28 Temmuz 2013 Pazar

Biter ve Başlar


6 sene olmuş bu blogu yayına sokalı. Kendi halinde, öyle ya da böyle bir şekilde yazdım çizdim. Sonrasında sevgili dostum 'koza' ile beraber yazmaya başladık.

Ne olursa olsun yazmayı seviyorum. Bir anlama gelmesi gerekmiyor yazdıklarımın. Dertlerimi, sevinçlerimi paylaşmayı. İlgi alanlarıma yönelik çiziktirmeyi.

Son bir senedir pek bir şey yayınlayamadım. Bu kendime ve bloga dair az da olsa dönme çabasıdır. Askerlik bitti. Dünyanın en rahat askerliğini yaptım sanırım. Sanırım çünkü başka askerlik bilmiyorum. Sonunda bitti. Bu bitme bana çok şeyler kattı. Devam ettirebilme. Tembel olmamayı, hayata dahil olmayı, yapabileceğimi öğrendim.

İnsan hiçbir şey bilmiyorsa bile en azından hiçbir şey bilmediğini biliyordur düşüncesindeyim. bu düşünce ile hareket edebilmeyi daha da benimsedim.

Elimde ne varsa onu ortaya koymak istiyorum artık. Bir yere gelip bırakmak, umutsuzluğa düşmek gibi hallere girmekten sıkıldım. 25 az bir yaş değil. Çok da sayılmaz elbet ama sürekli durmuş biri için yola çıkmak için geç sayılabilir. Ben işin bu kısmını bir kenara koyup yola çıkıyorum.

Umarım yazabilir, buralarda bir şeyleri sunabiliriz.

Hoşçakalın.

26 Temmuz 2013 Cuma

Var Olmanın Zoraki Oyunu

ibneliği de barındırıyorum içimde, piçliği de
orospuluğu ve pezevenkliği
belki kaltaklığı, belki namussuzluğu
şehveti ve arzuyu
duydunuz ve... hadi gelin şimdi
saldırın bana
koparın tüm parçalarımı vahşice, bir kalıp küflü dişlerinizle
paramparça olsun bedenim her bir parçam başka bir ağızda
ve o zaman ışıldasın ruhum gövdemin ayrılan yerlerinde
yükselsin özgürlüğün çekirdeğine
ihtiyacı olmasın kanatlara kendi hafifliğinde
ve siz bedenimin kanlı parçalarını ağızlarında taşıyanlar
ve siz o an gözlerinizde taşıyın korkuyu
garip bir his kaplasın içinizi
titresin cansız bedeniniz
kusun benliğimden kopardığınız lanetle
ama atamayın hiç birini
yavaş yavaş yeşersin içinizde
ben de korktuğunuz her bir parça her birinizde
korkun korktuğunuz şey olmaktan
ve hiç bir şey yapamayın
çünkü öyle hissedin
mantığınıza söz geçiremeyin
olduğunuzu reddedemeyin sonsuz denemelerinizde
ve yok olup gidin kendi anlayışsızlığınızda
hatırlanmayın asla
kendiniz tarafından bile
ve ben
ve ben bir eylül sabahında rüzgarların getirdiği yağmur olayım
süzüleyim sarı yaprakların üstünden yumuşak toprağa
ıslak toprağın kokusuyla can bulsun bedenim
rüzgarlar versin şeklimi
ve ben yeniden deneyeyim
var olmanın oyununu

8 Temmuz 2013 Pazartesi

Adres: Hayal Ap. K:3 D:11

Evden çıkmama 1 saat 30 dakika var. Saat 6:33. Badlands’i izledim az önce. Oyunculukların zayıf olduğunu hatırlamıyordum ama bu sefer zayıf gözüktü. Bu filmin aklıma takılı kalmasının nedeni ise… Neyse bunlardan bahsederek canını sıkmak istemiyorum.
Şimdi uyuyorsun değil mi? Bugün erkenden kalkıp bilet almana gerek yok. Bunu 1 hafta sonra yapacaksın. Şimdi ise uyuyorsun. Sade bir uyuyorsun çünkü nasıl uyuduğunu bilmiyorum. Hiç görmedim. Görenler var elbet. Onlarla da tanışmadım. Seni hiç görmedim. Yanında bulunmadım. Kokunu bilmiyorum, tenin ne kadar sıcak bilmiyorum. Ama seni düşünebiliyorum. 454 km uzaktan bunu başarabiliyorum. Ancak bunu başarabiliyorum. Uykunda aniden irkilip biraz daha sokuluyor musun yorganın altına? Neyse ki yorganın altı. Başka birinin sıcaklığı olduğunu düşünmek hoş olmazdı. Başka birinin olup olmadığını sormadım. Olduğu cevabını almak da hoş olmazdı.
Yine oyun mu oynuyorum? Yoksa sen de bana eşlik mi ediyorsun? Senden hoşlandığımı sana sezdirmek hoşuma gidiyor. Ama söylemiyorum. Ağzımdan bunu duyacağın günü, öyle bir gün olacaksa tabi, geciktirmekten haz duyuyorum. Sen de farkında mısın bunun?
Bu yazıyı okuyup okumayacağını bilmiyorum. Bir şey diyecek misin bilmiyorum. Ama gerçek ortada dururken… O orada durabilir. Acelemiz yok değil mi? Benim olmadan da beni mutlu edebiliyorsun.
Bunları açıklarken mızıkmış gibi mi oluyorum? Aslında topladığımız yapraklar para değil, şu yer gibi yaptığımız köfteler bildiğin çamur mu demiş oluyorum? Oynamaya devam etmeyecek misin? Hadi ama bunları yazmış olmam sana söylediğim anlamına gelmez. Belki 1 hafta sonra bilet almak için erkenden kalkacak başka bir kız vardır. Hemen de üstüne alındın.
Az önce acelemiz yok derken şüpheye düştüm. Ne dersin sence başka birileri çıkar mı karşımıza? Yavaş yavaş azalır mı konuşmalarımız?
Bunları düşünmek istemiyorum. Hepsi yanlış hareket etmeme yol açıyor. Seninle keyifliyim. Tek sorun kollarımın 454 km olmaması. Öyle olsaydı bile parmak ucumla dokunabilirdim. Ama ben seni sarmak istiyorum. Çünkü sen beni sarıyorsun. Yavaş yavaş daha fazla adım atıyorsun içimde bir yerlere.
Gülüşün fotoğraflardan bile rahatlatıyor beni. Tüm sıkıntılarımı göğsüne yaslayabileceğimi hissettiriyor seni bir kurtarıcı olarak görmeksizin. Sanki yanında huzuru bulabilirim gibi geliyor. Yanlış anlama sana bir misyon yüklemiyorum. Yazın sıcağında ağaç gölgesi altında uzanıp rüzgarın otları çalarken çıkardığı sesi dinleyip beyaz bulutlu mavi gökyüzünü seyrederken o ağaca ya da gökyüzüne bir misyon mu yüklemiş oluyorum?
Hava aydınlanıyor. Eşyalarımı toplayıp yola çıkmam gerek. Diyeceklerim bu kadar değil. Diyeceğim çok şey var, belki sonra. Uyandığında aklına ilk gelen ben olursam bu enerji olayını çözmüşüm demektir. Neyse kalkamıyorum başından. Görüşürüz.

Sıkıca

Bazen aşk
İki ayrı kalbi öyle sıkı bağlar ki birbirine
Hiç ayrılmayacaklar sanırsın
Yanılırsın
Aradaki gergin bağın koptuğu günde
Çaresizce etki tepkinin hükmünde
Görürsün
Birbirlerinden çok uzağa
Savrulduklarını bambaşka kalplere

Paramparça Sümüklü Böcek

Benim için küçük sümüklü böcek için büyük bir adım. O kadar büyük ki ağırlığını kaldıramıyor. Kabuğunun çatırdayarak kırılışını yalnızca duymuyorum, ayağımın altından tüm bedenime yayılan o soğuk titreşimle birlikte hissediyorum da. Tüylerim diken diken oluyor. Ayağımı geri çekmek istiyorum ama tepki sürem buna izin vermiyor. 1 saniye ömrünü sonlandırmama yetiyor. Duruyorum. Eğiliyorum. Paramparça olmuş kabuğunun yüzlerce parçasının saplandığı parıldayan bedenine bakıyorum. Arkasında parlak izler bırakmış. O parıldayan izleri takip ediyorum. 1 saniyede ölmek için o küçücük alanda kaç saat yol kat ettiğini tahmin etmeye çalışıyorum. Her yerde parlak izler var. O izlerin yanından geçerken ağır ağır bir başkasının gidişini izliyorum. Ardından parlak izler bırakıyor. Ayağa kalkıyorum ve ilerlemeye devam ediyorum.

Hiç durmadım ki. İstemsizce attığım bir çok adım bir çok parçaya ayırdı canları ve ben olduğum yerde duramıyorum bir türlü. Görünmez ipler kontrol ediyor bedenimi ve ben paramparça ettiğim canları kafama yükleyerek devam ediyorum. Boynum ince. Yük ağır. Ve bir gün boynum kırılacak; öleceğim diye korkuyorum… Ölümün yavaş yavaş içime yuvalandığını bilerek hayır çok daha yoğun… Hissederek. Korkuyorum.