27 Temmuz 2012 Cuma

Yazarlar, İnsanlar ve Ben

Bir adam kötü olabilir. Bencil olabilir. Sapık olabilir. Beceriksiz olabilir. Yalancı olabilir. Ayyaş olabilir. Küfürbaz olabilir. Çekilmez bir insan olabilir. Ama bir adam bir yazar olduğu taktirde hepsini insani göstermeyi başarabilecektir. Ve bu şekilde insanlar tarafından sahip olduğu tüm kötü özellikleriyle beraber yaşamış olduğu boktan hayattan dolayı takdir edilecektir. Takdir edilmekle de kalmayacaktır. Bir çok insan o hayata özenecektir. Öykünmeyi düşünecektir. Ama beceremeyecektir. 

Sokakta gördüğü üstü başı dağınık, saçı sakalı birbirine karışmış insanlara burun kıvırarak bakanlar bakmaya devam edecektir. İğrenirler onlardan. Ve iğrenmeye devam edeceklerdir. 

Yazarın boktan hayatına özenirken o hayatı yaşamaya cesaret edememelerini anlarım ama hem özenip hem de o hayattan tiksinmek iki yüzlülüğünü anlayamam. 

Anlarım da en fazla küçümseyerek acırım.

 Kitapta yer aldığında kabullenilen o insanı özellikler ete kemiğe büründüğünde farklı şekilde okunurlar. Oysa kitapta okuduğunuz onların hayatı. Sizden daha az bağlı değiller hayata. Güzel mobilyalı evlerinin olmaması, temiz kokulu arabalarının olmaması, pahalı elbiselerinin ve marka aksesuarlarının olmaması bu durumu değiştirmiyor. Onlar yalnızca olmak istemedikleri kişi olmayı reddediyorlar ve bunun için savaşıyorlar. Ve bunun için savaşmak belki de araba almak için çalışmaya yeterli zamanı bırakmıyor. Yoksa onlar da ister arabalarının olmasını. Çalışırlar gerekirse ki gerektiği kadar çalışırlar zaten. Ama kendilerini bir döngüye sıkıştırmadan. Hayatlarını birilerine teslim etmeden. 

Tembel ve işe yaramaz değildirler aslında. Ya da her toplulukta olabileceği kadar vardır onlarda da. Hayatlarını ellerinde tutmak isterler yalnızca. 

Yaşım 25. Kısmen düzenli bir hayatım var. Yakınlarımın benden beklentileri kapitalizminkilerle örtüşüyor. Bu beklentilerden iğreniyorum ve kısmen düzenli hayatımı küçümsüyorum. Para kazanmak için bedenimi, zihnimi, zamanımı ve yaşamımı veriyorum. Şu anda bunu yapıyorum kendime. Onların istediklerini yapıyorum. Ama ben bu olmak istemiyorum. Ben hayatı kendi elinde tutan bir adam olmak istiyorum. Böyle olursa iç organlarımı kemiren küçük böcek de belki vazgeçer rutin faaliyetinden.

ugur s.

20 Temmuz 2012 Cuma

Duş - Düştükten Sonra

Gözlerini açtığında etrafında kırmızı, koyu bir sıvının biriktiğini gördü. Oradan hemen kalkmazsa üstüne bulaşacaktı. Böyle düşündü. Kalkmaya çalıştı. Boynunu birazcık kıpırdatabileceğinden daha fazlasını hissetmiyordu kaslarında. Kalkamadı. Gözlerindeki buğu yavaş bir şekilde çözüldükçe acısı artıyor, gitgide dayanılmaz bir hal alıyordu. Sanki milyonlarca böcek küçük kıskaçlarıyla kıstırıyordu çıplak tenini. Canı çok yanıyordu. Dünya sabit duruşunu yitirmişti.
Tüm bu sarsıntılı anda bilincini yitirmek üzereyken sağ tarafında hareket eden bir şey dikkatini çekti ve o anda her şey o şeyin etrafında sabitlendi. Yerden kalkmayı beceremese de kafasını tüm kaslarını zorlayarak sağa doğru çevirmeyi başardı. Dikkatini çeken şey banyonun zemininde dolaşan küçük bir karıncaydı. Ona doğru geliyordu ama doğrudan doğruya değil. Karıncalara has garip bir rota izliyordu. En sonunda zemine yayılan kırmızı sıvının sınırına geldiğinde keskin kıskaçlarını o sıvıya değdirdi. Arkasında,uzakta başka karıncalar da belirdi. Onlar da o garip rotayı izleyerek kırmızı sıvının sınırına geldiler ve uzun kıskaçlarını kırmızı sıvıya değdirdiler.
Tok bir vızıltı duydu. Boynunu çeviremeyerek yalnızca gözlerini çevirdi vızıltının geldiği yere. Simsiyah ve upuzun kılları olan kara bir sinek uçuyordu havada. Kıllarının arasında konduğu yerlerden ya da belki de bir önceki yemeğinden bulaşan pislikler vardı. Giderek alçaldı ve kırmızı sıvının üzerine kondu.
Bir süre bir şey olmadı. Sonra yavaş yavaş hareketlenme olmaya başladı. Kırmızı sıvı sineğin konduğu yerden dışa doğru koyulaşmaya ve mat bir renk almaya başladı. Üzerinde kalın kirli sarımsı taneler belirdi. Taneler lastik gibi incelerek uzadı. Uzayan taneler hareket etmeye başladı. İğrenç bir ritimde hareket ediyorlardı. Acı çeker gibi ama arsızca. Koyu kırmızının üzerinde minik salınımlar yarattılar. Sonra birden cüsselerine göre hızla ama yavaşça ilerlemeye başladılar. Ona doğru geliyorlardı. Şimdiye kadar yalnızca izleyici olduğunu düşünürken bir anda öyle olmadığını anlamak korkutucuydu. Kalkmaya çalıştı. Beceremedi. Gittikçe yaklaşıyorlardı. Çizgi şeklinde ağızlarındaki keskin dişlerini görebiliyordu. Bu durumun imkansızlığını sorgulayamayacak kadar hızlı çarpıyordu kalbi. Yapması gereken ilk iş yattığı yerden kalkmaktı. Düşünme işini daha sonra da yapabilirdi.
Sayılarının ne zaman arttığını bilmediği kara sinekler üzerine konmaya başladı. Üzerine doğru gelen kurtçuklarla arasındaki mesafeyi kontrol ederken sineklerin üzerine konmasını umursamıyor gibiydi. Artık çok yaklaşmışlardı. En öndeki kurtçuğun alnına değmesine bir saniye kala son bir deneme yaptı ve hissettiği o korkunç acıyla birlikte başarısız oldu. O anda yumuşak ve soğuk bir şey hissetti teninde. Birden hızla kalktı yattığı yerden. Kalktığı anda acı kesildi, gözlerinde donuk bir bakış belirdi, hareketleri mekanikleşti. Başını geriye doğru çevirdi. Aşağıda, yerde hareketsiz bir şekilde yatıyordu bedeni. Kan başının etrafında küçük bir birikinti oluşturmuş orada kurumuştu. Başının altından üstlere doğru kaynayan böcekler o iğrenç ritimleriyle hareket ediyorlardı. Böceklerin tiz çığlıkları, üzerinde uçuşan kara sineklerin boğuk vızıltılarıyla karışıyordu.
Solmuştu teninin rengi. Döndü. Yavaş hareketlerle duşa girdi. Hala akan suyun altına...
Tek bir noktaya takıldı gözleri. Yavaşça sardı etrafını buhar ve yavaşça çözüldü. Çözülen buharla birlikte çözüldü. Karanlıktı artık her yer.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

Duş - Nedensİz Başlangıç

Soyundu yavaşça. Böyle daha rahat hissediyordu kendini. Bir süre aynada yansımasını inceledi. Kısa bir süre sonra aynanın önünden ayrıldı. Musluğu açtı. Etrafı buharla sarılı su duşun zeminini delercesine indi aşağıya. Eğildi. Musluğun hizasından suya bakmaya başladı. Tüm uyarıcılara kayıtsız suyu izlemeye koyuldu. Su sanki onunla konuşuyor gibiydi. En azından onun bakışları öyleydi. Buhar kapladı her yeri yavaşça.
Belki 1 saat orada durdu. Zamanın o anda tam olarak olağan akışında olduğunu sanmıyorum. Sonunda doğruldu. Alev alan suyun altına girdi tereddütsüzce. Suyun temasıyla kısa sürede kızardı bedeni. Haşlanıyordu hızlıca. Donuk gözlerinde ne vardı? Zihnindeki şey ona ne söylüyordu? Başını hafifçe yukarı kaldırmış öylece bakıyordu. Derinlikte-suyun değil tamamen bilinç derinliğinde-boğulmak üzereydi. Her yeri kızarmış, derisinin altı su toplamaya başlamıştı. Şırrrrr! Su sesi büyülüyordu onu. Haşlanmakta olan bedeninin yanında değildi o sırada. Az sonra süre doldu, gezi bitti. Gözünden akan soğuk bir damla ile bir anda anlam kazandı bakışları. Derin bir nefes aldı aynı anda. Sıcak! Hızla musluğa uzandı,kapatmak için. Yanıyordu. Vücudunun her yeri yanıyordu. Korku dolu gözlerle baktı etrafa. Anlayamıyordu. O acıyı anlasa, o anda delirirdi. Ardından her yer karardı ve yere yuvarlandı boş bir varil gibi. Şıp..şıp...
Musluğu iyi sıkamadığını düşündü. Kırmızı kapladı banyonun zeminini.

-ilk bölümün sonu-

17 Temmuz 2012 Salı

Göster ama elletme (nereye kadar

hayallerimiz gösteren ama elletmeyen kızlar gibi gün içinde aklımızda dönüp dururken
gece olup da herkes odalarına çekildiğinde sahte zevkler için mastürbasyon nesnelerine dönüşüyordu
hiç bir zaman ileri geri gidemeyeceğimiz hayatların üzerinde yalnızca kafamızın içinde gidebiliyor oluşumuz ayıplanmamalı
ama
utanç başarısızlık anında aktif olmaya kurulmuş bir bubi tuzağı olduğundan
başarısız olduğumuz her an gizlenmeye itiliyorduk

dün gece yine gizlice onları düşündüm
yapmak istediklerimi ama beceremediklerimi
o kadar kolay değildi istediğin bir hayatın içine girmek
o hayatın da seni istemesi gerek
sonuç çoğu zaman başka bir şey istediğimden, başarısızlık
kabullenmek mi gerek acaba
denemenin ardından başarısızlık, mutsuzluk ve uykunun geleceğini

6 Temmuz 2012 Cuma

Gidiyorum!

Gidiyorum. Olayı romantize etmeyeceğim ama askerlik yolu göründü bana. yaklaşık 5 hafta sonra askerim. İyi-kötü geçer-biter umarım. Hani bi duyuru değil de. Zamanı geldiğinde buralar iyice boş kalacak. Yazılmayacak vs. Hem belki bilmek isteyen de olur diye.

İstanbul öyle muhteşem bir şehir ki, bazen onu özlemeniz gerekiyor. Benimkisi de öyle. Özlemle dolu gelmek istiyorum bu şehre.


3 Temmuz 2012 Salı

Çünkü üstüme gelme lan sen de

Ondan ayrı kalmayı beceremediğim her bir dakikanın bedelini o anda, sonrasında
ve gece yatağıma yattığımda fazlasıyla ödüyordum.
Vicdan gününü sektirmeyen bir alacaklı gibi
dikiliyordu karşıma



Ondan uzak durmalısın.
ondan uzak durmalıyım
Senin bir kız arkadaşın var.
benim bir kız arkadaşım var
Üstüne üstlük onun da sevgilisi var.
onun da bir sevgilisi var
Ne olacak?
bilmiyorum
Gözlerinin içine bakabilecek misin her ikisinin de?
bilmiyorum
Zaten başlasa da yürümeyecek bir ilişki.
başlasak da yürümeyecek
Onun ve senin bambaşka hayatlarınız var.
bambaşka hayatlarımız var


Mavi gözleri, mavi gözleri, mavi göz, mavi, ma…


Zaten kabul edeceğini de nereden çıkardın ki?
kabul edeceğini de nereden çıkarıyorum ki
O kadar kolay mı?
 kolay değil



Ensesini açıkta bırakan kısa sarı saçları… sarı saçları… saçları..


Önce nazikçe reddedecek sonra da herkese anlatacak.
öyle olacak
Gülüp alay edecekler seninle
rezil olacağım
Ve bir daha onu göremeyeceksin.
 ve bir daha onu göremeyeceğim



Bembeyaz teni, bembeyaz teni, bembeyaz, beyaz…


Yeter! Artık onu düşünmeyi kes! Saçmalama!
saçmalamamalıyım
Evet!
ama elimde değil.

Yanlış olduğundan emin olsam da,
uzak durmam gerektiğini bilsem de yapamıyorum.
Onunla yan yana geldiğimde ateşin rüzgarla yan yana gelmesinde olduğu gibi
ani bir yangın başlarken midemde ve vicdanım su basmaya çalışırken o söz dinlemez alevlere ben de vicdanım gibi bunun olmaması gerektiğinin farkındayım. Ama hangi canlı ona hayat katan bir varlıktan uzaklaşmak istemiştir ki? Ben de isteyemiyorum açıkçası. Aklım ne derse desin duygularım başka bir şey istiyor. Yasak bir şey, olmayacak bir şey, olsa da olmayacak bir şey. Ve bu çekim alanının etkisine karşı koyamamak yaşadığımı hissettiriyor. Heyecanlandırıyor. Tüm bunlardan sonra geriye vicdanıma hesabı ödemek kalıyor. Neyse ki varlığı varlığımı sarhoş ediyor. Ve sarhoşken hesap pek de umursanmıyor.