28 Şubat 2010 Pazar

Gezmek Ne Güzel Şey.


Gitmek. Yeni yerler görmek. Her insanın içinde ki derttir heralde. Bir yerlerde sizi çeken şeylerin olduğunu düşünmek. Ben düşünürüm. Mesela Floransa'ya gitmek isterim hep. Beni çeken bir şey var gibi geliyor bana. Bir gün gideceğim elbette. Türkiye'de de böyle yerler var elbette. Ama ben İstanbul aşığı biriyim. Lise hayatım boyunca Tekirdağ'dan ve Şarköy'den başka bir yere gitmedim. İstanbul'a dahi gitmedim. Ama üniversiteye gitmemle birlikte yeni memleketler görmeye başladım. Ortaokul da Bursa'ya gitmiştim bir onu bilirim mesela. Bundan sonra Hiç gitmedim bir yerlere. İşte üniversiteyle beraber farklı yerlere gitmeye de başladım. Ankara'ya gittim ilk önce. Yanlış hatırlamıyorsam. Liseden arkadaşımın yanına 2007 ocak ayında. Pek sevemedim Ankara'yı bana göre değil. Nisan 2007'de ise Sosyoloji Kongresi sebebiyle Afyon'a gittim. Oraları pek göremesem de gittim işte. Yaz geldi. Barış'ın memleketine gittim. Yalova'ya. Bozcaada'ya gittim bir de Yalova öncesinde. Çalışmak için gidip 4. gün kaçmıştım oradan. TKP ile 2007 mayıs da Eskişehir, Bolu, Kocaeli, Ankara'ya da gittim bu arada. PEk bir şey görmedim ama gittim işte. 2008 yılına geldiğimde çok da bir yerlere gidemedim ama gittim bir yerlere yine de. Aslında farklılıklar katan bir dönemdi 2008 bana. Bodrum Bitez'e gittim. Halam, babanem ve ben tatil yaptık. Oradan geldikten sonra 3 günlüğüne yine Yalova'ya gittim. İstanbul'a geldiğim gün Samsun'a doğru yola çıktım. Samsun'da tam 3 hafta durdum. İlk defa bu kadar uzun kaldım bir başka yerde. 2008'in sonlarına doğru Kongre temsilciler toplantısı için İzmir'e gittim. 2009'da da kongre için İzmir'e gittim. Bundan sonra pek de bir şey olmadı. En azından uzun bir süre. Yazı Şarköy'de geçirdim. Fakat 2009 Aralık da yine şansım döndü. Önce Mustafa ile Diyarbakır'a gittim. Oradan günü birlik Mardin'e gittik. Diyarbakır'da beş gün durduktan sonra Artvin'e gittim. Orada yaklaşık olarka bir hafta geçirdim. İstanbul'a dönemk için Trabzon'a gittik. 9 saatte olsa Trabzon'u da gördüm. İstanbul'a dönüp bir gün durduktan sonra Van'daki kongre için yola çıktık. Aslında uçakla gidecektik fakat olmadı. Trenle 48 saatte gitmek zorunda kaldık. Bu sırada bir çok şehirden geçtik elbette. Ama neyse. Tatvan'a vardık. Orada biraz zaman geçirdik. Tatvan kebabı yedim. Van'a doğru yola çıktık ardından. Aslına bakarsak Van da çok kısa bir süre durabildik. Ama yine de gittim oralara. Bu sene ki kongre için de bir durum olmazsa gitmeyi düşünüyorum. Ve 2010 da geldi işte. Bir kaç gün sonra Tuğçe'nin yanına Antalya'ya gideceğim. İlk defa göreceğim orayı. Bir kaç gün geçirip dönerim. Sezonu açıyorum.

21 Şubat 2010 Pazar

Arkana Bakmadan Koşmak: Forrest Gump


Dün gece bilmem kaçıncı kez Forrest Gump'ı izledim. R. Zemeckis'e zaten Geleceğe Dönüş serilerinden dolayı büyük hayranlığım var. Bu filmi her izlediğim de ben de büyük iz bırakıyor. Dün gece kocaman televizyon ekranında etkisiyle olsa gerek daha bir keyif aldım filmden. Son zamanlarda kendimdeki yılgınlığımı da düşünürsem, film kendimi sorgulattı bana. Geçmişini unutmamak fakat arkana bakmadan da koşabilmek.



Koşmak. Umudunu yitirmeden sonuna kadar koşmak. Vazgeçmemek. Aşkından, ailenden, verdiğin sözden, arkadaşlarından, mücadeleden v.s. Bir sürü sayabiliriz değil mi? Evet, kendisi zeki değil ama sevgi doluydu Forrest Gump'ın. O sadece yaptı, bazen şans yanındaydı, bazen sırf yapmış olduğu için de başarılı oldu. Yapmadan bilemezsiniz. Öylece oturursanız şansın sizin yüzünüze güleceğini sanmayın. Boşuna beklersiniz. Kalkıp yapmak istedikleriniz için koşuya başlamalısınız. Umudunuzu kaybetmeden. Ben de öyle yapmalıyım dedim filmden sonra işte. Durmadan, sonuna kadar koşmak. Bazen amaçsızca, canınız istediği için koşmak. Hayatta her yaptığınız şey bir amaç taşımaz ama yapmak şansınızı da yaratmaktır. Hayatta ne zaman nelerle karşılacağınızı bilemezsiniz. Filmde de dedikleri gibi hayat bir kutu çikolata gibi, içinden ne çıkacağını bilemeyiz. Umutlarımı taptaze tutarak, koşuya başlıyorum..

Hoşça kalın.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Zaman Akip Gidiyor

Sonunda oldu. Eve cikamiyorum. sanirim bu kadar cok ustunde durdugum icin oldu. Baktigimiz evlerde ev sahipleri ile anlasamadik. Ozer ve Baris'in da bu konuda ki isteksizlikleri tabii ki buna canak tuttu. Gecen hafta yurtta cikmis bana hic basvurasim yok. Neyse artik deyip gececegim bunu. Pendik'ten gidip gelmeye devam yani. duzenli hayat istemek biraz fazlalik benim icin. Yine keyifsiz gunler beni bekliyor. Eve cikmayacaim bari bir fotograf makinasi alayim. Evet, sonunda bunu yapabilecegim. Eve cikamiyorsam onu yapacagim. O para cebimde durmayacak. 15 subat gununun gelmesini bekliyorum sadece. 500D Canon marka fotograf makinasina kavusacagim. bunu yapacagim. Planlarim arasinda bir yillik hazirlama dusuncesi var bakalim bunu ne kadar gerceklestirebilecegim. Yapabilirim gibi geliyor. Daha 4 ay var onumde. Suan sikkinlik had safhada benim icin. bir sey yapmiyorum. Oylece oturuyorum. Tezim icin bir seyler okumaya basladim sonunda. bu benim icin guzel bir sey. Okulun bitmesi sanirim biraz huzunlendiriyor beni tabii bir yandan da gelecekle ilgili bir sis perdesi var onumde. Ne yapacagim? Ne olacagim? sorulari aklimi kurcalayip duruyor. Okulumun bahcesinde oylece oturup bazi tanidiklarla ayak ustu bes dakika sohbet etmek istiyorum. Etrafa bos gozlerle bakmak istiyorum. Bunu seviyorum. O ufacik binadan tiksinenlerden degilim. Kendimi Findikli'nin o guzel manzarasina muhtac etmiyorum. Bunu demis olmam benim o ufak bahce ile kendimi avuttugum anlamina gelmesin. Orada insanlarla oturup zaman gecirmek hosuma gidiyor. Bir seyler uzerine konusmak bana keyif veriyor. Sanirim okul bitince en cok bunu ozleyecegim, zaten bolumden cikmayan bir insan degilim. bolumde isim yoktur benim. Okul hayatimda buyuk bir yer kapliyor ve bitmesiyle olusacak o bosluga hazir degilim gibi geliyor simdilik. Elimde imkan olsa da zamani durdurabilsem. Geri almak bile degil sadece durdurmak. Etrafi seyretmek icin. Ve bunlari yzarken bile gecmisime biraz daha bir seyler katiyorum, sona biraz daha yaklasiyorum. Aci mi? tatli mi? gorucez...

Hosca kalin..