18 Eylül 2008 Perşembe

Heybeliada'daydık biz...

Dün, günler öncesinden planlamaya çalıştığım bir şeyi gerçekleştirdik arkadaşlarla... Açıkçası böyle planladığım şeylere uyan çok az arkadaşım var benim.. Evet çoğu sever beni ama hiç birini topluca bir yere davet etme yetisine sahip değilim ya da çok azını diyeyim... İşte dün de yani 17 eylülde Barış, Mustafa ve Sezgin ile ben Heybeliada'ya gittik... İlk defa 16 ay önce gittiğimden oraya gitmeyi seçmiştim.. En azından bildiğim bir yerdi.. Açıkçası gidemeyeceğimizi düşünüyordum.. Mustafa sabah kalkıp hadi gitmiyor muyuz dediğin de akşam Sezgin'in gidemeyeceğiz demesinden ötürü pek aldırış etmedim ama Mustafa, Sezgin'ini de dürtüp kaldırınca günler öncesinden planladığımız yolculuk için hepimiz ayaktaydık.. İnternetten vapur saatlerine baktık ve 10.40 vapuruna yetişebileceğimizi düşündük ama evden biraz sallanarak çıkmamamız neticesinde iki dakika ile önümüzden geçip gitti adaların vapuru... Bu arada Sezgin para, cüzdan v.s. gibi şeylerinin bulunduğu çantasını otobüste unuttuğunu fark etti... Bir de bu geldi başımıza ama şansımıza Kabataş'ta otobüsler tekrar döndükleri için hemen otobüsü gördük ve aldık.. Belki vapura binsek, çoktan gitmişti herşey.. Ehh neyse ne diyodum saat 12.00 vapurunu bekledik falan filan derken.. Bindik vapurumuza, güzelcene bir kız vardı vapurda tam da böyle karşımda oturan ehh ben hayat dedim yine kendime... İşte neyse efendim, biz Sezgin ile indik aşağıya foto moto bişiler çektik benim dandik, ölmüş makinamlaa...

Heybeliada'ya gittiğimiz de piknik yapacağımız ormana girdik. Orda çalı çırpı falan aradık ama ilk denememizde pek başarılı olamayarak yakamadık ateşi, ardından ikinci deneme ve tamamdır.. Etlelerimiz pişmeye başlarlen ben arada foto çekerek arada onlara katılıp top oynayarak geçirdim günü.. Etlerimizi yedik, biralarımızı içtik sonra da o da nesi.. Yağmur yağmaya başladı.. Hemen herkes giyindi üstüne birşeyler hazırlıklıydık vesselam... İndik sahile vapurumuzu beklerken biraz okey oynadık... Sonra tekrar çileli İstanbul trafiğine döndük..

Fenerbahçe'nin ŞL maçı vardı ki bu kadr kötüsünü beklemezdim bizden 3-1 yenildik yine de son 15 dakka iyiydi.. Neyse bitireyim yavaştan...

Aslında en başta da dediğim gibi böyle insanları hadi gelin bir yere gidelim diye arkadam sürükleme işinde başarılı değilimdir pek.. Gelmezler... Niyedir bilmem... Ben giderim ama arada çağırırlar beni, Doruk gelsene derler; vallahide gelemem diyemem, giderim... Arada çağırmazlar, o da onların tercihi, arada yolda görürüm... Arada ordan burdan öğrenirim... Ama ben çağırsam gelen pek olmaz, ehh bu da benim sorunum sanırım... İşte paylaşam dedim.. Ama benimle gelenlere teşekkürü bir borç bilirim.. Hee arada bazıları da eker, bekletir beni belki ilerde onlara da değinirim...

Hoşçakal....

15 Eylül 2008 Pazartesi

Başlık bulamadım...

Tam bir şeyler yazayım falan diyodum ki takip edilen bloglardan birinde bir hareketlilik olmuş.. Sidar hanım bir yazı yazmış kendi bloguna.. Yazı gayet akıcı bir üslupla yazılmış.. Başlarken şöyle demiş karamsar değilim sanki artık gibi bir şey eskiden herşeye karamsar bakardım.. Yani buna benzer şeyler demek oluyor ki artık bakmıyor ama şunu da söylemeden edemeyeceğim eğer bunu okursa tabi.. Belki bunu kimse okumayacaktır ama olsun işte neyse; yazı başlı başına bir karamsarlık hali.. Bütün karamsarlıklarını yazıya dökerek sanırım kurtuluyor bu hanım..



***



Burdan nereye geleceğim bilmiyorum ama aslında böyle bir yazı olmayacaktı benimkisi yani eğer önce yazsaydım sonra okusaydım bambaşka bir şey okuyacaktınız ama şimdi ben de kendi karamsarlıklarıma girebilirim... Ben de hem karamsar hem paranoyak bazı Deniz arkadaşların dediğine göre de hasta kişilikmişim amma velakin ne dediysem de tutuyor. Geçenler de abuş bir kız beni engellemiş ve bende bunu anladım.. dedim ki bu sulu kıza dostum bak bakam nette mi? Yahu Doruk hasta mısın sen dedi.. heaaa -hastayım dedim. Bir de baktı ki abuş kız beni engellemiş.. Kızın engellemesin de değilim ama işte insanlara hele de dost, arkadaş dediklerine böyle davranmamak lazım.. Hani ben şimdi paranoyak mı oluyorum... -Hayır, olmuyorum... Beni ne paranoyak ne hasta ne de karamsar yapamaz kimse.. Sadece ben olmak istersem olurum.. Etrafa nasıl bakacağıma ben karar veririm. Ehh ya da öyle yaptığımı sanarım da denebilir.. Şimdi küreselleşmiş dünya konulu tartışmalara girmek istemem...



***



Hayat size ne isterseniz onu verir. İyi dostlar verir. İyi bir iş verir. Bazen şanslı olursunuz daha fazlasını verir... Bazen, evet bazen istediklerinizi vermez çünkü istemekte yetmez.. Eğer ben bu halimden kurtulabilirim derseniz ve bunun için çalışırsanız işte benim kanımca, KURTULURSUNUZ!!! Ama dostum, dostluk bambaşkadır.. Dostu görmek gerekir... Yine bir arkadaşım vardı, aslında hala da var.. Öyle okulun forumunda tanışmıştık, anlaşmıştık... Sanırım yine ramazan ayından birgündü.. Bi çay içtik, sohbet ettik bana daha ilk sohbette şöyle dediydi... Doruk birgün sevgilin olursa ve benle görüşmemeni isterse naparsın dedi.. Ben hayat bu dedim nolcak belli olmaz ama yine de görüşürüm dedim... Ben böyle biraz politik mi konuşmuş oldum bilinmez... Ama yine aynı şeyi söylerim ama bu görüşmek istemediğimden değil, hayat sürprizlerle doludur gibi bir şeye inandığımdan... Vesselam kendisi bunu yaparsam çok üzüleceğini, böyle yapanların kendisi sinir ettiğini söylemişti... O an içimden helal bu kıza dedim.. Eee pekte tanımıyor ve ilk defa görüşüyordum... Aradan aylar falan geçti, biz ondan sonra bir kaç kere daha buluştuk ama kendisinin bir sevgilisi oldu... Güzel hoş bir şey... Ve sanırım 3-4 ay geçtikten sonra birgün görüşebildik.. Düşünün aynı okulda ve aynı bina da hatta karşılıklı sınıflardayız bir türlü görüşmeye zaman bulamadık... Sorsak babam izin vermedi, dersim vardı, öyleydi böyleydi der... Malesef inanmıyorum... Bildiğim tek şey sevgilisi olduğuydu ve o yüzden görüşemediğimizdi... O zaman ben de karamsardım belki diyebiliriz ama değildim hele de böyle şeylere bundan sonra hiç aldırış etmiyorum hayatın gerçekleri n'aparsın... Sonra o sevgilisinden ayrıldı ve ertesi gün görüştük, başını omzuma yaslamış ağlıyordu... Sanırım ben kötü gün dostuyum... Kimse demeyeyim ama çok az insan dışında kimse beni iyi gününde yanında görmek için can atmıyor.. Üzülmüyorum ama dost, arkadaş haritamı çiziyorum... Hangi kötü gününüzde çağırırsanız elimdeyse gelirim emin olun ey dost bildiklerim... Ama günün birinde bana şunu da yapmayın, beni en azından aldatmayın ve arkadan vurmayın her ne olursa olsun.... Bir gün bana gelip Doruk ben yalnız başıma gideceğim yanımda kimseyi istemiyorum diyipte, bir kaç dakika sonra yanınızda biriyle gitmeyin... Dürüstlük herşeyin üzerinde benim için...



***



Neyse böyle uzun bir yazı oldu sanırım son zamanlarda üzerinde durduğum dostluk anlayışımı göstermiş oldum tekrar... Ama hayat dostluktur.. Dostlarınla varsındır... Bu arada o omzuma yaslanan arkadaşı uzun süredir göremiyorum yani yolda orda burda falan.. Niye derseniz, yeni bir sevgilisi oldu...



Hadi görüşürüz..

NOT:Bu yazıyı sende üzerine alın dostum...

2 Eylül 2008 Salı

Sıkıntıdan

Bir kaç zamandır yazmadığımı fark ettim.. Bunu da uzun süredir yapmak istediğimi falan filan neyse büyük ihtimal çok kısa bişi olcak... Şarköy'deyim ve sıkılmaktayım.. Geçen sene de resmen aynı şeyleri yazmış olmamak için, İstanbul'a gitmek istiyorum bunu da söylüyorum açık açık.. Hey insan topluluğu sevin İstanbul'u :) İşte 3 hafta Samsun'daydık kısa film atölyesine katıldık... 2 film çektik falan filan.. Umarım daha iyilerini kendi başıma yapabilirim.. Neyse yeter bence..

Hoşçakal...