30 Ekim 2010 Cumartesi

Doruk'tan Bir Hikaye: "OĞLUM"




"Neden buradasın?" diye sordu genç adam. ""oğlumu bekliyorum" dedim. Gelecek biliyorum. Beni alacak. "baba ben geldi" diyecek bana ve koluna gireceğim. Beraber eve gideceğiz. Ama şimdi burada oturmalıyım. Onun gelişini beklemeliyim bu bankta oturarak. Yıllar önce kaybettim karımı. Ya da öyle bir şey. Ama ben burada oğlumu beklemeye devam edeceğim. Hem ne çıkar beklemekten. Nasılsa biliyorum gelecek. Özledim hem onu. Mavi gözlerini. Bana seslenişini. "ne zamandan beri bekliyorsun?" diye sordu bu sefer genç adam bana. "bilmiyorum" dedim. "bekliyorum" ama daha yeni geldim ki buraya, nasılsa gelecek. Beklemekten ne çıkar ki.

***

Dalların yeni yeşermeye başladığı bir gündü. Bir pazar günü. O günü çok iyi hatırlıyorum, hem nasıl unutabilirim ki. Oğlumu alıp beraber parka gitmiştik. Çok severdi o parkı. Daha 5 yaşındaydı oğlum. Seneye okula başlayacaktı. Onunla ilgilenmeyi seviyordum. Sarı ayakkabılarını giymişti yine. Çok severdi onları. Parkın içinde her yana koştururdu diğer çocuklarla beraber. Ben de pazar gazetemi elime alır parktaki bankta oturup okurdum, bir yandan da onu izlerdim. Karım biz eve gidene kadar bir sürü şey hazırlardı. Oğlum hiç yorulmazdı ama parkta. Eve geldiğimizde annesinin hazırladıklarını afiyetle yerdi. Bu bizim geleneğimiz olmuştu. Her pazar "baba, beni parka götür" diye yapışırdı yakama. O gün de öyle olmuştu. Ve beraber gittik parka. Ben yine her zaman ki bankıma oturdum, gazetemi açtım. Oğlum her köşesinde koşturup duruyordu parkın. Ama o gün her zaman ki gibi bir pazar değildi. Öyle bahar aylarının mutluluk getirmediği günlerdendi. Bir an gazetemi okumaya ara verdiğim de oğlumu göremedim. Etrafa baktım. Göremedim. Sarı ayakkabılar aradım etrafta. Bulamadım. Göremedim. Bulamadım. Yoktu. Gitmişti. Her köşeye baktım ama. Eve koştum hemen. Evde yoktu. Karımla polise gittik. Bulamadılar. Bulamadık. Yoktu. Gitmişti oğlum. Sonra karımda gitti. Yapamadık.Yalnız kaldım. Yapayalnız. Ama biliyorum gelecek oğlum. Gelecek ve beni alacak. Eve gideceğiz.

***

"haydi gidelim Salim bey" dedi beyaz gömlekli genç. Benimle konuşmayı severdi bu beyaz gömlekli genç. Bundan 35 sene önce oğlumu kaybettiğim bankta oturuyorum hala. Bugün burada bir park yok. Burada artık çocuklar koşturmuyor. Her tarafta beyaz gömlekli erkekler ve kadınlar var. Hepsi bana çok iyi davranıyorlar. Ben de her gün burada, oğlumu kaybettiğim bankta oğlumu bekliyorum. Gelecek biliyorum. Hem ne çıkar ki beklemekten..

29 Ekim 2010 Cuma

Bursaspor-Fenerbahçe Maçı




Aslına bakarsanız maç başlayalı 30 dakika oldu. Fenerbahçe 17. dakika da Semih ile öne geçmeyi başardı. maç ben yazıyı yazarken hala bu sonuçla devam ediyor. 1-0 üzerinden ve maçı izlemden konuşmak gerekirse şunu söyleyebilirim. Fenerbahçe'nin öne erken geçmesi ve gol yememesi maç için kendisini avantajlı hale getiriyor. eğer sakatlık veya kart olmazsa Fenerbahçe'nin farkı arttırabileceğini düşünüyorum. tabi fazla konuşmamak gerek. Geçen hafta ki gibi bir talihsiz sonuç çıkabilir. Bekleyip görelim.

Dünya Kadınlar Voleybol Şampiyonası: Türkiye-Çin


İlk setin son bölümüne kadar başa baş mücadele etmemize rağmen, son bölümde ki basit hatalardan dolayı seti kaybettik. Fakat millilere güvendiğimi söylemeliyim. Her ne kadar Çin her zaman bu tür turnuvalarda güçlü bir takım oalrak öne çıkmış olsa da yenebilecek gücümüz var. Ben Şampiyonluğu dahi hayal edebileceğimize inanıyorum. Çok iyi bir jenerasyon var elimizde. İlk sette ki alışma devresinden sonra Milliler çok iyi 3 set oynadı ve maçı 3-1 almasını başardı. Naz'ın oyunu iyi okuması, Neslihan ve Seda'nın etkili hücumları ve gerek bloklarda, gerek savunmada ki sertliğimiz ile maçı kazandık. Yarın Rusya ile oynayacağız. Rusya'da çetin ceviz. Çin dünya'nın 3. numaralı basamağında biz ise 22. Evet, Rusya'yı da yenebileceğimize inanıyorum. Yarını beklemeye devam..

28 Ekim 2010 Perşembe

Açık Öğretim: Medya ve İletişim


İnternet üzerinden Açıköğretim başvurumu tamamladım. Şimdi 290 lirayı denkleştirip kayıt bürosuna giderek, kaydımı tamamlamak ve kitaplarıma kavuşmak kaldı geriye. Okumak insanı ferahlatır. Aslında Fotoğrafçılık ve Kameramanlık diye bir bölüm var. Ona da başvurabilirdim fakat derslere baktım Medya ve İletişim bana daha uygun. Zira F&K bölümünde ki derslerin yarısını ben gördüm zaten. İki üniversiteli olmaya az kaldı.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Sharon Stone: Ama bu kadın güzel!!!

Yani ne diyebilirim ki onun için. Harikulade bir güzellik. 52 yaşında ama hala güzel. Şarap gibi kadınlardan o. Bir resim. Güzellik abidesi. Çok mu yalakalık yaptık? Neyse, çok yaşa. Adı gibi bir kadın işte..

26 Ekim 2010 Salı

Mine Tugay




Ne derseniz deyin dünyanın en güzel kadınlarından biri. Tanışmak şerefine erişirim umarım birgün. Ve hatta hatta film çekersem bir yerlerde o olsun, olsun derim. Başarılar dilerim.
Mine Tugay

25 Ekim 2010 Pazartesi

Kendimce

Malesef iki maçın sonucunu da bilemedim. Aslında içimden geçeni yazmıştım buraya ama ne yapalım umduğumuz gibi olmadı. Ve sanırım Fenerbahçeliler o kadar da üzülmedi. Tabi şu da var ki liderin bayağı gerisinde kaldık. arada başka takımlarda girdi. Ben yine de Fenerbahçe'ye güveniyorum. Eskiden büyük takımların hepsini yendiğimiz halde şampiyon olamıyorduk. 3 yıllık bir süreç var önümüzde. Artık tek hedefin şampiyonluk olması gerekiyor ve ne bjk ne de Gs maçlarında ezilmedik. Ki şöyle bir şey de var ezemedik de. İki tarafında kazanabileceği maçlar oynandı. Her ne kadar Fenerbahçe son maça favori çıksa da iyi oynamadı ve ideal bir sonuç ortaya çıktı. Galatasaray'ın da bizi ezdiği falan yok ayrıca. Ezik edebiyatı yapmasın Gslilerde. Maç beraberlik maçıydı. Her ne kadar gollük şutları olsa da Gökhan'ın, Pino'nun şutunu çizgiden çıkardığı top dışında pozisyonu yok diyebiliriz Gs için. ama golü hep kokladılar. Aferim onlara. Haftalardır aldıkları berbat sonucun ve yeni teknik direktörün gelmesi sonucu oluşan gazın bir sonucuydu bu maç. 1-2 hafta içinde Gs tekrar bir mağlubiyet aldığında işler karışacaktır. Bu performans Gs'yi üst sıralara taşıyacak bir tablo sunmuyor. Dün ki maç aslında Fenerbahçe yüzünden böyle bitti ama ne yapalım. Önümüzdeki maçlara bakacağız. Tek maç ile ne şampiyon olunur ne de şampiyonluk gider. Bu bir süreçtir ve sonuna gelindiğinde üzerine konuşulur. İşte böyle faso fiso bir durumdur bu. Aşkın köşe yazarları ve blog yazarları "laneti kırdık" söylemlerinden de vazgeçmeli. Bu "lanet" mayıs ayının sonudna karşınıza çıkacaktır. Hem de bir beraberlik almanız sonucu. Neyse kahinliğe gerek yok. Oturup göreceğiz sonuçta daha yıllarca sürecek bir rekabet bu. Ne sıkıcı değil mi bu yazdıklarım ?

***



Ne yapayım. Bu aralar böyle. Aslına bakarsanız hep böyleydi. Öyle akademik laflar etmek istemiyorum. Belki de edemiyorsun diyeceksiniz ama etmek istemiyorum gerçekten. Mesela Kağan kod adlı arkadaş benim bu yazılarımdan sıkılıyor. Büyük ihtimalle de baş tarafı görünce buraları da okumayacak. Onun gibi yazmak istemiyorum arkadaş suç mu? Evet, benim hayatımı takip etmek zorunda değilsin. Ve hatta eskisi gibi günlük devrinde de yaşamıyoruz. Blog yazıyoruz ne yapalım. Ve düşünüyorum ki bir insan niye yazar. Bana göre en büyük sebebi bir derdi vardır. Ve bende dilim döndüğünce burada bunları anlatıyorum. Ne edem ki. Bok atmak gibi olmasında PuCCa, Samihazinses ve türevleri gibi yazarlardan da değilim. Am, göt, meme muhabbeti yapmayı ne seviyorum, ne de becerebiliyorum zaten. Onlar bu işi hakkıyla yapıyorlar zaten. Tabi çok da iyi bir tabir olmadı yaptığım fakat genel olarak ortalaması budur. Burası 31 çekmek için geleceğiniz bloglardan değil derken bile aslına bakarsanız bunun içine giriyorlar. Neyse yazmak, çizmek onların. Ben de böyle yazıyorum. Kendim için. Kemdimce.

24 Ekim 2010 Pazar

derbi hakkında






Fenerbahçe-Galatasaray maçları eğer Kadıköy'de oynanıyorsa son 10 senedir artık pek de zevk vermemeye başladı. Fenerbahçe nasılsa üzülmeyecektir bu maç için kaybettiğinde fakat GS'lilerin fazlasıyla sevineceği bir gerçek. Yalnız burdan şu anlam çıkmasın bu akşam da Fenerbahçe'nin kazanacağına eminim. Beraberlik bile vermiyorum. Öyle bir ihtimal yok. Her ne kadar Bjk karşısında da böyle oldu ama o bir iş kazasıydı. Fenerbahçe ne yapar ne eder bu tür maçları almasını bilir..Aragones, Daum, Zico, Lorant v.s. hiç bir maçı kaybetmedik. Hepsi gitti ama bu maçları kazanarak. Aykut Kocaman'ın da bunu yapabileceğini biliyorum. Zaten takım o yönde yolunu almış durumda. Bunun yanında bursaspor2un bu hafta Ankaragücü'ne yenileceğini tahmin ediyorum. Dolayısıyla liderle aramızda 1 puan fark olacak. Yani bir diğer tahminimde Bursaspor ilk yarıyı 3. veya 4. olarak kapatacak dediydi dersiniz..

not: an itibariyle bursaspor 5-1 ilk yarı önde.. tahminim kötü oldu. ama ankaragücünün 1-0 öne geçip 5 tane yiyeceğini nerden bilecektim.. :)

23 Ekim 2010 Cumartesi

Oynattım


Ama şimdi çok garip her şey. Beklentiler, olanlar, olmayanlar. Hep bir aksilik, hep bir eksiklik. Şansa bırakmış bir yaşamı yaşıyorum şu an. Lotodan çıkar mı ki büyük ikramiye? Ya da bir çöp konteynırında bulur muyum içi para dolu bir çanta ? Orjinden uzaklaşma vaktidir benim için bu aralar. Dünyanın kuzeyine, güneyine, doğusuna, batısına fark etmez. Gitme zamanıdır. Yeni bir yaşam, yeni bir aşk, yeni bir iş her şeyin farklı, bana anlamsız geldiği bir yer bulmam gerek. Hayatı filmlerde ki gibi yaşamıyorum ne yazık ki. Olmuyor. Ama pes etmek yok. Ve öylesine sıkıcı bir şey ki bu. Ne yazdığımı düşünmeden yazıyorum şu an. Öyle umarsızca. Saçma-sapan. Hayatta böyle değil mi? Saçma sapan işte. Ne yapmak istediğimizin bir önemi yok ama bunun yanında bir şeyler yapıyoruz istesek de istemesek de. Ne yazdığımı anlayan varsa beri gelsin, sonra öte gitsin. Hatta sen bebeyim, denizdeki gel-gitsin. Ah canım ah!! kışın soğuğunda seni ısıtan adam olmak isterdim. ama sen hiç istemedin. Ahhh!! çok acayip her şey. Ne oluyor bana, desin biri. ne desin, ne demesin. Sor bana "sen nesin?" tabi ki değilim bir Aziz Nesin. Zaten buna kim inanır? Her halde Kadir İnanır. Ve anlayın ki ne kadar sıkılmışım şu an. Yapacaklarımın var mı? bir önemi acaba. Arıyorum kendime yeni bir kasaba. Kafiyeler uyduruyorum kendimce. Gördüğünüz yerde deyin bana "merhaba" Önümde yığılmış kitaplar ve bir cüzdan içi gereksiz şeylerle dolu. hayatım gibi. Ne kadar gereksiz şeyler var hayatımızda. Bir bilsek. Bazen biliriz, bazen bilmeyiz işte. En sona geldiğimiz de anlarız bunu, o da şanslı azınlıktaysak eğer. Şöyle eski bir araban olsa da atlasam ona ve gitsem uzaklara. Ne güzel olurdu. Ah yollar bekleyin beni.. Kavuşacağız bir gün. Ve o gün umarım çok yakında...

21 Ekim 2010 Perşembe

Sinemalarda: "ilişki durumu, arkadaşlık"



"ilişki" durumları hoşuma gitmiyor. İnsanların nasıl tanışıp, nasıl bir araya gelip uzun süreler sevgili olmayı başardıklarına şaşıyorum. Benim doğru düzgün bir sevgiliye bile sahip olamamışken, bunları düşünüyor olmam garip elbette. Ama anlam veremiyorum. Ne yapıyorsunuz da bunu beceriyorsunuz, arkadaş!! Biri bana gelsin anlatsın. Artık bu duruma alışmış olmakla birlikte sorun bendeyse bile bunu öğrenmek istiyorum. Sanırım çok iyi bir arkadaş oluyorum. sorun bu. büyük ihtimalle bunları daha öncede anlattım. Ama bahsetmeden edemiyorum. artık şau duruma düştüm. "Olum sen en iyisi bir Karaköy'e uğra." bu kadar mı vahim halim. Öff pöf zattırı zutturu dat dat dat...



20 Ekim 2010 Çarşamba

Şampiyonlar Ligi'ni Kim Kazanacak ?

Ben real Madird ve Ajax'ın final oynayacağını öngörüyorum. En azından ikisi birden finalde olmasa bile bu takımlardan en az biri finali görecektir. Şimdiden söylüyorum. sonra söylemedi demeyin. Neden böyle dedin derseniz de? Artık takım olmayı becerebilenler yoluna devam ediyor. Ajax her ne kadar Real Madrid gibi bir yıldızlar topluluğu olmasa da, iyi bir takım. Oturmuş bir kadroya ve yetenekli oyunculara sahipler. Real Marid ise geçen seneye göre hem savunma yapmayı hem de takım oyunu oynamayı öğreniyor. Her ne kadar yolun başı da olsa mutlu sona ulaşacaklarınıöngörmek zor değil.

19 Ekim 2010 Salı

İzmir'den döndüm..








Sabah 7.30 itibariyle İstanbul'a döndüm. saat 9.02 doğruda eve geldim. Yolculuk sıkıntılıydı. Sevmiyorum bu tür uzun yolları. Popom acıyor sonunda. Neyse geçti şimdi. İzmir'de 3 gün boyunca şahane bir hava beni karşıladı. Gidip parkta simit ve çay ile kahvaltı ettik. Boyozun tadına baktım bu sefer İzmir'e gelişimde. Yalnız Şirince şarabı almayı unuttum. İzmir'de Seville birlikte hayatımda yapmadığım şeyleri de yapmış oldum. Kareoke bara gittim, mojito içtim. Ve karar verdim bana göre değil. ama yine de yaptığım için memnunum. bornova'ya gittik. Kordon'da yürüdük. Alsancak'ta içtik. Sinemaya gittik Balçova'ya. Ye, Sev Duat Et filmine gittik. Berbat bir film ama ne yapalım gittik. İzmir'de sinemaya gittim diyebilirim en azından. Ömer Usta'da kahve içtik. Kahve fincanda pişiriliyor. Sevdim, güzeldi. Seville sallamasyon bir fal baktık. Belki tutar.Neyse Efendim izmir iyiydi-hoştu. Atladım geldim. Bakalım sırada gezilecek nereler var. Kapısını bana açan herkesin yanına gidebilirim. O kadar sıkıldım ki. Artık ne yapacaımı bilemez hale geldim. Bir şeyler yapmam gerektiğini biliyorum fakat bir şey yapmıyorum. Kendimi bu tembellikten kurtarmam gerekiyor. boş vermişliğim başıma iş açacak. İzmir işi de bu boşvermişliğin bir sonucu. Artık düzelteceğiz. Şikayet etme devri bitti, zaman çalışma zamanıdır..

14 Ekim 2010 Perşembe

İzmir'e Gitmeden


Bilet rezervasyonu yapılmıştır. Gece 00.00'da otobüsüm kalkıyor. İzmir'e doğru gideceğim. Sabahın erken saatlerinde orada olma planı içerisindeyim. İzmir umarım beni biraz rahatlatır. Herşeyin ters gittiği hayatıma biraz çeki-düzen vermem gerekiyor. Şu kalacak yer meselesi hallolsun, eşyalarımı, kitaplarımı adam gibi bir yerde tutayım. Tezime hazırlanmaya başlayayım. ALES'e hazırlanayım. Aldım kitabımı ama daha bakmadım bile. Roman veya kısa öyküler okumak istiyorum. Bunların dışında birazda para lazım iş bulmalıyım yani. Adam gibi bir şey bulmakta zor ama neyse şansımızı deneyeceğiz artık. Bulacağıma eminim. Zeki bir adamım vesselam. Ve son şey yalnız olmak üzerine. Sanırım şuan yalnız olmayı hayatımın hiç bir döneminde bu kadar çok istememiştim. Tamam öyle onlarca sevgilim olmadı fakat hep bir arayış içerisindeydim. Şuan kimse için kafa yorabilecek güçte değilim. Haa! olsa fena olmaz, birinin yanında huzurlu ve güvende olmak güzel bir duygu. Yanında birinin olduğunu bilmek güzel. Fakat biri için yoğunlaşmak gerekiyor. bunu yapamam. Sanırım hayatımda şuan şikayet etmeyeceğim tek şey. Olursa olur, olmazsa hayat böyle de iyi. Tabii şu da varki etrafımda el ele, öpüşen, koklaşan çiftler görmekte pek hoşuma gitmiyor. İzmir dönüşü görüşürüz...

Sakallı Kadınlar ve Seksilik


Fotoğraf şahane değil mi? Bir kadın. Böyleleri de var diyorsunuz.. Sabah aklıma bir şey gelmişti. Kadınlar hakkında. ama bu ve buna benzer fotoğrafları gördükçe vazgeçtim fikirlerimden.. Hayal edemedim. Fikir şuydu ki; bir kadını seksi yapan unsurlar. bunlar, yaş, kilo, boy, tip, güzellik, giyim dışında olan şeylerdi. İddiam bir kadın sigara ve alkol kullanıyor, araç sürebiliyorsa seksidirdi. Gerekirse sakallı olsun yine seksi olur diyecektim ama vazgeçtim. demiyorum olamazmış. Hayal edemedim. ama bir kadını (sakalsız olanları) bu 3 unsur farklı (seksi) gösteriyor kesinlikle. bu arada seksi kelimesini ne anlamda kullandığımı da söyleyeyim de yanlış anlaşılmasın. Çekici=Seksi. Mucukssss

12 Ekim 2010 Salı

gitme

Çok bunaldım çok.. Haftasonu bizim Sevil'in yanına İzmir'e gitme planım var. Özledim kızcağızımı.. 2 yıldır görmedim herhalde. O da atla gel dedi. giderim beybi. Giderim...

Um-Ur


Hiç umurumda değilsin. :) Bu sefer gülüyorum sadece. Bunu niye mi yazdım ? Öylesine.

10 Ekim 2010 Pazar

Var Mısın? yok Musun?



Kendinizi bir cümleyle tanıtın
*Her an herşeyi yapabilecek bir insan.
Yarışmaya niçin katılmak istiyorsunuz
*Eğlenmek, eğlendirmek, kısmetse birazda para kazanmak için.
Hobileriniz nedir?
*Seyahat etmek iyidir. Fotoğraf çekerim. İyi bir bisiklet sürücüsüyüm. Tavlada rakip tanımam.
Eger yarışmacı olarak seçilirseniz sizce nedeni ne olacak?
*Anlatacak çok şeyim var. Her şeye bir lafım vardır muhakkak. Espriliyimdir. Cem Yılmaz ile yarışırım. Cidden ha yalan yok. Konuşkanlığım ve zekide yapılmış esprilerim sayesinde seçilirim.
Bugüne kadar yaptığınız en büyük çılgınlık nedir?
*Geçen sene uçağa atlayıp Diyarbakır'daki bir gösteriye gitmiştim. Aslında amaç gösteriye gitmek değildi, hazır oraya gitmişken ona da katılayım diye. Çok kötü bir gündü. Sis bombaları, göz yaşartıcılar, taşlar sopalar havada uçtu. Biri de ölmüştü. Hangi cesaretle gittim oraya bilmiyorum.
Bugüne kadar başınıza gelen en talihsiz olay?
*Doğumum talihsizlik herhalde. Yıllardır sinir bozucu bir hayat yaşıyorum. Ama en kötüsü 2 sene önce oynadığım bir şans topu kuponumu yatırmayı unutmuş olmam ve 5+1 i kaçırmış olmamdır.
Bugüne kadar başınıza gelen en güzel olay?
*Bugüne kadar başıma gelen en güzel olay sevdiğim kadının benimle beraber olmasıdır. Onunla bir Teoman konserine gitmek. Yıllarca bunu hayal etmişimdir. Şöyle bir 10 yıl boyunca Teoman konserine gitmedim. En sevdiğim müzik adamıdır. Çünkü sevgilim ile gideceğim diye yemin etmiştim.
Büyük Ödülü kazanırsanız ne yapmayı planlıyorsunuz?
*Öncelikle bir eve çıkacağım. Hala kaldığım bir yer yok. Sonra bir dil kursuna gideceğim. Yetersiz ingilizcem ile hayat çekilmiyor. Yurt dışına çıkacağım. Sinema ile ilgileniyorum bu yönde kendimi geliştirecek atölyelere katılacağım ve duruma göre uzun metraj bir film çekmeyi düşünüyorum. Fotoğraf makinamında seviyesini arttırırım. Yeni objektifler falan alırım. Paranın bir kısmını arkadaşlarıma veririm. Onlarsız ne anlamı var o kadar paranın. Bir de Amerika2ya gidip Renée Zellweger ile tanışmak isterim. Bir şekilde tanışacağım onunla günün birinde..Ben yarışırken programa çağırsanız fena olmaz.
Kendinizle ilgili anlatabileceğiniz en ilginç şey nedir?
*Benim varlığım ilginç zaten. Bütün herkes böyle söyler çevremde. Garip adamım. Ne yapacağım belli olmaz. ama söyleyeyim çok hırslıyımdır. Kaybetmeyi sevmem. zaten 500.000'i ben kazanacağım.

Bak Bir Varmış Bir Yokmuş


Öyle Bir Geçer Zaman Ki, dizisine bakıyordum demin. Ne güzel bir şarkı çaldı eskilerden.. Seviyorum böyle sesleri. Artık nedir bilmem, Vals, tango falan olsa gerek. Veriyorum coskuyu İlham Gencer-Bak Bir Varmış Bir Yokmuş tıkla linke dinle sende. Bu şarkı çalarken, açılacaksın işte. Canım, cicim ne hoşşsunuz diye. Önce şöyle bir tersleneceğiz. Biraz Türkan Şoray, Filiz Akın göz kaçırmaları olacak. Belki bir muhallabiciye gidilecek, Gülhane Parkında bir çay içilecek. aman tanrım.. Eski şeyler, sanki ben yaşamışçasına hüzünlendiriyor beni..

Masal Masal Matitas

10,10,10 bugün ne güzel evlilikler olur ama değil mi? Peki bu bünye ne yaptı? Vallahi bizim Ceyda'nın oyunu vardı. duru tiyatroda. Kadıköy-Moda semalarında. Ona gittim. Keyifle izledim Ceyda'yı. Belki 17-18 senedir gitmedim çocuk oyununa. Oyun anlamında, dekor anlamında ve müzik olarak başarılıydı. Sevdim. eksikleri vardı bana göre ama ilk oyun için yeterliydi. Yalnız benim zamanımda Tom&Jerry, Şirinler, Bugs Bunny falan vardı. Oyunda Şimşek McQuein (doğrudur umarım) ve Benten gibi çizgi kahramanların adı geçti. Benten'i hiç duymadım yahu. Nerede bizim Pokemon dönemlerimiz. Taso biriktirdiğimiz günler. Birbirimizi "kök"meye çalışırdık. Kökmek vallahi bunu kullanırdık. Köktüm seni. Birazda kökücem falan gibi. Oyunun adı Masal Masal Matitas bir daha ki gösterim 24 Ekim günü Duru Tiyatro'da.. Keyifle izleyeceğiniz bir oyun. Çocuğunuz varsa tutun elinden götürün ve bir güzel pazar geçirin. Emre Kınay'ı da bu sayede yakıdnan görme şansına eriştim. Haa Ahu Türkpençe'de oradaydı. Kadın güzel, diyecek lafım yok. Neyse işi sulandırmayayım.. Emre Kınay bir laf etti.. Ülkemizde tiyatro yeterince ilgi görmüyor çünkü bunu ufak yaşlarda çocuklarımıza aşılayamıyoruz tarzında. Eh öyle gerçekten.. 300 kişilik salonun çoğu boştu. Biraz elit tabakanın uğrayacağı yerler oralar.. Hem mekan, hem de içerik olarak.. Evine ekmek götüremeyen bir adam kalkıpta çocuğunu oyuna mı götürecek. Vesselam tavsiye edilir.. Teşekkürler Ceyda..

9 Ekim 2010 Cumartesi

Mesut Alman olmuş, iyi olmuş...

Çok kızgınım. Başlığa bakıpta sporla alakalı bir şey yazacağımı sanmayın.. Tamamen spontane bir şekilde ağzıma ne gelirse yazacağım buraya. Bu içine tükürdüğümün ülkesinden nefret ediyorum.. Herkes polis olsadaa kurtulsak amuna goim. Bu pis asalaklar benim yolumu kesip kesip duruyorlar son zamanalrda. ama bugün bardağı taşırdı ibneler. (İç ses: yazıyı yazıyorum ama dava açarlar mı ?) Haydarpaşa Garına giderken "bi kimlik görebilir miyiz?" sualiyle karşılaştık yavuşağın biri tarafından. Hadi eyvallah al bak kimliğime puşt. ama doymaz ki göt oğlanı, aldı cüzdanımın en ücra köşelerine baktı, sigara paketimin bile içini kurcaladı lale. Cebimdeki buruşuk fişleri bile açtı baktı. Lan öküz yavrusu, piç; önce baksana GBT'ye. Amuna kodumun GBT si de bi sik zaten. Öfff deliricem ulan.. Yavuşaklar, illa zengin olup sizin 7 sülalenizi satın alacağız de mi? Ama gün gelecek o da olacak. Sikileceksiniz evlatlarım.. Fırsatını bulsam bu sikik diyardan kaçıp gidicem. Eskiden böyle düşünmezdim. ama artık böyle durmam bir saniye, İspanya, İtalya, Fransa, almanya her ne sikimse gidicem oralara.. Ha Amerika'da olabilir. Sonra Mesut niye alman milli takımında oynuyormuş. Oynar tabi bu sikkolar yüzünden... (ayrıca tüm kadınlardan özür dilerim, feminist ve polis olanlar hariç)