31 Aralık 2011 Cumartesi

Mutlu Şeyler

Fotoğraf Linki

- Bir sebep olsa da iyi dileklerimizi kussak.
     Neydi bugün? - Yıl sonu.

     Neydi yarın? - Yıl başı.


Fotoğraf Linki

- Sebep çok aslında.
     İnsan halinden anlayana.
      Ve ne demişti İlhan:
        "Olmayacak şey bir insanın bir insanı anlaması"

- Haydi çalsın sazlar,
    dökülsün kadehlere içkiler,
      hep aynı terane.

28 Aralık 2011 Çarşamba

Gidilen Yoldan Dönmek, Yine Yeni Bir Yolda Gitmek


Fotoğraf Linki

"ποταμοῖσι τοῖσιν αὐτοῖσιν ἐμϐαίνουσιν, ἕτερα καὶ ἕτερα ὕδατα ἐπιρρεῖ."

"Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar" - Heraklitos

not: vikipedik alıntı

Aslında yukarıdaki sözcükten yola çıkarak bir şey yazmayacaktım. Aklıma gelen şeyi bu sözle uyumlu buldum.
Hatta sanırım aynı şey. Neyse.

25 Aralık 2011 Pazar

Tam Bir Şey Diyecektim Unuttum, Sonra Böyle Oldu!

Hızlı yaşamak diye bir şey var. Tamam, bildiğinizin hatta yaşadığınızın farkındayım. Ama pek anlamlandıramıyorum. Böyle soyut şeyleri düşünmekten haz mı alıyorum bilmiyorum. En azından son beş senedir daha gerçekçi bir bakış açısı geliştirmeye çalışıyorum kendime ama yine de 'zaman' denilen, o hissedilen ama geçişi bir türlü fark edilemeyen kavram beni yoruyor. 


Temsili bir fotoğraf ile "hızlı yaşamak" ile ne demeye çalıştığımı açıklayayım. Büyük bir ihtimalle de açıklayamayacağım. Kendi çapımda saçmalamış olacağım ama içimde kalacak yoksa. Böyle bir fotoğraf karesine girebilecek miyim? Çok da hatırlamıyorum ama mutlaka olmuştur. Ama işte benimkiler sadece görüntüden ibarettiler. Yani herhangi bir kalabalığın arasında o an için (30 saniyelik bir andan bahsediyorum) toplanan bir gruba dahil olarak çekildiğim fotoğraflar mevcut. Sırf fotoğraf olsun diye işte. Ama buna gerçekten sahip olanlar var. Varsınız. Dostlar. Hatta aa dostlar! Yahu yorulmuyor musunuz? Hani içmek, yemek, sıçmak, uyumak falan. Tamam çok da zeki adamlarsınız. Ama nereye gidiyoruz? Cidden diyeyim ki sizi aylardır içki içesim yok. İçtiklerim de azıcık bir şeydir. Hey! Çok mu saçmaladım? Neyse. Aslında örneklerle donatarak böyle saçma salak yazacaktım. Unuttum da ne yazacağımı. Planlamadan yazınca böyle oluyor. Aslında işin özünde demek istediğim şey, "çok kıskanıyorum sizi" olacaktı. Ama diyemedim. Benim de süper dostlarım var. İyi de zaman geçiriyoruz. Acayip gülüyoruz. Yaratıcı şeyler de yapmıyor değiliz hani! Ama bir şey eksik. O "party time" olayına bir türlü giremiyorum. Böyle her an 'uçuk' bir şey yapma ihtimalimiz varmış gibi gelmiyor. Ama siz! Sanki! Öyle! Yani!  Hımmmm.... Nasıl desem bilemedim işte. Hep öyleymişsiniz gibi. Hep içiyoruz. Hep eğleniyoruz. Hayat şahane. Çok da fifi gerisi der gibisiniz. Siz derken, yani siz. Hepiniz değil. Siz işte. Kendinizi biliniz. 

- Ay dün reynadaydım, sütüdyolayvdaydım, çok yakışıklı bi çocuk vardı. Tanıştık. İçtik. Telefonunu aldım.

- Abi akşam ki partiye gelecektin. Of ya! Acağip ortam vardı. Şenliği kaçırdın..

İşte böyle olanlar. Aslında böyle olmayabilirsiniz. Ya da böyle konuşmayabilirsiniz. Ama hani o fotoğraflar var ya! Aha onlar da ki hal ve tavırlar, bana böyle konuşuyormuşsunuz hissi veriyor. Bunu olumsuz bir eleştiri olarak söylemiyorum. Sadece bunu nasıl -sürekli- yapabiliyorsunuz? Merak ediyorum, o kadar. Az çok kavrayabilmekle beraber uzak geliyor. Sıkıcı geliyor. Sorgulamadan yaşamakmış gibi geliyor bana. Zaten içki sofralarında hayatını, toplumunu, dünyayı sorgulayan biri değilim. Aksine en sessiz olduğum anlardır. Bilen bilir. İçiyorsan ya ağlarsın, ya gülersin. 

Demin bir an tıkanmıştım ama şu an da aksine öyle devamlı bir şekilde yazabilirim gibi geliyor. Yok yeterli bu kadar. Ne demek istediğimi anlatamadım. Bu da benim ayıbım olsun. Öyle yazasım geldi yazdım. Yine buraları güzelleştiririz. En kısa zamanda. Doctor Who izliyorum bu aralar. İşten çıktığım için rahatım. Okumaya da başladım bir şeyler. Hız kazanacaktır, eminim. Film izleme seanslarına da gireceğim en yakın zaman da. Sonra yazmaya başlayacağım. Şu kafa biraz daha rahatlasın.

Hoppa!

16 Aralık 2011 Cuma

Olma Anketör: Son

Fotoğraf Linki


Evet, sonunda en ciddi anlamda bitti. Bitmeseydi nasıl olurdu sorusunu soracak olsam da bitti ya! Sabah şirkete gittim. Dün iş dönüşü aldığım 8 adet anahtarlığı patronum da dahil olmak üzere bütün iş arkadaşlarıma verdim. Ah şu romantik halim, beni öldürüyor bazen. Ama ne edeyim, böyleyim. Sanırım ayrılabileceğim en iyi şekilde ayrılmış oldum. Vedalaştık. Son sohbetlerimizi ettik. Duygu ile aramızı da düzeltmemiz iyi oldu. Zira hafta başında kendisiyle gerginleşmiştik. Sanırım hatalıyım o konuda. Neyse ki halloldu. Görüşebilir miyiz bilmem ama, görüşmeyi isteyeceğim insanlarla tanışmış olmak. Hayatımın en uzun soluklu işine girip, en yüksek meblada paramı kazanmak, bir çok şey öğrenmek, güzel insanlar tanımak bu bir ayın bana getirileridir. En azından evde boş boş oturup zaman kaybedeceğime bir aylığına da olsa bu şekilde kendimi tatmin edebilirim. Fakat geçen yazılarımda da dediğim gibi. Ne beni tatmin eden bir işti, ne de hayalimdeki şey. Olayın sadece para kazanma mevzusu olmaması beni bugün itibariyle istifa etmeye itmiştir. Bundan sonraki işlerim nasıl olur? ne kadar sürer? bilemem. Ama en az bunun kadar iyi bir sonu olmasını dilerim. 

15 Aralık 2011 Perşembe

Olma Anketör: Huzur



İleride bahsi geçer mi bilmem ama an itibariyle söylemem gerekir ki, anket işini bıraktım. Artık boynumda "saha araştırmacısı" yazan bir kağıtla şehrin çeşitli sokaklarını arşınlamayacağım. Sağlam sinirleriniz, hırsınız varsa yapılabilecek bir iş. Fakat benim gibi "ben ne yapıyorum?" sorusunu sorup duruyorsanız kendinize tıkanıp kalırsınız. Her gün işe bırakmayı düşünerek, işten nefret ederek gidersiniz. Hiçbir faydası olmayan, sonunda sadece insanların fikirlerini alıyorum yalanlarıyla kendinizi kandırdığınız bir işten öteye geçmiyor. Belki kariyer planlarınız varsa benim gibi iyi bir şirkete kapak atmışsanız bırakmayın elbette, ama "yok hacı" çekilmez.

14 Aralık 2011 Çarşamba

Olma Anketör

Fotoğraf Linki



Kafam ambale.Yani bu terimin tam bir açıklaması var mı bilmiyorum ama işte nasıl hissediyorsanız öyle anlayın. Pek yazamadığımdan ötürü böyle karalayayım dedim. Sıkkınım a dostlar. İş beynimi yaktı en hafif tabirle. Yani buraya küfürlü şeyler yazasım var ama neyse. Yani yapmayın evlatlarım anket falan. Dünyanın en pis işi. Kapı kapı dolaşıp, iş yerlerinde huysuz insanlara rastlamaktan öte şeyler var. Doğru düzgün bir kota verseler bana yapamayacağım anket yok. Ama 32 yaşında, kadın, lise mezunu, tüccar, turkcell kullanan birini arıyorsanız işiniz zor. Berbat yani. Ve günün sonunda 15-30 lira arası kazanıp sinir katsayınız da tepelere vurabilir. Benim öyle. Üstüne bir de işten gelen garip tepkiler. Neyse şarkılarla terapideyim. 
Sevgilerimle...

11 Aralık 2011 Pazar

Leyla İle Mecnun, Cin Aliler




36. bölümden gelmiş bu. Vallahi buraya eklemesem içimde kalırdı. Yani gören görmüştür de. 35. bölümün temposu ve yönetmenliği pek iyi değildi. Hele ki 34. bölümde güldürüp güldürüp son anda ağlak sahnelerle tavana fırlattıktan sonra diziyi 35. bölüm yakışmamıştı. Bu hafta ilginç olacağa benzer.