23 Ağustos 2009 Pazar

BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY

BAŞKA TÜRLÜ BİR ŞEY

başka türlü bir şey benim istediğim
ne ağaca benzer, ne de buluta
burası gibi değil gideceğim memleket
denizi ayrı deniz,havası ayrı hava..

bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzunbir tatlı yolculuk dalından inmek yere
ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgarda
ve bir yeni ömür

vardığın çimen yeşilliğince
nerde gördüklerim
nerde o beklediğim
rengi başka
tadı başka..

Can Yücel


Hep böyle olmaz mı yahu ? Bir şeyler olur ama o olan şey değildir bizim istediğimiz. Başka türlü bir şeydir. Hiç istemediğimiz bir şey de değildir belki ama, istediğimizde değildir. İşte bu anlarda bazen elimiz kolumuz bağlı kalırız, hiç bir şey yapamayız. Belki de yapmamalıyız. Çaresizce kala kalırız, öylece. Mücadele mi? Kaçış mı? İşte bizim sorularımız. o "başka türlü bir şey" için ne yapmalıyız ? İyi düşünmek gerek ve unutmamalı ki önce kendimizi düşünmeliyiz. Hayatın diğer yanlarına da bakabilmeliyiz, kendimizi bir kör karanlığa mahkum etmemeliyiz. Sevgili okurlarım. Hepinize kucak dolusu sevgiler.

Hoşça kalın.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Cannibal Holocaust [1980]




Dün akşam eve gittikten sonra televizyon da önce Fenerbahçe'nin maçının bitimini bekledim. Eee haliyle maç 42 dakika uzayınca baya bekledim. Sonra yine her gece yaptığım gibi film izleme işine koyuldum. Akşam seçtiğim film cannibal holocaust adlı filmdi. 1980 yapımı bir italyan filmi. ve gerçekten şunu diyebilirim ki. Fazla gerçekçi. Hatta filmin bazı sahnelerinin gerçek olduğunu düşündüm ve bütün gece beynimi yedim durdum. Biraz önce yaptığım internet araştırması sonucu sahnelerin gerçek olmadığını öğrendim. Tabi hayvanların vahşice katliamı dışında. Bir çok insanın kafası kesiliyor. İçlerinden kazık geçiyor. Bütün organları parçalanıp yeniyor, hatta çiğ çiğ. Bu tür şeylerden hoşlanmıyorsanız, sadist bir ruha sahipte değilseniz izlememenizi öneririm. Fakat beni çok etkiledi. Salo ya da Sodom'un 120 Günü adlı filmin bu alanda benim için her zaman tek olacağını düşünürdüm. Fakat bu film onu da aştı diyebilirim. Fimin afişini buraya koyuyorum. Bu bile sizi etkileyecektir, eğer filmi hala izlemediyseniz. Ve emin olun 1980 yılında yapılabilecek efekt ne kadar iyi olabilir ki dedirtiyor sahneler. Benden bu kadar
Hoşça kalın.

9 Ağustos 2009 Pazar

Şarköy'de Hayat

Merhabalar,

Bugün Reşat saat 13.00 sularında Şarköy'den gitti. Nereye mi? Lüleburgaz'a Staj yapmaya. Bense kendimle baş başa kaldım yine. Şuan bir internet kafedeyim. An itibariyle Denizlispor-Fenerbahçe maçı başlamış bulunmakta. Bunun yanında bu kadar zamandır Şarköy'de ne yaptım derseniz. Diyor musunuz? Sessizlik hasıl olduğuna göre diyorsunuz kabul ediyor ve anlatıyorum. Pek uzun sürmeyecek zaten.

*

Reşat ile denize gittik durduk. Akşamları gezdik. İlk günler ben enredeyse 1-2 tane bira içiyordum. Sonra ananemin evindeki yalnızlığım benim gidişimin 5. gününde teyzemin gelmesiyle son buldu. Ardından kuzenim de geldi ve üç kişi bir hafta boyunca beraberdik. Kuzen gitti, teyzemle takılıyoruz diyebilirim. Reşat ile bir gün moonlight adlı bara gittik. Canlı müzik falan feşmekan. Yalnız 50cl'lik biranın hele de bardakta 6 tl olması iyi değilmiş. Ve biz de olsun dedik, 35 tl hesabı bırakıp mekandan 2.5 saat sonra uzaklaştık. Bu arada Arka masa da pek de sevmediğim bir adamın olduğunu hatırlatayım. Ama olsun iyuiydi. Reşat ile yaptığımız değişikliklerdendi. Aslında benim daha farklı şeyler yapasım da yok değildi. Mesela Mürefte'ye gidebilirdik bir gün. ama olmadı. Bu aradakötü de olsa bir kısa film çekmeyi başardık Reşat ile. Şimdi merak edenleriniz olabilir. Ama kötü söyliyim. Neyse ilerleyen günlerde eve falan gittiğim bir zaman paylaşmayı düşünmekteyim. İzlersiniz. Bugün teyzem sokakta bir yavru köpek bulmuş, iyi halde değilmiş arada öleceğini düşündürten hallere giriyor. Bunalımda olduğunu sanmıyorum ama on günlük falan, annesini özledi herhalde kızcağız. adını Stanley koymak isterdim. Güzel olurdu valla. Stanley Kubrick. Bu arada Roman Yazma Sanatı adlı kitabı da bitirdim. Edebiyat Sosyolojisi kitabına başladım. Sanırım tezim bu yönde bir hal alacak. ve hesaplarıma göre 14 tane falan film izledim Şarköy'e geldiğimden beri. Araalrında güzel filmler de vardı, güzel olmayanlar da. Emir Kustirica'ya bu kadar geç başlamış olmamdan dolayı üzgünüm. Ama her şeyin bir sırası varmış demek ki. Çok konuştum sanırım. şuan sahile oturup bir bira içesim var, buradan uzaklaşayım ben bari.

Hoşça kal.