29 Ağustos 2011 Pazartesi

olmadı.

kanlı bir gözle bakıyorum,
her şey daha kırmızı.
boğanın pelerine saldırırken ki hırsını yaşıyorum,
kaybetmek en büyük lüks olur şu an.
alabilirim gibi,
hani elimi uzatsam orada.
ama yok işte tutamıyorum.
daha da boyanıyor çevrem,
görüş mesafem daraldı.
korkusuzca saldırabilirim, mantık dışı bir halde.
elde edebilir miyim?
olmadı, yapamadım yine.

-doruk önal- 29.08.2011

25 Ağustos 2011 Perşembe

Elimi Bırakma



Arkadaşlarımızın yaptığı güzel olduğunu düşündüğüm bir çalışma. Sözler Arda Bilgin'e ait. Seslendiren ve müzik Kadir Özgür'ün. Beğenirseniz, bol bol paylaşın videoyu olur mu?

Düşür Bizi


Artık çoğu Fenerbahçeli bugünkü karardan sonra kıvama gelmiştir. Bank Asya'da oynarız düşürün bizi, diye. Ben zaten o kafadaydım. Ama Federasyon böyle bir karar alıyorsa -UEFA'nın dayatması ile elbette- ligden düşürmelidir. Fenerbahçe'yi böylesine ortalıkta bir yerde bırakmamalıdır. Aslında bırakamaz da. Belki 2-3 sene sürüncemede geçer ama çıkarız biz düzlüğe. Fenerbahçe sevgisi, başkanlarının, yöneticilerinin, oyuncularının ve hatta başarılarının önündedir gerçek bir Fenerbahçeli için. Elbette başarılı olmak her zaman ilk hedeftir ama başarısızlık terk etme sebebi değildir. Federasyon bu muallak tutumuyla ciddi anlamda içine etmiştir her şeyin. Bundan 3 ay sonra ligden düşürülmemiz hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Tamamen korkaklıktır. Şampiyonlar Ligi'nden men edilmesi Fenerbahçe'nin, ligden düşürülmesini de eş zamanlı olarak getirmelidir. Bunun başka bir izahı olamaz. Ben takımımın yanındayım. İnanıyorum ki tüm Fenerbahçeliler öyle olacaktır. 100 yıllık şeref bir günde halı altına süpürülemez.

23 Ağustos 2011 Salı

Düşerken duramazsın, susarken anlatamazsın.



Duygusal bıdı bıdıları seviyorsanız Leyla ile Mecnun'dan bu şarkı. Mecnun karakterimiz söylüyor. 20 bölüm, sezon finali diye de belirteyim. Ben bu aralar böyle yitik bir duygusallık içerisindeyim. Kaybetmiştim bunu bir süredir. Yine bünyeye siniyor yavaş yavaş. Zehir gibi ama o kadar ihtiyacım var ki, kendime bir "umut" yaratmaya, onun peşinde koşmaya. Dinliyorsanız eğer, baş başa bırakıyorum. Bu hallerimi çekebilirsiniz buralarda bir süre. Haberiniz ola!

21 Ağustos 2011 Pazar

Pin pin hani



Pinhani'yi sevme nedenim bir kadındı yıllar önce. 4 senesi var herhalde. Bir kerede Afyon'da Sosyoloji Kongresi'nde konserine gitmiştim. O sevdiğim kadınla. O seviyordu, benim de sevmem gerekirdi. Sırf Pinhani yüzünden, Kavak Yelleri'ni de izledim ve hatta sevdim de yıllarca. Solistleri iyi söylüyor ama. Ağlamaklı yapıyor beni şu duygu yüklü sözleri söylerken. Belki çok basit bile gelebilir çoğu kişiye sözler ama hep bir özlem, hep bir ıstırap arada eğlence de olmak kaydıyla o havaya giriyorsunuzdur sizde dinliyorsanız. Yıllar sonra, o günün Ezginin Günlüğü olacak bir grup kendileri.  Severim kendilerini. Bırakmasınlar, dağılmasınlar.

20 Ağustos 2011 Cumartesi

Galata Kulesi

Kendinizi bok gibi hissettiğiniz zamanlar olmuştur ya! ben bu aralar sıkça hissediyorum işte. Galata Kulesi'ne diye yola çıkıp, orada içip, eğlenip ardından eve dönmek güzel tabi. Az da olsa tanıdığım bir arkadaşın daveti üzerine Galata Kulesinin dibindeydim bu gece. Çok değil iki bira, 17 ml şarapla fena sayılmam. Üstüne polisler oturmamıza izinde vermedi. Olsun bir süre takıldık. Özgüven patlaması yaşamama rağmen son zamanlarda içimde bir hissizlik duygusu kabarmış vaziyette. Kaybetmek bu kadar basit mi? Tamam anladık kazanmak zor bir kalbi, hatta kazanıp elde tutmak daha da zor ama kaybetmek de mi zor be arkadaş? Niye ama? Biraz 'güzelim' bunu yazarken doğrudur. Anca böyle güzelliklerde hissediyorum bunu. Niye berbatsın be dünya? Biraz klasik, hatta demode ve edebiyat parçalayarak; niye beni yoruyorsun be! hayat? ne yaptım sana? mutlu olmak için ne yapmam gerek daha. ah be Galata Kulesi ah!

iki gün sonra gelen not: kaybetmek de mi zor, demişim ya. ne maksatla dedim bilmiyorum cidden. sanırım kaybetmek kolay olmamalıydı, diyecektim. bunun dışında tatlı olmuş. 

17 Ağustos 2011 Çarşamba

Beklemek

Biri var sadece resmine sahip olduğum. Ne sesini duyduğum, ne adını bildiğim. Biri var, nerede olduğunu, ne yaptığını bilmediğim. Öyle sıkıca bağlandım ona. Bir sene beklemem gerekiyormuş, beklerim. Umutsuzca da olsa beklerim. Buna sarılmam gerekiyor, tutunmam gerekiyor. Çünkü öyle bir his ki içimde ki, çok uzun zaman olmuş bunu kaybedeli. Dillendiremem, korkarım. O da beklese ya. Bencilce belki isteğim, "onun yalnız kalmasını istemek" Ama beklerim. Sadece bir kelime söyleme hakkım olsa şu an ona. O hiç tanımadığım kadına sadece tek bir kelime söyleyecek olsam şu an. "Beklerim" derim. Beklerim çünkü. Hatta bekleyeceğim. Beynimi yese de düşünceler beklerim. Nefret etsem de yalnızlıktan beklerim. Olmayacak olsa da beklerim. Öyle bir his ki. Anlatamam. Vardır sizinde olmuştur hayatın bir yerinde. Bu bir başlangıçsa hayatımda, beklerim. Beklerim işte. Belki de doğrudur; "beklemek cehennemdir." Olsun beklerim. Cehennemi yaşarım yine beklerim. Yaşamıştım, yaşıyorum zaten beklerim. Ne biçim bir his ki bu, sonunu düşünmeden beklerim. Ah be zaman geç! Sen geçtikçe beklemek daha kolay. Yolunu şaşırmış bir insanım işte. Doğru yola girmek için beklerim. O yol o kadına çıkacaksa beklerim. Kelimeler yetmiyor anlatmaya öylesine basit ki halim, beklerim. Beklemeye değmese de beklerim. Beklemenin umuduna yaslanıp beklerim. Beklerim be! Beklerim işte!

11 Ağustos 2011 Perşembe

asker

Sevgili dostum Reşat askere gidiyor. Yarın İstanbul'da olacak. 12 ay boyunca öğretmenlik yapacak. İlk eğitimini İstanbul'da alacak, ayrılamıyoruz bir türlü. Belki yine İstanbul'da olur.