlük öylece kalakalmıştır buna rağmen. neyse efendim bu Okan harbiden iyi program yapamıyor artık. çok sıkıcı bir programdı. sadece biraz heyecan vardı o kadar, başka da bir şey yoktu.

Neyse benden bu kadar.

Bella Ciao

18 Kasım 2009 Çarşamba

Ah Bu Kadınlar!!

Kadınlara sorsak erkekleri çekiştirip dururler. Erkeklerde kadınlardan çekmişlerdir hep. Kadınlar erkeklere çektimişlerdir ve çektirmeye devam etmektedirler. Ah siz kadınlar!!!

5 Kasım 2009 Perşembe

Bandista dinle

http://tayfabandista.org/blog şarkıların üzerine tık tık edip dinleyiniz.

Bugüne vuralım, yarını kuralım. Kaldıralım sınıfları.

DEVRİM...

Hoşça kal.

4 Kasım 2009 Çarşamba

Kanalizasyon

Kanal(i)zasyon filmine gittim. Daha doğrusu Elif ile gittik. Teşekkürler Elif. Keyfin için, davetin için. Filmi beğenmesek de arada gülmedik değil. Benden bu kadar.

Hoşça kal.

1 Kasım 2009 Pazar

İlan-ı Aşk

O zaman gel benim ol diyorum sana.

Sar, sarmala kendini bana.

Sımsıkı olalım, hiç ayrılmamacasına.

hoşça kal.

Ya Şimdi Ya Hiç

Gerçekten televizyon programlarımızın kalitesi günden güne düşüyor ve değersizleşiyor. Haftalardır Okan Bayülgen'in yaptığı Disko Kralı düşük kalite seyrine devam ediyor, bugün ilk defa izleme fırsatı bulduğum Oray Eğin'in Ya Şimdi Ya Hiç adlı programı da kalitesizliğin nasıl bir şey olduğunu gösteriyor. Oray Eğin tabii ki bir birikim sahibi insan fakat gerçekten kurnaz bir tilkiden başka bir şey değil. Program yapamayacak kadar yeteneksiz, hiç bir sosyal sorumluluğa sahip olmayan, kesinlikle kendi çıkarlarını düşünen bir liboştan başka bir şey değil. Hareketleri bunu kanıtlarcasına. Kendisine istediği parayı verirseniz, kesinlikle sizin tetikçiliğini yapacak bir adam olduğunu hal ve hareketlerinden gösteriyor, en azından Okan Bayülgen biraz daha idealist bir insan. Şahin K.'yı programına çağırmasına bir şey demiyorum. Tamamen reyting uğruna yapılmış, içi boş bir olaydan başka bir şey değil. Ama adama sizi burada olay çıksın diye çağırdım da ne demektir. Oray Eğin'e de g.zeka diyorum. Al şimdi de Medyum Memiş'i programa çıkardı. Kendisinin Saadettin Teksoy'dan farkı kalmamıştır artık. Evlilik programı da yaparsa şaşırmam doğrusu. Köpeği öldü diye gazeteye ilan verdiğini falan düşünüyorum. Medyum Memişle Fenerbahçe'nin 6S karşısındaki yenilmezliğini konuşuyor. Ahh ahh!!!

Ne olacak bu ülkenin hali demekten kendimi alamıyorum. Oray Eğin gibi kendini bir halt sanan, özgürlük yanlısı sanan bir adam. Senin özgürlük anlayışına edeyim Oray Eğin. Defol lan! Puşt kafalar...

Hoşça kalın.