28 Ocak 2013 Pazartesi

Sarı BİR Yüzük

Yıllar sonra onunla yan yana gelmenin mutluluğunu yaşayacağımı sandığım gün
Hayatın sonunda gördüklerini iddia ettikleri ışık gibiydi
Sevdiğim kadının yüzük parmağından yansıyıp gözüme çarpan ışık
Ölümün bana daha fazla acı verebileceğini sanmıyorum

Avucunda tuttuğun suya aşk beslemek o suyun avucundan akıp gitmesine engel olamıyor. Avucun yeterince sıkı değilse…



-2 çay alabilir miyiz?
-Fincan mı olsun bardak mı?
-Biri bardak biri fincan olsun.
-Başka bir isteğiniz?
-Yok.
-….
-Ee ne yapıyorsun görüşmeyeli?
-…. 
-Uğur?
-Efendim?
-Ne yapıyorsun diyorum görüşmeyeli?
-Bildiğin gibi…
-Bildiğim gibi mi? 3 sene oldu görüşmeyeli. Pek bir şey bildiğim söylenemez yani.
-Sen de fark ettin mi?
-Neyi?
-İnsanlar... Yavaşladı.
-Nasıl yani?
-Yavaşladılar işte.
-Görmüyor musun? Martılara bak ağır çekimde uçuyor gibiler.
-Ben bir şey görmüyorum. Aynı gibiler.
-Nasıl görmüyorsun? Çayı getiren adama bak! 5 dakika oldu elinde çayla hala 5 metrelik yolu yürüyemedi!
-Sakin ol canım.
-Martılara bak! O kadar yavaşladılar ki tek tek denize düşüyorlar!
-Bana hala uçuyor gibi gözüküyorlar. Sen.. Yüzüğü gördün değil mi?
-Yüzük mü? …. Gördüğümü gördüğün anda elini masanın altına doğru götürmeni zihnimde uydurdum sanıyordum.
-Hayır, yalnızca tüm bunların olmaması için saklamaya çalıştım.
-Beni incitmekten mi korktun?
-Evet.
-Böyle yapmakta haklısın çünkü incindim. İnciniyorum. Engel olamıyorum.

Şu anda beynimin çökmesine yol açacak kadar düşünceler doluyor... arka arkaya o kadar çok fotoğraf açılıyor ki zihnimde beynim neredeyse duracak kadar ağır çalışıyor. Bunlardan kurtulamıyorum.

-Ne kadar çok fotoğraf biriktirmişiz seninle.
-Evet, geçmişte.
-Geçmişte… Sarı bir yüzük almışsın kendine. Sarıyı sevmediğin konusunda yanlış mı hatırlıyorum? Hayır yanlış hatırlamıyorum, sen almamışsın.
-…
-Şu an.. Biliyor musun? Dünyanın durmasını ve her şeyin bitmesini istiyorum. Her şeyin parmağındaki yüzük etrafında silinmesini.. Ve en sonunda onun da metalik bir sesle yerde 3 kere sekip kanalizasyona yuvarlanmasını istiyorum.
-Tatlım, onlar yalnızca filmlerde olur.
-Filmlerde olursa filmlerde olsun. Bu yaşadığım da Yeşilçam filmlerinden pek farklı değil. Hem tatlım deme bana!
-Nasıl abi?
-Ne?
-Tatlı da alır mıydınız diyorum.
-Ne tatlısı?
-Çok taze lokmam var.
-Lokma?
-...
-Yok sağolun, şimdilik almayalım. Bu şekerleri de alabilirsiniz teşekkür ederim. Uğur iyi misin sen?
-İyiyim. Noldu?
-Aklın bir karış havada. Aşık mısın oğlum? Nerelerdesin?
-Buradayım yaa dalmışım bir an.
-Ha iyi o zaman. 3 sene oldu diyorum görüşmeyeli. Bildiğim gibi olması için bir şeyler bilmem gerek. Anlat bakalım.
-İşte en son ne zaman görüşmüştük?
-Sen askerdeyken.
-Evet ben askerdeyken. Sonra döndükten sonra..

5 Ocak 2013 Cumartesi

Yalnız olmasaydım İyİydİ

Adımlarım dengeli değil. Arkamdan dikkatli ol diye çok uzaklardan gelen bir ses duyuyorum. Arkamı dönmek istemiyorum. Arkamı dönersem eve dönecek gücü kendimde bulamam.

Arabaların ışıkları gözlerimi alıyor. Ayaklarım sabit ama belimden yukarısı sallanarak arabaların geçip bitmesini bekliyorum. Keşke bu film de hızla ileriye sarıp bitse. Ama yok. En az ağır ağır gelen arabalar kadar bana acı verecek.

Yol güvenli olduktan sonra önce sağ adımımı sonra sol sonra yine sağ sol sonra yolun karşısına geçiyorum. Hava bir anda soğuyor. Az önce üşümüyordum ama o anda üşüyorum. Kabanımın fermuarını çekmek istiyorum ama bunu beceremeyeceğimi bildiğim için hızla dolmuş taksiye yürüyorum.

Kasıklarımdaki ani tepki beni arayışa itiyor. O saatte kuytu olması gereken karanlık yerler pek de kuytu değil. Yer altı tuvaletine doğru ilerliyorum. Kapatmışlar. Bunu umursayacak durumda değilim. Merdivenlerden dikkatlice inerek kapısına ulaşıyorum. Oradaki tek sarhoş ben değilim. Sırtımızı birbirimize dönüp işimizi bitiriyoruz. Şimdi dolmuş taksi için hazırım.

Cüzdanımı almak için çantama uzandığımda açık kaldığını fark ediyorum. Fermuarını kapatmaya çalışırken fermuarın ucundaki mekanizma çantadan ayrılıyor. Şimdi elimde az açık çanta yerine fermuarı bozuk ve tamamen açık çanta kalıyor. İçindeki eşyalar dökülmesin diye sırtımdan çıkarıp kucağıma alıyorum ve yürümeye devam ediyorum.

Düz bir rotada yürüyemediğimin farkındayım ama yürüyemeyeceğimin de farkındayım. Bunun için yalnızca hedefe ulaşacak şekilde yürüyorum. Biraz gecikmeli olsa da ulaşıyorum da. Şanslı günümde olmalıyım çünkü dolmuş takside 1 kişilik yer var ve bindiğim anda kalkacak. Biniyorum ve kalkıyor. Gözlerimi kapıyorum.

Gözlerimi açıyorum. Köprü üzerindeyiz. Başımda müthiş bir uğultu var. Midem ise dışarıya çıkmaya hazır. Burada olmaz. Burada olmaz. Burada olmaz. Gözlerimi kapıyorum.

Gözlerimi açıyorum. Barbaros’tayız. Şoför arkaya doğru var mı para üstünü alamayan diye soruyor. Kimseden ses çıkmıyor. Bu sefer bana doğru bakarak var mı ücretini ödemeyen diyor. Elimi cüzdanıma atıyorum. Bulduğum iki 5tl’yi kaçmıyoruz ya dercesine uzatıyorum. Para üstünü alıyorum. Ve gözlerimi kapatıyorum.

Taksim'de sağa sola giden insan gülüşmeleri var ve her yer inşaat. Normalde bindiğim otobüsler olması gereken yerde yok. Taksilere bakıyorum hepsi dolu. Ayaklarım lütfen beni eve götürün. Aşağıya doğru iniyorum. Geçen dolu taksiler eve varamama korkusunu benim durağımda bırakıp devam ediyor. Ama biraz ileride duran otobüsleri görüyorum ve kalkmadan yetişmeliyim diyerek hızla birine biniyorum. Koltuğa oturmuyorum çünkü oturduğum zaman kalkamayacağım gibi hissediyorum. Bekliyorum bekliyorum bekliyorum ama araç hareket etmiyor. Daha fazla duramayacağıma karar verip boş koltuklardan birine oturuyorum. Midemi bastırmak için öne doğru eğiliyorum ve gözlerim kapanıyor.

“Kaptan hadi gitmiyor muyuz hala?”, “Aracın dolması gerek.” …………………….. “Kaptan ne zaman kalkıcan doldu araç!”, “Aracın tarifesi var! Öyle istediğim saatte kalkamam!” , “Olmaz ki böyle!”,”Bu nasıl iş yaa!?”

Saraçhane’ye geldik hadi iniyoruz diye bir ses geliyor. Gözlerimi açıyorum Saraçhane’deyiz. İnmem gereken durağı 1 durak geçmişiz. Hızla kapıya yöneliyorum. Hayır, kapı o tarafta değil. Hızla dönüp orta kapıya ulaşıyorum. Otobüsten indiğimde 2 adım ileri 1 adım geri gidiyorum. Duruyorum. Emin olduktan sonra ileriye doğru gitmeyi başarabiliyorum.

Merdivenler var çıkmam gereken. Yol var arabalara dikkat ederek kenarından yürümem gereken. Işıklar var arabalara kırmızı yandığında karşıdan karşıya geçmem gereken. Pilavcı var. Midemi bulandıran. Yürümem gereken biraz daha yol var. Sonra evimdeyim. Yürümem gerek. Eve ulaşmak istiyorum.

Eve varıyorum. Mustafa’nın yüzüne dahi bakamadan Musti ben yatmaya gidiyorum diyorum ve hızla odama, yatağıma gidiyorum. İyi geceler ortak diyor cevap veremiyorum ve gözlerimi kapıyorum.