29 Eylül 2010 Çarşamba

Dinim Romantizm


Teoman Romantik Filmi 'Romantik'



Not: Bu şarkıyı açıyoruz bir yandan da. haydi PLAY.

***

Kendime sorup duruyorum bir kaç yıldır. Neye inanıyorum ben. İnançsızım diyorum aslına bakarsanız. Fakat söylemek gerekir ki bildiğiniz bir Romantiğim. Sevdiği kadını yıllarca, ümitsizce hayal edip bekleyen adamım ben. Buluşma noktasında geldiğinde elleri arkasında ve elinde çiçeklerle bekleyen adamım. En sevdiği adamın konserine, hep o sevdiği kadınla gitmeyi düşleyen adamım ben. En boktan gününde bile o kadının sesini duyduğunda, yüzünü gördüğünde gülmeyi başaran adamım. Sevgi için mücadele eden adamım. Yanına çağırdığında, yanına yatmaktan çekinen adam. Bazen niye sevdiğini bilmeyen adamım. Nesini sevdin dediklerinde, "sevdim" diyen adam. Elini tuttuğunda o kadının kendini güvende hisseden adam. Onunla kalabalığa karışıp, kaybolmak isteyen adamım ben. Yalnızlığı hep bir başlangıç olarak gören adamım. Çünkü beni o kadına kavuşturacak olanın yine yalnız olduğunu bilen adam. Uykusunda nefes alışını dinleyen adamım ben. Şaşkın şaşkın ufak sürprizlerle karşısına çıkan adamım ben her seferinde. Hayatı boyunca çok seveceğine dair kendisine söz veren adamım. Her denemesinde başarısız olsa da bu huyundan vazgeçmeyecek adamım ben. Filmlerde ki, romanlarda ki adamım işte ben. Ben buyum. Bir hiç gibi, "hiç" olmadan seven adam

28 Eylül 2010 Salı

Bomonti'ye İlk Sefer


Gözde öğlene doğru Doruk hadi Bomonti'ye gidelim dediğinde "tamam" dedim. Hem okulumun yeni binasını bir an önce görmek istemem, hem de arkadaşı özlemem dolayısıyla. Anlatacaklarım Tamamen Bomonti'ye ve MSÜ'nün şu an bana ne hissettirdiğine dair şeyler olacak. Beşiktaş'a gidip oradan 30A ya bindik. Beşiktaş Kampüsünün kapısına Osmanbey durağında inin yanında diye yazı yazmışlar. En azından ben öyle hatırlıyorum. Onuda bir ara çekip koyacağım buraya. Osmanbeyde indikten sonra sorduk soruşturduk tahmini biraz da dolaşmamızdan dolayı 15-20 dakika arası yürüdükten sonra okulu bulabildik. Şimdilik gözümde eksi yönleri fazla. MSÜ'nün nasıl olursa olsun, öğrenci profiliyle bir tavrı daima olmuştur. En azından şu 4 yıllık öğrencilik hayatımda durum böyleydi. Ve bu tavır şimdi Bomonti ile değişecek, pasifize edilecekmiş gibi duruyor. Okulun içi fazlasıyla geniş. Ferah, temiz, sınıflar gayet iyi. Sosyoloji katında sanırım amfi yok. Bence büyük eksiklik. Koridorlar da fazla kullanışsız duruyor ama öğrenciler bir yolunu bulurlar. Artık masalar daha rahat açılır okulun koridorlarında diye düşünüyorum. Volta atarız artık. Eh iyi-kötü sınıftan görülebilecek manzara da var. Ayrıca sınıflarda 2 tane kapı olması da avantaj. Bunlar kendi açımdan iyi denebilecek yanları.

Ya Gerisi

Okula ulaşım o kadar sanıldığı gibi kolay değil. Ayrıca okuldan çıktıktan sonra Beşiktaş'ta ki gibi bir çok mekan da sizi ağırlamıyor. Tam karşısında ki bira fabrikası da yıkılmaya hazır bir şekilde sizi gözlüyor. Sınıfların içerisinde teknik donanım yok şu an, belki ilerleyen dönemlerde bu durum telafi edilebilir. Güvenlik teras kata bizi sokmak istemedi, orasının restaurant olabileceğini söyledi. Belki tamamen hayali bir şeydir, bilinmez. Öyle olursa hocalar ve öğrenciler arasında ki uçurum gün yüzüne çıkar doğrusu. Sınıfları görüp, yukarı çıkmak istediğimiz de sanki bir eylemciymişiz gibi güvenlik peşimize takıldı. Bir şeyden endişelendiği belliydi, artık bütün sene öğrencilerin peşine takılıp onları gezdirir okulda. İşe başlayalı bir ay olmasında MSÜ'yü tanımadığı ne kadar belli. Sordum kendisine dün bizim arkadaşlar PUHU ları asmışlar duvarlara, bizim de afiş asacağımızdan şüphelenerek takıldı peşimize. Çok fena!!! Sanırım bu sene duvarlar afiş dolacak. Ama eminim her yerine okulun güvenlik kameraları yerleştirmişlerdir. Anında tespit edip kaçak afişleri asanları cezayı keserler. Bakalım okulun hali nerelere gidecek. Stres dolu günler bizi bekler.

Nedir Bu Ayrışma

Geçen sene bölüm başkanımız bir derste Sosyoloji Beşiktaş'ta kalacak dediğin de hiç kimsenin aklına herhalde 1.2. sınıflar Bomonti'ye kalanlar Beşiktaş'ta gibi bir durum gelmemişti. Zaten Fakülte olarak fazlasıyla parçalanmışken, bir de kendi içimizde bölüm olarak böylesine bir ayrılma hiç hoş bir şey değil. Ben bu durumu hocaların kaprislerine bağlıyorum. Her ne kadar kabul edilebilir sebepleri olsa da. Tamam onlarında hakkı rahat sınıflarda ders vermek, kendilerine ait geniş odalarının olması fakat böylesine saçma bir girişim hiç de anlamlı değil. Bir işi yapmayı beceremiyorsanız hiç yapmayın daha iyi. Yarım-yamalak iş yapmakta nedir? Şimdi şöyle bir şey de var. Hiç bir şey bilmeden konuşuyorsun, diyebilirsiniz bana ama görünen köy kılavuz istemez. MSÜ bir özel okul değil, tarihi özellikleri olan bir devlet okuludur. Evet yaşam standartlarımızı yükseltmek güzel bir şey fakat bu işi doğru düzgün yapmak gerekmez mi? Neden böyle durumlar da öğrencilerin de söz hakkı yoktur. Hatta bırakın öğrencileri, hocaların bile söz hakları yok neredeyse. Yönetimdekiler neyi uygun gördüyse bunu kabullenmek gerekiyor. Ve hatta kabulleniliyor. Ama durum gayet açık Fen-Edebiyat seneye bütün bölümleriyle Bomonti'ye taşınacak. Beşiktaş gibi bir yerin nimetlerinden yoksun kalınacak. Fındıklı'ya yürüyerek gidilemeyecek. Yollar uzayacak. Okulun havası değişecek. Biz şimdi okuyanlarda 5-10 yıl sonra iç çekerek bu günleri anarız artık.

Elektrikli Tencere

27 Eylül 2010 Pazartesi

Çocukluk Halleri


Bundan yaklaşık 10 yıl önce kadar damacana ile evlere su hizmeti bizim oralarda yaygın değildi. Hatta ben olduğunu hatırlamıyorum, var ise de büyük ihtimalle pahalıdır. Ehh bu durum da elimize bidonları alıp çeşmeye gitmek bize düşerdi. Okul çeşmelerini mesken bilirdik.

***

Ama sadece çocuklara özgü bir durum değildi tabi bu. Hani şimdi tırnağı kırılacak diye elini hiç bir yere değdirmeyen hatunlar var ya, onlar bile giderlerdi çeşme başlarına. Tamam öyle filmlik kareler olmazdı çeşmede ama dedikodunun hası dönerdi. Tanı, tanıma ortak olurdun sende.

***

Şimdi bir telefon ediyorsun suyun kapında. Orhan Veli, hava, su bedava demişti ya artık elimizde sadece hava kaldı anlaşılan. Bakalım onu da ne zaman vergiye tabii hale getireceğiz.

***

Hazır suyun kapıya gelmesinden bahsetmişken şöyle de bir şey vardır değil mi? Eve su getiren sucu fantezisi. Film sektörü de her şeyden malzeme üretiyor.

***

Esas konuya dönecek olursak, çocukluk zor dönemdi bizim zamanımızda. Biz üniversiteliliğin kolay olduğu döneme denk geldik bu açıdan. Ara pizzacıyı gelsin. Ara dürümcüyü gelsin. Sonra niye selilütlerim arttı, kalçalarım şişti diye homurdanırlar.

***
Hala konuya dönemedim aslında. Bilmiyorum sanırım. Öyle girdim, salladım gibi oldu. Çocukluk falan diyecektim. Biraz dedim sanırım.

26 Eylül 2010 Pazar

Vaka-i Otobüs


Otobüslerde mıç mıç giden çiftlere uyuz oluyorum. Artık kıskançlıktan mıdır? başka bir şeyden mi bilemem. Arkadaş tamam el ele tutuş, başını omzuna koy anladık. Güzel, hoş şeyler. Ama öpüşmeyin saniye de bir. Neyi kanıtlama çabasındasınız anlamadım. Azıcık etrafa saygınız olsun yahu.


***
Hazır otobüslerden bahsetmişken. Herhalde bizim kadar otobüs hikayesi çıkaracak başka bir ülke yoktur. Kazası, ilginç tipleri, kalabalığı, "akbili uzatır mısın?" sesleri, fazla havari kızların cıvık sesleri; "ay hayatımda ilk defa otobüse biniyorum, aşkımmmmmmm, v.s." tartışmaları.. Böyle uzayıp gider bu liste.

***

Ama ben en çok muavinlerin ya da şoförlerin arkalara ilerleyelim, bom boş oralar. Yer açın. Durmayın gibi serzenişlerine hayret ediyorum. Gerçekten bir adım atacak yer yokken bile bunu söylüyorlar ve anlamadığım bir şekilde bir kımıldama oluyor buna rağmen. Artık o arada ne oluyorsa oluyordur. İnsanlar arasında "elenktiriklenme" falan işte.

***

Bir de trafik anında iki otobüs yan yana gelmeye görün. Camlar açılır, başlar bir muhabbet. "Çek olum oradan iki çay" dercesine. Başıma geldi, vallahi de geldi. Bizim şoför her 2 dakika da bir karşılaştığı otobüsle yan yana gelip durdu, muhabbetini etti. Eskiden anlardık kornaya basıp selam vermeleri ama bu da nesi. Çok fena.

***
Hazır şoförlerden bahsetmişken, şu iett otobüsleri varya, hani normalde 1.5 lira basıp 1.75 alanlar. Severim onları. En azından oyalanmazlar. Adamların işleri yolunda. Maaşları var mis gibi. Halk Otobüsleri adamı canından bezdirir. Zaten bir de leş gibi oluyorlar. Ayrıca 1.75 konusunda da adamlara hak veriyorum. 25 kuruşun lafını yapmayalım, halka hizmet veriyorlar orada. Adam yanında kendi akbilini taşımasa sen nasıl bineceksin otobüse. Kalmadı o eskiden başkasından akbil isteme, bilet alma dönemleri, geçti-gitti.

***
Yine son noktayı koyalım bari. Siz siz olun yine de toplu taşımayı kullanın. En güzeli. Trafik azalır, dünyayı daha az kirletiriz. Ve bir çokları.