27 Şubat 2013 Çarşamba

LE DİALOGUE

-Merhaba güzel bağyan seni tanıyabilir miyim?
-Bilmem tanıyabilir misin?
-Gözüm bir yerden ısıracak ama..
-Nasıl bir yerden?
-Masum bir yerden. Mesela burun!
-Olmaz burnum çok acır benim.
-Yanak?
-İlla ısırmak zorunda mısın?
-Yok tanıyabilirim de.
-Nasıl tanıyabilirsin?
-İyi tanıyabilirim.
-Emin misin?
-Hayır Uğur’um.
-İğrenç misin?
-Hayır Uğur’um dedim ya.
-Öfff. Sıradaki!
-Hayır yaa bir dakika ne sırası? Bir hakkım daha var.
-Nerden oluyormuş?
-Yeşil mantar yedim az önce.
-Kendini Mario mu zannediyorsun?
-Sen kendini prenses mi zannediyorsun?
-??!!
-Bir dakika öyle demek istemedim.
-!!!
-Açıklayabilirim.
-Emin misin?
-Emin miyim?
-Olsan iyi edersin.
-Kimsem?
-Hayır oysan değil olsan.
-Ne olsam?
-Adam olsan.
-Sünnet olduktan sonra olduğumu söylemişlerdi.
-Acımıcak da dediler mi?
-Dedi ORRRR…. kun Abi.
-Orkun Abi kim?
-Sünnetçim.
-Yalan söylemiş.
-Olabilir. Sen nereden biliyorsun ki?
-Ben eskiden erkektim kestirdim.
-Oha harbi mi?
-Hayır salak harbi değil.
-Olsun ben estetik ameliyata karşı değilim zaten.
-Oha hayvan.
-Nerede?
-Hemen önümde.
-Benden mi bahsediyorsun?
-Hayır kuşlardan bahsediyorum. Şimdi yürümeye devam edebilir miyim?
-Edebiliriz.
-Miyim dedim.
-İz dedim.
-Abim desem?
-Annem derim.
-O zaman iz mi? İm mi?
-Hayatı 2’li seçimlere sığdırmayı doğru bulmuyorum.
-Peki bende ne buluyorsun?
-Bende olmayanı.
-!!??
-Dur! Öyle demek istemedim.
-Ne demek istemedin?
-Boş ver. Her şey Türkçe’nin suçu.
-Bence de boş ver. Hadi gidiyorum ben, görüşürüz.
-Görüşür müyüz?
-Hayır.
-Teşekkür ederim.
-Ne alaka?
-Bilmem içimden geldi.
-Bence içinden gelenleri tutmalısın.
-Etraf kalabalıksa bazılarını tutuyorum tabi ki.
-Bence sen emin olma iğrenç ol.
-Uğur niye seçenek olamıyor?
-O en kötüsü.
-Ha beni düşündüğünden.. Beni önemsemenden duyduğum mutluluğu anlatamam.
-Bence de anlatama.
-Beğenilere saygım var ama ben pek sevmiyorum, çok melankolik.
-Ne melankolik?
-Anathema.
-O nereden çıktı?
-Geçen Londra’da çıkmışlardı galiba.
-Hayır nereden çıktı diyorum. Off çok yoruldum.
-Şurada banklar var. İstersen biraz soluklanalım.
-Ben soluklanırım.
-İyi o zaman ben de yanında otururum yalnızca.
-Off tamam ama hiç soluklanmayacaksın.
-…..
-Kalkana kadar da soluğunu tutacaksın.
-O kadar çabuk mu kalkacağız?
-Hayır oturabildiğim kadar uzun süre oturacağım.
-Ne güzel.
-???
-Hangi bölümde okuduğunu sormuş muydum?
-Hayır sormamıştın.
-Sorabilir miyim?
-Hayır soramazsın.
-Küçükken babamla denizde nefes tutma yarışması yapardık. Ama ben sonlara doğru……

11 Şubat 2013 Pazartesi

SEVDİCEĞE YANAŞMA UĞRUNDA HER YOL MÜBAHTIR

*Yakı: Kas zorlanmaları ya da soğuk alınması sonucunda vücutta oluşan tutulmayı gidermesi amacıyla ağrıyan bölgenin üzerine yapıştırılarak kasları ısıtması suretiyle tedavi eden alternatif tıp şeysi.


Gece saat 2 buçuk gibi eve girdiğimizde evdeki herkes uyumuştu. Çok az salonda takıldıktan sonra odama geçtik. Bir süre havadan sudan konuştuktan sonra uykumuzun geldiğine karar verip yatmaya karar verdik. Ve mücadele başladı.

Kendisi, benimle birlikte gece saat 2 buçukta eve gelen kadın, çok zamandır hoşlandığım kadındı. Olay bir şekilde gelişti ve o geldi. Ne yapmalıydım? Ne yapmalıydım? Emanete hıyanet mi etmeliydim? Emanete hıyanet etmek istiyordum. Ama sanki bu istek sol omzumdan kulağıma fısıldanıyordu. Bu durumda doğru seçenek olmamalıydı. Ama sağ omzumdan hiç ses çıkmıyordu. Ne yapmalıydım?

Ben bunları düşünürken beraber yatağını yaptık. Yatağın onun yatağı olduğunu tek bir yastık koymasından anladım. Tek bir yastıkta kocamak için çok gençtik. Bu durumda tek yastık sadece kendisi içindi ve bana kanepenin yolları gözükmüştü. Ancak pes etmemiştim. Hadi senin yatağını da hazırlayalım dediğinde isteksiz tavırlarla yastığıma kılıf geçirdim. İçimden hiçbir şey yapmak gelmediği için kanepeyi açmayıp yastığı oturma yerine fırlattım ve yattım. Oha öyle mi yatacaksın? Üşürsün. dediği anda aklımda kocaman bir ampul yandı. Evet dedim başka bir örtü yok ki. Köpek gibi yalan söylüyordum kanepenin altı battaniye kaynıyordu. Ama artık geri dönüşü yoktu. Kendimi acındırarak yanına ulaşmayı umuyordum.

Diyalog üşürsün - üşümem, saçmalama - saçmalamıyorum, git arkadaşlarından al bir şeyler – alamam hepsi uyudu düzleminde bir süre daha devam etti. Israrla üşümediğimi söylerken vücut dilimle üşüyor gibi davranıyordum. Yattığım yerde büzülüyordum, ellerimi apış arama sokuyordum, devamlı sağa sola dönüyordum. En sonunda acıdı ve ısıtıcıyı bana doğru çevirdi. Allahım neden? Bunun üzerine kalktım ve tuvalete gittim. Tuvaletim yoktu ama gitmemin nedeni dönüşte rahat olamadığım ayağına kanepeyi açmaktı. Çünkü yatağım belki de çok dardı. Ama kanepe açılınca 2 kişilik oluyordu. Belki o zaman yanıma gelip yorganını benimle paylaşırdı. Kanepeyi açtım ve tekrar üşüyor modunda büzüle büzüle rol kestim. Oyunculuğuma diyecek bir şey yoktu ama onun da inadına diyecek bir şey yoktu. Gelmeyeceğini anladığımda artık çok geçti. Bu saatten sonra yapacak bir şey yoktu. Battaniyeyi düşünürsem belki ısıtırdı.

Sabah uyandığımda her yerim tutulmuştu. Her yerim yine tutulsaydı ama böyle tutulmasaydı. Hayat tüm esprilerini bu yıla mı sakladın yoksa gittikçe komik mi oluyorsun bilmiyorum. Ama güldüm sana. Sesli güldüm hem de…

2 Şubat 2013 Cumartesi

MART'I BEKLEYEMEDİNİZ Mİ LAN!

Bu günlerde oldukça önemli bir misyon yüklenmiş bulunmaktayım. İki adet dişi kedimin namısı benim ellerimde. Sinirlerim bir yay gibi gergin ve algılarım gökyüzünde ava çıkmış kartalı fark eden bir gelincik kadar açık. Her sese, her harekete karşı aşırı duyarlıyım. Belki biraz uyumalıyım. Her neyse mevzuya dönüyorum. Mevzu için alt satırdan devam edin.

***

2 kedimle küçük ama sıcak odamızda mutlu mesut yaşıyorduk. Kah halıya pisliyorlardı kah dayak yiyorlardı; kah eşyaları raftan aşağıya atıyorlardı kah dayak yiyorlardı; kah tişörtümü yırtıyordu itioğlu itler dicem ağır olacak onlar için kah yine dayak yiyorlardı. Siz de fark etmişsinizdir ki “kah”ın bir tarafı oldukça değişkenken bir tarafı sabitliğini koruyor. Aranızda kötü bakanlar görüyorum. Ne yapsaydım ben de gidip en sevdikleri, yattıkları yere mi pisleseydim? Hayır, düşünmedim değil de biri ayak ucumda biri de göğsümde yanımda falan yatıyor. Yani ne edersem kendime.

Dişi kedilerimin farkına varan
erkek kedilerin temsili fotoğrafı
Neyse velhasıl biz böyle gül gibi geçinip giderken aylardan şubat oldu. Aslında tam olmadı ama olacak. Dışarıdan nasıl tanımlasam bunu(edebiyatımın yetersiz kaldığı nokta) işte böyle erkek kedilerin kur yaparken çıkardığı sesler gelmeye başladı. Dedim ki şimdi sıçtık. Bu orkların Mordor kapısına dayanması gibi bir şeydi. Bir evde 2 tane dişi kedi varsa ve cam her daim açıksa o evin geleni gideni çok olur.


Camın açık olmasına da açıklık getireyim. Ben kedileri özgür bırakan güruhtanım. Gezsinler tozsunlar ve dışarıdaki kum kabına etsinler düşünce yapısındayım. Bu son söylediğim önemli. Önemli çünkü eğer kum kapları dışarıda olmasaydı camı kapayarak erkek kedi istilasından kurtulabilirdim. Ama bu mümkün değildi. Ve o kediler mutlaka gelecekti. Ve geldiler.

Bir gün işten çıkmış eve gelmişken odamdaki kokuyu fark ettim. Yıllardır kedilerle haşır neşir olduğum için koku oldukça tanıdıktı. Erkek bir kedi muhtemelen cama yakın bir yerlere koku bırakarak burası benim manitaların evi yaklaşanı çizerim manasında konuşmuştu. Ulan hem de benim evimde benim kedilerim hakkında. Dedim hele bir ben buradayken gel. Bak bakalım kim kimi çiziyormuş.

Sonra başka bir gün odaya bir girdim Mambo koltuğun altında saklanıyor. Ne oluyor derken hızla cama doğru koşan siyah beyaz bir kedi gördüm. Kısa süre içinde kayboldu ama plakasını aldım hele bir daha gelsindi.

Sonra bir diğer gün vauuu diye sesler çıkararak gelen tüyleri uzun kedi. Pisst pist dedim biraz kaçtı ama uzaklaşmadı. Odamda her daim bulundurduğum sıpıtacak nesnelerden birini alıp sıpıtır gibi yaptım kaçtı. Kaçmasaydı görüşecektik onunla.

Yalnız geçen akşam ben yatarken kulağıma hoş olmayan sesler çalındı. Kalktım baktım Biçimsiz odada yok. Bir süre pencereden etrafı taradım hiçbir şey göremedim. Sesler hala gelmeye devam ederken barıma taş basıp tekrar yattım. Ama hele bir eve dönsündü. Kıracaktım bacaklarını.

Aklımdan geçen sahnelerin temsili fotoğrafı

Anlamıyorsunuz! Kedilerimin namısı benim elimde. Ben orada burada laf söylettirmem kedilerime senin kızlar öyle böyle oldu diye. Arkadaş varsa birine gönlü getirsin tanıştırsın benimle. Ama yok illa renk renk kedi doğuracak başıma. Sonra taşınmak zorunda kalacağız mahalleden.

Yazıklar olsun size, yazıklar olsun…