24 Mayıs 2011 Salı

Fenerbahçe Şampiyon


Fenerbahçe için her sene şampiyonluk mücadelesi vermek sıradan bir şey fakat onun bütün şampiyonluklarında "adeletsiz, haksız" bir yan aramak da bir o kadar olağan oldu artık. Geçen sene Bursaspor ile kapışırken haklı şampiyonluk alan Bursasporlular bu sene unutuldular. O muhteşem yarış bu senekinin gölgesinde kaldı. Fenerbahçe kendi sahasında hiç mağlubiyet almayarak, 2. yarı 17 maçın 16 sını kazanıp birinde gol yemeden berabere kalarak şampiyon olduysa bunun haksız kazanılmış bir şampiyonluk olduğunu söylemek biraz abes olacaktır. Geçen senenin şampiyonu Bursaspor bu sene hiç penaltı atamamış olmasına rağmen bugün onların şampiyon olamamasını buna nasıl bağlamıyorsak çıkıp da Fenerbahçe'nin bütün şampiyonluklarında bir "çapan oğlu" aramak o kadar insafsızlıktır. Her şampiyonun karşısında elbette 1-2 tane üzülen olacaktır. Ama Sadri Şener'in itirafıyla Fenerbahçe bu sene ve belki de diğer senelerde de olduğu gibi Türkiye'nin 4te3'ünü üzdü. Trabzonspor bu sene de gönüllerin şampiyonu oldu. Ama çoğu kimse Fenerbahçe düşmanlığı yapmalarına rağmen Fenerbahçe'yi de tebrik etmeyi bildi bu sefer. Çünkü inanılmaz bir geri dönüş ve seri ile ulaşıldı hedefe. Aykut Kocaman'ın ilk yarı da Fenerbahçe'yi getirdiği durumdan sonra ben de ondan ümidi kesmiştim. Yıllardır Kocaman'ın takımın başına gelmesini sabırsızlıkla bekleyen bir taraftar olarak bir yandan da buna üzülmüştüm. 2. yarı başladığında belki 1-2 transferle takım iyiye dönebilecekken, transfer yapmadan ve üstüne oyuncu göndererek şampiyonluğa ulaşılıyorsa takdir etmek gerekir. Genel de 8. haftadan sonra lig az çok oturur, takımların oyunları şekillenir v.s. ama Fenerbahçe koca bir ilk yarı bunu bir türlü beceremedi. Tek avantajı kendi sahasında kaybetmiyor oluşunun getirdiği motivasyondu, geriye sadece deplasmanda da kazanmak kalmıştı. Ve takım buna inanarak oynadığı bütün deplasman maçlarını kazandı. Trabzonspor'da Şenol Güneş'in başarısından bahsediliyor. Elindeki kadrodan neler çıkardığından, neleri yapabildiğinden. Şenol Güneş başarılı bir teknik adamdır ve 1.5 senede Tarbzonspor'a 2 kupa (Türkiye Kupası ve Süper Kupa) kazandırmıştır. Takımını Şampiyonlar Ligi'ne götürme şansına kavuşturmuştur. Umarım bunu başarabilirler ve iki takımla orada yer alabiliriz. Ama Aykut Kocaman'ın da elindeki kadroyu ne kadar iyi kullanabildiğini görmemek "aptallık" olacaktır. Alex gibi muhteşem bir futbolcuyu küstürmeden takıma monte etmeyi başarmıştır. Stoch ve Dia gibi birbirine yakın özelliklere sahip iki oyuncuyu havaya sokmuş, motive edebilmiştir. İkisi içinde son dönemde ki katkıları için ne denebilir ki? Bir de sene başında ki görüntülerini düşünürsek. Andre Santos'u gerçek bölgesinde oynatarak Daum'un sol açık ve forvet arkası görevleri verdiği bu adamın katkı yapmasını sağlamıştır. Ondan verim alamadığı dönemde onu takımdan kesme cesaretini dahi göstermiştir. Kimsenin beğenmediği Baroni ve Selçuk ile bir çok maçı kazanmıştır. Mehmet Topuz, Kayserispor da bile Milli Takım'a giremezken Fenerbahçe de bu 34 maçın tamamında oynayarak bunu da başarmıştır. Guiza'yı bütün bir sene 90 dakika oynamamışken en kritik an da oyuna sokup ondan verim alabilmiştir. Emre gibi hırçın bir oyuncuyu takımın lideri yapabilmiştir. Galatasaray'da iş yapamayan Caner'i sol bölgede en iyi şekilde kullanmayı başarmıştır. 9 puan gerideyken şampiyon olma inancına hala sahip bir adamdır Aykut Kocaman. O yüzden artık konuşmasın kimseler. Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'nde sıfır çekmesini isteyen insanlar sizler de biraz akıllı olun. Yoksa Norveç ligiyle çekişir gerçek anlamda bir Katar'a döneriz bu gidişle.

ŞAMPİYON FENERBAHÇE

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Yalnızlığın Tarihi

"Yalnızlığın tarihi insanın iki ayağı üzerine dikilebilmesi ile başlamıştır. Çünkü o andan itibaren gitmeyi öğrenmiştir. Emeklemek iyidir." demiş Altan Bal. Yalnız kalmamak için emeklemeyi tercih edebilmek. Yalnızlıktan korkmak. Nasıl bir şeydir ki bu? Belki de biz yürüyerek de yalnız olunmayacağını göstermek için yürüyoruz bilinçsizce. 

21 Mayıs 2011 Cumartesi

bütün kıçlar yayılsın

Geçmişi peşinize takarak yaşayamazsınız. Geçmişten bir iz bulduğunuzda ya da karşılaştığınızda yapmanız gereken tek şey topuklamaktır. Bunun dışında yapacaklarınız faydalı olmayacaktır. Ama fayda yanlısı değilseniz o ayrı, yolunuz açık olsun. 13 üzerine olan hassasiyetimi daha öncede buralarda belirtmiştim. Bu hassasiyetim -de ve -da ların ayrı yazılmasını becerebilmekten daha yoğundur. bir 13 mayıs günü güzelim dünyaya gelmiş olmamla alakası elbette var bu durumun. Ama biraz da benim buna inanmamdan kaynaklı ilerliyor her şey. işte şu geçmiş 13 mayıs da zihnimi başka bir şekilde hayata karşı harekete geçirmeyi başardı. kaybeden kültürüm hiç olmadı. aksine hayatımda kaybetmekten hiç zevk almadım. son zamanlarda bunun gözümüze iş yapan bir deneyim olarak sokulması da ilgimi çekmedi doğrusu. yine de bu konuda isteyerek ya da istemeyerek girişimlerim olmuştur. son zamanlarda kaybetmeyi alışkanlık haline getirmiş olan bu bünye işte bu son 13 mayıstan sonra kaybeden olmayı kafasına takmamayı zihnine iletmiştir. ya da zihni bu bünyeye, her neyse. geçmişi düşünerek, ona bağlanarak geçen zamana yazık demek inancı göğsümü kabartıyor doğrusu. kısaca yapmak istediklerini seç ve onu yapmaya çalış anlayışını benimsedim. olmuyor mu? bırak olmasın. bir başkası olur. zorlamanın bir anlamı yoktur. kazanacaklarını ya kaybetmene ya da ertelemene sebebiyet vermekten başka bir işe yaramaz oldurmaya çalışma hali. başka kapılar bulup onları açmaya çalışmak zihne huzur veriyor. diğer bir deyimle olmuyorsa sal gitsin demek bana şu an daha rahatlatıcı geliyor. kıçımı yaymış olayların gelişmesini bekliyorum. bünye uğraşmayı istemiyor. ilişkiler, yaşam, gelecek karma-karışık zaten. lan biri orada beni bekliyor sanırım, diyebilirim. düşün işte biri var ve sizi bekliyor. siz de onu. ama kim olduğunu bilmiyorsunuz. bir şey var bekliyor, sahip olmanızı ona. ama ne? işte bunları düşünerek hareket etmek keyifli. hayal-gücümü zenginleştiriyor ve etrafımdaki güzelliklere doya doya bakabilmemi sağlıyor.

Şimdi sahilde olsam ve içsem. ne güzel olurdu. aklımdan geçen şey bu mesela. Teoman'ın son albümünün son şarkısı kafama işlemek üzere. defalarca dinliyorum. beni öyle yerlere götürüyor ki, huzur denilen şeyi iliklerime kadar hissediyorum. sahilde sarhoş olmak deneyimine kavuşmak dileğiyle açtığım bir kapının ardında. hadi kıçları yaymaya şimdi.

http://fizy.com/#s/3eaes4

4 Mayıs 2011 Çarşamba

nolmuş?

Son zamanlarda buraya pek bir şey yazmadım. Tez, blogların kapatılması, bazı yazılarımı da Zımbırtı yazmamdan kaynaklı bu durum. Ha bir de http://elektrikli-tencere.tumblr.com/ şurası var tabi :) uğrarsınız istersiniz...