27 Kasım 2012 Salı

Uzun zaman geçti ama her şey aynı!

Bende yazabiliyorum yahu! Güzel bilogum. Özlemedim değil seni. Yazmaktan kaçtığımdan değil de, çoğu vakit yalnız kalamamamdan bu yazamamaklığım. Ne biçim kelimeler oldu öyle. Yıllar sonra kendime ait bir yatağım ve dolabım olmasının keyfini saymazsak eğer, her şey berbat. İnsan İstanbul'suz nasıl yaşarmış öğreniyorum işte. Ha nasıl?

Şanslıyım bi yandan. Arkadaşlarım var. Görebiliyorum. Şanslıyım param var. Şanslıyım bildiğim işi/mesleğimi yapıyorum (yahut yapmaya çalışıyorum).

Günleri saymıyorum. Her günün saatleri geçsin diye bakıyorum. Yoksa uzun bir yolum var. İnsan kafayı yer. Bu hafta sınav haftası. Yıllarca, Öss, Ales, Üds, Vize, Final gibi çeşitli sınavlara girerek ustalaşmış ben artık o sınava giren öğrencilerin başında gözetmen olarak duruyorum. Öylece bakıyorum işte. Sonra yine ders  haftası. Uyanıklar ağzımdan laf almak için her şeyi yapıyorlar. Sigaramı yakan mı dersin? "Komutanım çay getireyim mi?" diyeni mi? Var oğlu var. Ama iyi çocuklar.

Bu biraz ısınma turu gibi olsun. Yazmak için hevesliyim. Şimdiye kadar bi kitap okuyabildiğim burada. O da çok uzun sürdü. Saatleri Ayarlama Enstitüsü idi. Sırada Susan Sontag'ın Fotoğraf Üzerine adlı eseri var. Sonra ne gelir bilinmez.

Bi yandan da Dexter izlemeye başladım. Zaten izlediğim diğer dizilerin yanında.

Tam 3.5 ay oldu her şey başlayalı. Hayatımda değişen pek bir şey yok. Uğraş dur bütün mesele. Tek istediğim. Şu askerlik denen olay sona ersin de birazıcık daha güçlü bir adam olabileyim. Ayrıca buradan eğer bilogumu okuyorsa sevgili Haminne'ye mutluluklar diliyorum. İnsanlar ve hayatları değişiyor. Biraz çaba göstermek gerek şart! Oturan adam sadece oturan bir adam olabilir. Çabalıyorum sadece. Ama farkındayım ki az. Yine de hiç olmamasından iyidir kıvamındayım. Uzun süredir (yaklaşık 3 sene) çok kaybettim. Tembellik ettim. Öylece durdum. Usandım. Kendi içimde isyan ettim.

İsyan doğamda mevcut fakat bi süre değil. Sabır denilen unsurun ekmeğini yediğimi hatırladım yine. Sabredeceğim. Güzel günler inşa etmek kolay olmuyor. Neyse efenim. Daldan dala atladık ama bi şeyler karaladık. Zira yazasımız vardı.

Yazma istediğimizin çoğalması ve hiç bitmemesi dileğiyle.

Şimdi son sigara vakti!!!

16 Kasım 2012 Cuma

Hayatımı Alan Kadın

Seni ilk gördüğümde beni yok edeceğini anlamıştım. Ama gördüğüm andan itibaren o büyük çekim kuvvetinden kaçmak gibi bir ihtimal ortadan kalkmıştı. Sen tüm hayatımı ele geçirecektin. O kadar derin bir şekilde içime işliyordun ki. Biliyordum şu dünyada senden daha fazla seveceğim biri olmayacaktı. Ve bunu anlamam birkaç dakikamı almıştı. Seni izlerken o upuzun düşüncelere daldığım birkaç dakikanın sonrasındaysa önümdeki direğe çarpmıştım. Gözümü açtığımda başımda bıyıklı bir amca gençlerin aklının bir karış havada olduğuna dair bir şeyler söylüyordu. Sersemlemiş kafamı şansıma söyleyecek kötü bir söz için yorarken amcanın sol omzu üzerinden yüzüme vuran güneşi kesen bir yüz belirdi. O anda az önce işlemini yaptığım hesaplamanın sağlamasını yapmıştım. Bu kız beni o anda ölene dek ele geçirmişti.

Sonrasındaki birkaç hafta onu düşünerek ama onsuz geçtiği için işlemin neresinde hata yaptığımı düşünüyordum. 1+1=biz ediyordu. Hipotenüsün birleştirmesinde bir sorun yoktu. Sinüs ve cosinüs el ele, kol kolaydı. Ama bunların hepsi matematikti. Ve ikinci ama, duyguların matematikle ilgisi de yok değildi. Çünkü vücudumuzda oradan oraya salgılanan hormonlar yüzdesel değerleri ile hissiyatlarımıza racon kesen haysiyetsiz meretlerdi. Tüm bunları düşünmek beni oyalıyor idi. Ama saçmalamalar da bir yerde son buluyordu ve o son buldukları yerde kol gibi gerçekler bekliyor, idi. İdiler yetmişti. Canıma tak etmişti. Bir sigara yakasım gelmişti. Lanet olsun paketim boştu. Ev arkadaşlarım ibnenin önde gideniydi.

Üstüme bir şeyler geçirip bakkala indim. Hava serin gibi gözüken ama serin olmayanındandı. Tam da sevgilinin üşüyüp senin üşümeyeceğindendi. O zaman ben ısıtırdım onu. Korkmasına gerek yoktu. Sevgilisi yanındaydı. Hem azıcık soğuk benim için bir şey miydi? Ben onu tüm soğuklardan, yağmurlardan, uzun ince bacaklı ev örümceklerinden, kırmızıda geçeceğini tahmin ettiğim arabalardan, bir sabah yanağında beliren hain sivilceden, ona gıcık olduğu için notunu kıran hocasından, güzelliğini çekemeyen okul arkadaşlarından hepsinden hepsinden korurdum. Bana öyle baksın yeterdi. Bakmasa da korurdum.

Hava güzeldi o gün. Ben yalnızdım ama hava güzeldi. Hava bok yesindi. Ona inat tek başıma yürürdüm ben de.

Yürüdüm. Süleymaniye’den Beşiktaş’a kadar yürüdüm. Eskiden olduğu gibi. O gün beni neyin yürümeye ittiğini bilmiyorum ama evren insanları şaşırtmayı seviyor. Ve dünya bazen o kadar küçük bir yere dönüşüyor ki görmeyi hiç ummadığın birilerini görebiliyorsun. İşte evren dediğim de o gün beni fena halde şaşırtmıştı.

Hiçbir şey görmemiştim.

Sürpriz doğum günü partim için unutma ayağına yattıklarını düşünüp de sonrasında gerçekten unuttuklarını fark etmem gibi şaşırmıştım. Ben gözlerimi yumar gibi yapmış hediyemi beklerken karanlıktan o el uzandı. Başparmağını, işaret parmağıyla orta parmağı arasında sıkıştırmış o el. Siktir lan deyip ağlayarak eve koştum. Yani Fındıklı’ya kadar koştuktan sonra nefesim kesildi tramvaya bindim.

Anlayacağınız o gün de değildi. Peki ben seninle ne zaman tanıştım?

-Hiçbir zaman.
-Aa niye öyle diyorsun?
-Öyle olduğu için öyle diyorum.
-Ama sen de biliyorsun ki ben seni çok seviyorum.
-Beni istediğin gibi yaratırsan sevmen de çok doğal hayvan herif!
-Gerçekten de doğru söyledin. Atarını sevdiğim sevgilim. Sen ne güzel atar yapıyorsun öyle.
-Tamam uzatma.
-Hadi hadi…
-Peki tamam benimle nerede tanıştığını söyleyeceğim.
-(Ablak bir gülümseme)
-Boş boş bakacağına yaklaş da tekrar zihnine gireyim.
-Tamam bebek sen nasıl istersen.

Onunla ilk tanıştığımız yer Cumartesi’ydi. (O, gündü salak!) Hayır, Cumartesi mekanın adıydı. Ama evet günlerden de cumartesiydi. Arkadaşlarımla içip içip saçmalıyorduk. Sonra… Sonra seni gördüm. Ayıltıcı etkin yadsınamasa da oldukça yüklü olduğum için ayılamadım. İyi ki de ayılamadım. Ayılsaydım arkadaşlarımın tüm gaz vermelerine karşın masana kadar gelemezdim. Evrende kendi küçük dünyasında parlak parlak takılan minik bir yıldızın, o her şeyi içine çeken bir alt sokağın kabadayısı karadelikten korktuğu gibi korkuyordum senden. Ama sarhoşken her şey çok daha kolaydı.

İşte o gün tanıştık seninle. Kırmızı tuborg sağ olsun beni bir sempatik yapıyor bir sempatik ki sorma. Elimde sigarayla gelip –diğer elimde de bir tane vardı ama sen onu görmedin- ateşiniz var mı sorusunu sigara kullanmıyorum astımım var şeklinde cevaplayıp 40 saniye boyunca sessizlik yarattığın konuşmamız bizim için başlangıçtı. Zaten ben de bırakmayı düşünüyorum demiştim 40 saniyenin sonunda. Klişeler klişeler… İyi mi yapıyorlardı kötü mü bilmiyorum ama yardımıma bir tek onlar koşuyordu o anda. Göt arkadaşlarım görmesem de adım gibi biliyordum ki arkamdan hayvan hayvan gülüyorlardı.

Sol elimdeki sigarayı buruşturup çaktırmadan yere saldım. Diğer elimdekini masaya koyarak “Oturabilir miyim?” dedim. Aynı anda da oturdum gerçi. Ve sen o tatlı gülümsemenle yanıtladın bu hareketimi. Tam bir eski kurt esnaftın doğrusu. Bir anda değerimi sıfırladın ve oldukça ucuza gittim. Al dedim ruhum, bedenim, cüzdanım, haysiyetim, onurum ne varsa al senin olsun yeter ki beni de al onlarla.

Öyle ya da böyle günlerin sonunda kalbini fethetmeyi başardım. Bu şehir sonum sen de tabutum olabilirdin belki. Seve seve içine girecektim. (Höst!) Yaa ne höstü yaa?! Senin için kötü. Rezil ediyorsun güzelim Türkçemizi. Burada romantizmin dibine vururken… Ruhsuz kadın! Nolurdu sen de beni sevsen? Hatta olsan. Hatta hem olsan hem sevsen.

-Başka bir isteğin?
-Başka bir isteğim yok.
-İyi o zaman hadi gel uyuyalım.
-Bence de. …… Uyumasak olmaz mı?
-Uğur yat şuraya!
-Tamam yaa ne kızıyorsun?! Yatmayalım mı dedik? Yatalım ama uyumayalım.
-Ben senin içini biliyorum. Senin belli konuyu nereye bağlayacağın. Dağıtırım beynini.
-O zaman sen de olmazsın.
-Önemli mi?
-Önemli tabi. Bensiz yapamaman gururumu okşuyor.
-Hey allahımm… Hadi yumduk gözlerimizi hadi.
-…..

7 Kasım 2012 Çarşamba

Aşk Yaması - Aşk.01.v03

Aşk.01.v03, GOoDGAME tarafından ilk defa geçtiğimiz milyar yıllarda piyasa sürülmüş Yaşam adlı oyun için geliştirilen bir yama. Yaşam adlı oyuna insan karakterinin eklendiği son sürümün yetersiz kalması üzerine geliştirilen versiyonda insan karakterlerimiz birbirine olağanüstü duygular besleyebiliyorlar. Bu sayede “berserk attack”* modunda anlamlandırılamayan aşırı tepkiler geliştirebiliyoruz. Bu yazıda Yaşam’ın ilk çıktığı tarihten Aşk.01.v03 yamasının sürüldüğü tarihe dek kısa bir yolculuk yapıp ardından yamanın oyun üzerindeki etkisini inceleyeceğim. Devam etmek isteyenler aşağıdan buyursun.

***

İlk çıktığında prokaryotik hücre karakterlerinin yer aldığı Yaşam, sağlam senaryosuyla ön plana çıkarken aksiyon alanında sınıfta kalmaktan kurtulamamıştı. Yaratılan dünyada bir nevi gözlemci olarak dolaşabiliyor ancak gelişen olaylara –gök taşı düşmesi, depremler, yanardağ patlamaları vs.- pek bir müdahil olamıyorduk. 

Yapımcılar bu eksikliği fark etmiş olacaklar ki sonrasında çıkan sürümlerde aksiyon yönünden daha gelişmiş karakterleri de oyuna katarak oyunu daha dinamik hale getirdiler.

İlk başta komplike olmayan balık, kırkayak, örümcek gibi canlılar eklendikten sonra karakter sayısı hızla arttırıldı. Ancak bu durum oyun severleri bir süre oyalamaktan öteye gidemedi.

Bunun üzerine yapımcılar düşen oyun gelirlerini de dikkate alarak oyunu +16 seviyesine taşıdı ve oyuna şiddet öğesini ekledi. Bunu yaparken ekledikleri “dinazor” karakteri emellerini gerçekleştirme adına fazlasıyla yeterli oldu. Hatta o kadar fazla yeterli oldu ki oyunun fanları tarafından güç dağılımında dengesizlik oluşturduğu için eleştiriler aldı.

Yoğun eleştiriler üzerine GOoDGAME radikal bir karar alarak geliştirdiği büyük göktaşı senaryosuyla dinazorları oyundan çıkardı. Bu ilk başta fanların bir kısmını üzse de ardından gelen “insan” karakteri oyunun geleceğine dair tüm soru işaretlerini ortadan kaldırdı.

İnsan karakteri oyun içinde yapmak istediklerimizi fazlasıyla yerine getirmekle birlikte devamlı gelişime açıktı. Bu oyuncuların ilgisini her daim canlı tutması açısından mükemmel bir yenilikti. Ancak insan karakteriyle uzun süre level kasmanın zor olması oyunun cazibesini kaçırmaya başladı. Bunun üzerine her daim akıllı hamleler yapan yaypımcı firma, oyuna çeşitli “item”lar katarak –ateş, sivriltilebilir taş, sopa vb.- level kasma sıkıntısını da ortadan kaldırdı. Artık oyuncular daha uzun süreler oyunda kalabiliyor ve hatta şansları yaver giderse level 30’a kadar çıkabiliyorlardı.

Ancak bir süre sonra Yaşam'ın arsız kullanıcıları insan karakterinin senaryosunu da sıkıcı bulmaya başladılar.  Azla yetinmeye niyetleri yoktu. GOoDGAME, Yaşam oyununun kullanıcılar bazında sınıra ulaştığını fark etmesinin ardından oyun üzerinde sınırları kaldıran son radikal değişikliğini de gerçekleştirerek en başta bahsettiğim Aşk.01.v03 sürümü yayınlandı. Firma bu yama ile oyuncularına sınırsızlığı vaat etmiştir. Yapılan açıklama yeterli levele ulaşıldığında kullanılabilecek aşk özelliğinin benzersiz özellikler taşıdığı yönündeydi. Ancak sürüm yayınlandığından beri çok büyük bir kullanıcı kitlesinin bu özelliği kullanmakta sıkıntı yaşaması forumlarda uyumsuzluk sorunu yönünde entrylere yol açmıştır. Firma bu iddiaları ısrarla reddetse de forumlarda süren yoğun tartışmalar kullanıcıların yamayı yüklemelerine ve yeterli level seviyesine ulaşmalarına rağmen berserk attack moduna bir türlü geçemedikleri yönündedir.

Tüm bu bilgi kirliliğini ortadan kaldırma adına sizin için bu yamayı yükleyerek ben de denedim ve hakikaten forumlarda yazıldığı gibi berserk attack moduna bir türlü geçemedim. Ancak yaptığım incelemeler sonucunda bu mod için insan karakterimizi yeteri kadar geliştirmekle birlikte oyunda yer alan tesadüfi gelişmelerin de lehimize olması gerektiği bilgisine ulaştım. Sanıyorum ki yamada herhangi bir sorun yok ancak bununla birlikte Aşk.01.v03 yamasının oldukça zor olduğunu söylemek yanlış olmaz. Sanırım GOoDGAME’in istediği de bu. Çünkü yalnızca %3 oyuncunun yaşadığı bu eşsiz ve olağanüstü ayrıcalığa ulaşabilmek için diğer oyun severler çıkacak yamaları ağızları açık bir şekilde bekliyorlar. Öyle ki GOoDGAME bunu da kazanca dönüştürmüş durumda. Oyunculara oyun içinde yer alan mosq bölgelerindeki kollu makinelerde gerçek parayla satın alınan coinsleri kullanarak şans seviyelerini yukarıya çekmeleri için pray yapma şansı tanıyor.

Tüm eleştirilere rağmen GOoDGAME oyuncu sayısını her yıl katlanarak arttırmakta. Son dönemlerde piyasada dolanan duyumlara göre çok yakında oyunu dünya dışında farklı platformlara da taşıyarak hem şişkin serverlarını rahatlatmayı hem de oyuna yeni bir soluk getirmeyi düşünüyorlar. Çok net bir bilgi olmamakla birlikte 21 Aralık tarihinde bu konuda şirketten bir açıklama gelebilir. Açıklama gelmesi halinde her zaman olduğu gibi yine bu sayfa üzerinden sizinle paylaşacağım. Ancak şimdi fark ettim ki oyundan bu kadar çok bahsedince oynama isteğim gelmiş. Yazıyı burada sonlandırıp Taksim’e çıkıyorum. Ama önce bir Süleymaniye’ye uğrayıp pray kasayım. Kaçtım ben. Oyunlu günler siz sevgili oyun severler…


*berserk attack: kişinin gündelik hayatta başkaları tarafından sınırları zorlanarak itildiği davranış biçimi.