31 Aralık 2010 Cuma

happy new years



yeni yılda her şeyin dilediğinizce olması dileğiyle ey! blog okurları ve yazarları. her ne kadar tek sayılı yıllar bana iyi gelmese de bunu tersine çevirebilirim. Happy New Years

30 Aralık 2010 Perşembe

yeni yıla yalnız bir adam olarak girmenin saadeti.

29 Aralık 2010 Çarşamba

dıp dıp

Zaman zor geçiyor. Yoruluyorum. Fotoğraf işi zorlamaya başladı beni. Algılarımı alt-üst ediyor yavaş yavaş. Bakış açımdan sapmalar yaşıyorum, farkındayım. Ufak dünyamın çeperi çatlamaya başlıyor. Yeni şeyler keşfetme zamanındayım.

Turist Ömer


Amaneeeeey
Turist Ömer derler benim adıma, adıma
Pişman olur bakmayanlar tadıma
Amaneey
Sabahları bi kadeh, akşamları beş kadeh
Neşemi de bulunca dalgamada bakarım
Amaneey

Amaneeeeey
Sokaklarda aylak aylak gezerim, gezerim
İzmaritin kralını seçerim
Amaneey
Trafikten çakarım
Kıyak oto yıkarım
Hiç bi işte tutunmam hepsindende bıkarım
Amaneey

Amaneeeeey
Güzel kızlar hepsi benim peşimde, peşimde
Topar tomar paracıklar cebimde
Amaneey
Turist Ömer diyorlar
Birbirlerini yiyorlar
Tatlım canım


İşte böyle. Bunalıyorum bu aralar. Yorgun hissediyorum kendimi. Neşesiz bir haldeyim. Hayata olumlu bakma düsturumu kaybetmek üzereyim. Şu an o çizginin üzerindeyim. Can ulayn bu da can. Kafam karışık, dalgın. Neyse ben ödevlerimin arasına dönüyorum. Aslında Turist Ömer'e falan bağlayacaktım da beceremedim. Sıkkınlık.

25 Aralık 2010 Cumartesi

çok acayip bi olay!!!


Otobüsten indikten sonra bir sigara yaktım. Ağır adımlarla Haydarpaşa İstasyonu'na doğru yürümeye başladım. Polis kontrolünden sabıkasız olduğum anlaşılınca serbest kalarak yoluma devam ettim. Bu arada sigaramı içiyordum. Cebimden bir adet bir lira, bir adet 50 kuruş ve bir adet 25 kuruş çıkararak istasyondaki büfeye verdim. Karşılığında bu aftaki Uykusuz Dergisine sahip oldum. Evet artık o benimdi. En sevdiğim şeylerden biridir, trende ya da vapurda dergiyi okumak. Zaman başka türlü geçmiyor yoksa. Hele de trende. Tren bir süre sonra hareket ettiğinde ben keyifle okumaya devam ediyordum. Her zaman yaptığım gibi Otisabi'yi en sona bıraktım, zaten en sonda duruyordu kendisi. Bu bir tesadüf olsa gerek!!! Karikatürleri bitirip düz yazıları okuma faslına geçtim. Umut Sarıkaya ve Fırat Budacı'yı bitirmiştim. yolum az kalmasına rağmen oyalanacak bir şeyler arıyordum. Sanırım sıra Erman Çağlar'a gelmişti. Fakat bir türlü yazıya dikkatimi veremedim. Arka taraftan liseli kızların kavga edercesine bağırışları yükseliyordu. Kulak kesilmedim fakat duymamak elde değildi. Tren Atalar'da durduğunda o zaman bu bağırışların sebebini anlayabildim. Bir kadın koltuklardan birine oturmak istemiş ve diğer bir kadına çocuğunu kucağına almasını söylemişti. Kadın sanırım yer vermiş fakat olay nasıl oraya geldi çözmek zor. Kendini mağdur hisseden kadın yüksek sesten konuşmaya devam ediyordu. Çalışıyorum, yoruluyorum kucağıma alamam gibisinden laflar ediyordu. Bu arada 3. tekil şahıslar olaya dahil olmaya başladı. Ben üç çocuğumu da kucağıma alırdım. Çok ayıp v.b. laflar yükselmeye başladı. Trende istasyondan ağır ağır hareket etmeye başlamıştı. Ben ise o sırada Erman Çağlar'ın yazısını okumaya devam ediyordum. Trenin ideal hızına kavuşmasıyla arkadaki ses en baştaki haline, sanki bir erkek için kavga eden lisesi kızların sesine benzemeye başlamıştı. Bende Erman'ın yazıyı okumaktan vazgeçtim. Zaten bir şeyde anlamamıştım. En son hatırladığım 80 yaşındaki bir kadından bahsetmesiydi. Yazık oldu Erman'a.

23 Aralık 2010 Perşembe

Kurgu Sergisi Açılış Davetiyesi


Bu bir davetiye örneğidir. Pınarcığım buradan iletişim kurmak çok keyifli bir şey. O gün haberleşelim beraber gideriz. Altan ile muhabbet ederiz diyeceğim umarım olur. Şaraplar benden :)

Moda

Bugün Moda sahilinde Altan Bal yine bize modellik yaptı. Bu işi sevmeye başladım. Cumartesi günü bir serginin açılış kokteyli var Moda'da ki stüdyoda bekleriz efendim. Saat 18.00 da. İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi.

not: fotoğraflar kaldırılmıştır.

19 Aralık 2010 Pazar

Yoğun bir gün: ALES ve Fotoğraf


Sabah 08.00'de kalktım. Elimi,yüzümü yıkadım. Bir bardak süt içtim ve ALES'e girmek için yola koyuldum. Sınava gireceğim yere daha önceden gitmemiştim. Kartal'da Anadolu İmam Hatip Lisesi. Şanslıydım ki bulmak zor olmadı fakat hava koşulları gerçekten zordu. Bir de gece 02.00'da yatmam beni biraz uykusuz bırakmıştı. Kendi enayiliğim işte. Niye uyumazsın be adam!!! Sınav 09.30 da başladı. Aslına bakarsanız zor bir sınav değildi. Fakat hız sorunumu acilen çözmem gerekiyor. Mayıs'ta ki sınavda durum böyle olmamalı. 150 tane soruyu 180 dakika da halledemediysem bu iyiye işaret değil. Geçen senekine göre daha iyi olduğumu düşünmekteyim tabi değişen sınav sistemi nasıl bir sonuç ile beni karşı karşıya getirir bilemem. 12.30 gibi sınavdan çıktım. Her tarafım ağrıyordu. Boynum tutulmuş resmen sınavda. Saat 13.10 gibi evdeydim. Aç karnımı doyurdum, biraz nete baktım ve tekrar yola çıktım. Fakat o da nesi? Treni kaçırdım. Çok kötü oldu bu. Daha ikinci haftadan Fotoğraf Kursuna geç kaldım ve daha önceden de kimseye bir şey dememiştim. Tamamen benim eşşekliğim. Olmuyor böyle Doruk!!! Saat 15.30 gibi atölyeye gittiğimde şanslıyım ki ders daha başlamamıştı. Geçen haftanın uygulamasını yapıyorlardı ve sıra bana gelmişti bile. Bundan sonra derse geçtik. Önce geçen hafta çektiğimiz ödevlere baktık. Hiç yoktan kendime kızdım. Sinirlendim. Gerçekten fotoğraflarım net değildi. Aslında bu ödev sırasında aranan bir durum değildi. Yine de ben buna dikkat ettiğimi sanıyorum. Aslına bakarsanız fotoğrafların boyutlarının küçültülmesi ve projeksiyonun beze yansıması sonucu da fazla kötü görünüyor. Fakat kabul ediyorum ki net değildi. Eve geldim baktım. Bende beğenmedim. Biri netti sadece ve diğer iki ödevi tekrar yapmam gerekecek. Sırf bu yüzden zaman kaybetmeden yarın sokaklardayım. Bulacağım bir şeyler. Diğer bir sorun ise orada kadraj hatası olduğuyla ilgiliydi. İlk fotoğraftan sonra çok fazla bir şekilde fotoğraflar arasında kayma söz konusuydu. her kadrajtan 6 adet belli pozlamalarda çektiğimiz bir ödevdi bu. Diğer 5 fotoğrafta sorun yoktu fakat o ilk fotoğraf beni deli etti. O kadar da dikkat ettiğimi düşünmeme rağmen. O an çektiğim diğer bir fotoğrafın arasına karıştığını düşünmüştüm eve gelince ilk işim ona bakmak oldu fakat niyeyse kadrajda sorun yoktu. İşte buna kızdım. Evet fotoğrafım net değildi belki ya da net olan yer yanlıştı desek daha doğru olur fakat kadrajımda sorun yoktu. 6 fotoğrafda aynı kadraja sahip. O an bu böyle olmadı tabi. İşte bu fotoğraflardan 2 seti tekrar çekmem gerekecek ve iyi çekicem LAYN!!! Kızdım kendime. Buradan adam olmadan çıkmayacağım. İşte böyle sıkıntılı bir gündü. Altan Bal'dan 3 kere özür dilemem de cabası. Bir çocuk edasıyla diyebilirim ki; "ama o da iki kere pardon dedi"


Özleyenlere bir Altan Bal karesi. Özellikle Pınar için. Kendisi bize modellik yaptı. Bu fotoğrafta eli net, yüzü flu olması gerekiyordu. Gayet başarılıyım. Bunun bir de tam tersi var fakat şimdi baktım titretmişim fotoğrafı. 1/15 enstantane ile çekersen olacağı budur Doruk. Aslında ISO'yu 200'de tutmamak gerekiyor bu çekimlerde. Her ne kadar yapay ışığımız olsa da görülüyor ki yeterli değil.

not: fotoğraf kaldırılmıştır.
***

Çok sevdiğim bir şarkı ile yazıma son veriyorum saygılar efendim.. :)



Not: evet ne kadar anlamsız bir yazı oldu değil mi?? :) Aman koyver gitsin.

18 Aralık 2010 Cumartesi

Tunceli'de Kadın Garson Eylemi

Tunceli'de Garson Kadın Eylemi

Yukarıdaki linke tıklarsanız başlıkla alakalı bir habere rast geleceksiniz. Kendilerine Demokratik Haklar Federasyonu diyen bir kaç çapulcu, -hani işin rengini belkide tam olarak bilmesek de fazlasıyla rezilce bir olay- çoğunluğunu kadınların oluşturduğu ve Restaurantlarda kadın garson çalıştırılıyor diyerek eylem yapmış. Sayıları 2000 civarındaymış. İnsafsız bunlar yahu. Bir ton sorun varken şu ülkede kafalarına taktıkları şeylere bak. Burada çalışan kadınlar yüzünden 86 kişi eşinden boşanmış.. Ehh bir çok kadında bundan dolayı sıkıntıdadır. Aslına bakarsanız durumu kendileride açıklıyorlar yani diyorlar ki; bu kadınlar yüzünden kocalarımız bizi terk ediyor. Biz bu kadınların kendi istekleri ile ya da zorla çalıştırılmasını istemiyoruz. Kocalarımız bizimle ilgilenmiyor. Rahat bırakın ayol kocalarımızı v.b. gibi şeyler. Aslında burada ortaya konan söylemin neresinden tutarsanız tutun Demokratik bir söylem yok. Bu ülkede devlet kontrolünde genelevler yok mu? Kadınlar kendi istekleriyle bu tür yerlerde çalışamazlar mı? -zorla çalıştırılıyor dahi olabilirler fakat buna yönelik bir söylem söz konusu değil- Acaba kocalarının oraya gitmesini bu tür eylemlerle mi engelleyecekler? Tamamen demokratik bir söylemden uzak, bana göre saldırgan, belki faşizanca bir hareket ve eylemdir bu. Eylemcilerden biri şöyle bir şey diyor. "bu işletmeciler bu şiddetten bir ders almalıdırlar" yaptıkları tamamen linç girişiminden başka bir şey değil. Ve bakıyorum da etrafta bir tane bile polis yok. Canlarım benim. İşlerine geldiğinde nasılda ortadan kayboluyorlar. Neredeyse ölümcül bir seviyeye varan bir şekilde orada genç bir adamı nasılda dövüyorlar. Ben burada ki eleştirimin hiç bir yerinde kadınlar çalışsın-çalışmasın gibi bir söylemde değilim. Söylemek istediğim şey ne kadar yanlış ve çığrından çıkmış, tabiri caizse kendi kıçını kurtarmak isteyen bir kaç çapulcunun yaptığı eylemin demokratik hak talebinden uzak olması. Eğer yasa-dışı bir şey var ise gidersin polise-savcıya şikayetini yaparsın. Yok böyle bir memleket. Hadi canlarım..

16 Aralık 2010 Perşembe

Yılın Takımıymış..



Bence bunun adı rezalettir. Yılın Takımı seçilebilmek için sadece futbolda iyi bir başarı elde etmeniz sizi böylesine bir farkla lider yapmaya yeterlidir. Hadi Bursaspor'u geçtim. Trabzonspor'un başarısı nedir? Biri bana söylesin. Hayır oraya "yılın futbol takımı" diye bir başlık atılmış olsa itiraz etmem. Fakat Fenerbahçe'nin takım sporlarında ki ezici üstünlüğü futbol dışında - ki onu bile son dakika da kaybettik- bariz bir şekilde ortada. İşte milletimizin spora bakış açısı futboldan ibaret. Bugün Fenerbahçe-Barcelona maşında tribünlerde 15.000 seyirci varmış kimin umurunda. Fenerbahçe Kadın Voleybol takımı 4000 küsür kişi ile kendi sahasında maç yapmış önemsiz. Kadın basketbol takımı avrupada yoluna kayıpsız ilerliyor hiç bir anlam ifade etmez bizler için. İşte Hıncal Uluç gibi adamlarda bazen 2 dakika bahseder sonra geçerler. Neyse bunlarla zaman kaybetmeye değmez...

15 Aralık 2010 Çarşamba

henri cartier bresson


Henri Cartier Bresson


Öyle hoşuma gitti. Burada dursun istedim. Bir şey yazasım yok yani. Aslında fotoğraf insana bir şeyler anlatıyor zaten. Köpek, iki sevgiliyi nasılda röntgenliyor alttan alttan. Onlarsa dünyadan habersizler. Siyaz-beyazı da severim. İyidir iyidir. Ödevler verildi bu arada. Çekmem lazım acilen...

Kış


Eski zamanlar güzeldi. Kışın Şarköy'de ki evimizde sokaktan geçen bozacının sesini duymayı beklerdik. Sıcak sıcak ne güzel içilirdi o boza. Hatta hatırlarım da kendi bozamızı yapmayı denemiştik. Olmamıştı ama yinede bitirmiştik. Üzerine tarçın, yanında da leblebi varsa daha ne ister ki insan. Ha! belki sıcak bir sahlep olabilir. Kışın en güzel yanı işte. Bak bir şey daha geldi aklıma. İstanbullular bilmezler pek. Bilirler mi yoksa? Biz Şarköy'de sobanın üzerinde kestane pişirirdik. Ne güzel olurdu ama. Böyle kabuklarını soyarsın. Ağzına atarsın. annem bir de meyve soyardı bize. Genelde yemezdik ama olsun arada uğradığı olurdu midemize. Güzel geliyor bana eski günler. Ananem bir köşede oturur örgüsünü örerdi. Herhalde pişman olduğum tek bir şey vardır o günlere dair hele de kış aylarında ananemde kalmaya gitmezdim. Zor gelirdi. Aslında bir ara hatırlıyorum da sırf ananem yaşlandı, ölecek gidecek kadın gideyim kalayım diyerek gittiğim olurdu. Ama çok kez yapmadım. Özledim onu da. Sanırım benim çocukluğumun kışının en özel şeyiydi o. Nerede o eski kışlar.. İsteyen varsa boza ve sahlep içelim..

13 Aralık 2010 Pazartesi

çocuk

Ah çocuk ah!! Niye böyle yaptın şimdi, anlamadım. Her şeyi yapan sendin. Sen ne istediysen tamam demedim mi? Dedim be çocuk, dedim. Yine beni gölgede bırakıp gidiyorsun. Teşekkürler çocuk. Sen her ne kadar çocukluk değil desende, çocuksun, be çocuk.. Neyse yolun açık olsun..Güzel şeyler seninle olsun..

11 Aralık 2010 Cumartesi

Ankara'dan arda kalanlar





Tolga Burkay'ı hatırlatarak ve dinleyerek yazayım dedim. Belki sizde okursunuz. Zaten öyle önemli şeyler anlatmayacağım. Salı günü 23.30'da Söğütlüçeşme'den Fatih Expresine bindik ve Ankara yolculuğumuz başladı. Yolculuk keyifliydi. Kızlar ilk defa tren yolculuğu yaptılar. Sabah 07.45 gibi Ankara Tren Garı'ndaydık. Ankara Sosyolojiden arkadaşlar bizleri karşıladılar ve yürüyerek DTCF'ye vardık. Sunumların olacağı saate kadar orta bahçede oturduk. Muhabbet ettik. Bu tür organizasyonların en güzel yanı yeni insanlar tanımak ve yeni yerler görmektir. Ankara bu ikisini çok yaşayamadığımız bir yer olsa da keyifle bize ev sahipliği yaptı.


İlk gün sunumlara girebildik. Can'da güzel bir sunum yaptı. Genel olarak iyiydi diyebiliriz sunumlar için. Fakat Bir kongre kıvamında olmadığını söylemekte zor değil. İlk gün katılım fazlaydı. Sabah ki oturum ayakta izlendi. Bu da genel bir alışkanlık olsa gerek. 2. gün daha az kişi olmasına rağmen iyiydi. 2. gün öğleden sonra sunumlara katılmadık. Kızılay'da zaman geçirdik. Biletlerimizi aldık. Saat 17.00 gibi benim arkadaşım geldi. Üç senedir onunla görüşmüyorduk. Akşam 22.00 ye kadar onunla zaman geçirdik. Sonra evlerinde kaldığımız arkadaşların yanına gittik. Nefes adlı barda Siya Siyabend konseri vardı.


Orada bir süre durduktan sonra ilerleyen saatler Passage adlı karaoke bara gittik. İlk defa İZmir'de gitmiş ve hiç beğenmemiştim. İşte hayalimdeki karaoke bar burasıydı. Gerçekten iyiydi. Sahneye çıkıyorsun. İçerisi bir film ortamını andırıyordu diyebilirim. Millet fazlasıyla içmiş ve birbirine yumulup duruyorlardı. Olsun. Bir de Ankara'da sigara içme rahatlığına şaşırdım. DTCF'de rahat rahat bunu yapabildik. Bizim oralarda biraz zor ama neyse.
İşte oradan ayrıldık ve gece 01.00 gibi eve vardık. Muhabbetimizi ettik ve yattık. Cuma son günümüzdü. O gün pek bir şey yapamadık saat 15.00 e kadar evdeydik resmen. Kahvaltı ettik toplu bir şekilde, kadın programımızı izledik, üzerine konuştuk. İlginç gerçekten. İzlememek elde değil. Saat 16.00 gibi okula gittik. Tanıl Bora'nın Türkiye'de Gençlik Dergileri söyleşisi vardı onu dinledik. Aslında tamamını dinleyemedik. Bir gün öncesinden konuştuğumuz üzere Alptuğ arabasıyla gelmişti ve biz erkenden çıkmak zorunda kaldık. Evdekilerle doğru-düzgün vedalaşamadık, iyi olmadı doğrusu. Neyse artık başka bir zaman geldiğimizde tekrar görüşebiliriz umarım. Alptuğ bizi bowling oynamaya götürdü. Ben hayatımla eş oldum fakat ilk oyunumuz pek iyi bitmedi. Tabi kendi açımdan bakarsam fena oynadım sayılmaz. Oradan çıktık tren garına gittik. Tren saatinin gelmesini bekledik. En nihayetinde yolculuk sona erdi. Sevgili ile çıkılan yolculuk, eğlence, 4 gün boyunca beraber zaman geçirmek, bir şeyler paylaşabilmek. Bunu sonunda yapabildiğim için mutluyum. Herkesin başına. Sevgi yan yana yaşanması gereken bir şey. Bunu bir kez daha anladım...

6 Aralık 2010 Pazartesi

gitti bebek.

Tıkla Şimdi geçenlerde rektörlerle başbakanın toplantısını protesto eden öğrencilerin yedikleri dayaklardan hepimiz haberdarızdır herhalde. İşte bu dayak sırasında katil polislerimiz cana kıymaya, acımasızlığa devam etmişler ve 19 yaşındaki bir kızın bebeğini kaybetmesine sebep olmuşlar. Haber ne kadar doğrudur bilmiyorum. Fakat gerçek olmasa dahi bizim katil polislerimiz bunu yaparlar -elleri dert görmesin- ve yapacaklardır da. Ve tabi bizim pislik hükümetimiz ve sistemimiz de buna göz yumacak, hiç bir şekilde peşine düşmeyecek belki peşine düşer gibi yapacak hatta üstüne hamile kızın protestoda da ne işi var diyeceklerdir. Derler. Alıştık. Zekaları ancak cebe para indirmeye, yakıp yıkmaya, kötülüğe yetiyor. Teşekkürler Türkiye. Neymiş efendim bu ülkenin başbakanına yumurta atılmazmış. Haklı, doğru diyor Tayyo. yumurta atılmaz, ağzını burnunu kıracaksın ki şöyle bir dayak atacaksın. Herhalde buna hapiste çok sopa attılar onun acısını çıkarıyor it kafası.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Ankara- DTCF Sosyoloji Günleri 8-10 Aralık



Bu sene sonu finalimizi de anlaşılan Ankara'da yapacağız. Ne zamandır gitmek istiyordum Ankara Sosyoloji Günleri'ne. Kısmet bu zamanaymış. Keyifli olacağını ümit ederim. Mimar Sinan'dan iyi bir katılım olacağını sanıyorum. Dikkat ediyorum bu tür şeylerde okul olarak niceliksel olarak fazla bir katılım göstersek dahi bununla orantılı bir niteliksel artış sağlayamıyoruz. Buna bende dahilim elbette. Gelecek arkadaşlar umarım bunu sağlarlar.

Nerede?


Nerede o? Gökyüzünün maviliği,
Işığa hasret insanların umutları
Hapsettiğiniz çocukların gelecekleri, nerede?

Nerede o? Özgürlük hayalleri
Doğacak güneşi bekleyen kalabalık,
Haydi toplanalım sözleştiğimiz yerde...

30.11.2010

29 Kasım 2010 Pazartesi

İstanbul Hatırası


İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi nin vermiş olduğu Fotoğraf Eğitim Bursunu 10 puanla 10. sırada kazandınız.

işte özetle benim için önemli olan cümle. kazanmak güzel şey vesselam. Bunu hissederek başlamak. Sonuncu olarak girsem de, önemli olan kısmı aşmayı başardım. Bundan sonra gerisi kolay.

bak ne yazmışım yaklaşık bir sene önce. Tıkla

R. Federer-R.Nadal


Güzel maçtı. Benim favorim daima Federerdir. Kazandığı için sevindim. Nadal'ın Murry karşısında ki oyunundan sonra burada fazla varlık gösterebileceğini sanmıyordum. Federer karşısında hareket bile edemedi. Yine de keyifli maç oldu.

28 Kasım 2010 Pazar

Basketbol Kadınlar Ligi: Fenerbahçe-74-68-Galatasaray












Diana Taurasi ve Penny Taylor çok iyiler yahu. Galatasaray'a kök söktürdük resmen. Bir de Birsel var. Bu takımı tutamaz kimse. 3 periyot 10 sayı gerilerde gittiğimiz maçı son periyodun 4. dakikasında yakaladık. Ve doğru düzgün sayı atmalarına izin vermedik. Şahanesiniz..

Haydarpaşa Yanıyor



Resmen yanıyor güzelim Haydarpaşa Garı. İnsanın morali bozuluyor. Yıkamadılar, yakıyorlar. Bina an itibariyle tamamen risk altında. İlla oraya plazalarınızı dikeceksiniz değil mi? Adiler. Şerefsizler. Haydarpaşa yanıyor, ciğerim yanıyor. Orası tarih, miras, nostalji... Orası yaşanmışlıklaırn yeri. Bir çok filme mekan olmuş bir yer. Öldürüyorsunuz bizi. İstanbul'un bir simgesini yok etmeye içiniz acımıyor mu? O yangının çıkmasına nasıl izin verdiniz? Offffffff!!! Çok sinirlendim.

88'liler


Atiye Deniz




Nuri Şahin

Neriman Özsoy

27 Kasım 2010 Cumartesi

Fenerbahçe Geliyor...



Sonunda şu İBB takımını yenmeyi başardık. Şimdiden tahminimi söyleyeyim. Fenerbahçe ilk yarıyı 2. bitirecektir. Trabzonspor'a şu durumda yetişmek kolay gibi durmuyor. 4 puan gerisinde bitirirsek iyi bir iş çıkarmış oluruz diye düşünüyorum. Bursaspor ve Kayserispor (özellikle bursa) kalan 4 maçlarında - ki biri aralarında- puanlar kaybedeceklerdir bol bol..


***


Bir başka konuya da değinmek istiyorum. Bu hafta ki bütün takım oyunlarında Galibiyetlerle sahadan ayrılmak keyifli oldu. Hafta içinde Burhan Felek'te Kadın Voleybol takımının Bergamo ile maçına gittim. İyi oynadık ve maçı 3-0 kazandık. Her ne kadar rakip takım bir çok oyuncusundan eksik olarak çıkmış olsa da sahaya bunun önemi yok. Yine yenerdik. Basketbolda erkekler hem avrupa hem de ligte galibiyete ulaştı. Kadınlarda avrupanın en güçlü takımını yenmeyi başardık. Ligde Gs ile maçımız var yarın onu da kazanacağımızı düşünüyorum. Erkek voleybolda da kazandık. Ehh!! Daha ne yapalım..

Casillas Adamımsın



Her ne kadar yazdan kalma bir görüntü olsa da koymak istedim. Kıskandım adamı.

25 Kasım 2010 Perşembe

Bursa Bir Devrim Takımı: 0


Yazmayacaktım ama dayanamadım. Spor üzerine yazmamdan sıkılanlar vardır elbette. Okumayın o zaman. Asıl konumuz şu. Bursaspor Şampiyonlar Ligi'nde neden sıfır çekti? Her ne kadar bir maç var ise bile 5 maç sonunda atılan bir gole sevinir hale geldik. Herkes vakti zamanında Fenerbahçe'nin "0" çekmesini konuşuyor, o zaman ki koşullarla bugün ki koşullar asla bir değil. Fenerbahçe yarım stadla iç saha maçlarını oynuyordu. İç saha maçları avantajdan çok dezavantajdı. Bir de Cidden Barcelona ve Lyon gibi iyi takımlar vardı. Hatta Leverkusen'in de formda olduğu dönemlerdi. Ve Bursaspor gibi rezil bir futbol mantığı ile oynamamıştı Fenerbahçe. Bursaspor'un sıfır çekmesinin tek büyük sebebi gerçekten orada olmayı hak etmemesinden kaynaklanıyor. Süper Lig'de Şampiyon olarak oraya gitmiş ve ligin en kötü takımı olmayı başardı. Normal şartlarda Bursaspor 100 yıl daha şampiyon olamazdı fakat birileri itekledi ve Fenerbahçe düşmanlığı onları şampiyon yaptı. Süper Lig'de belki tekme atarak, hakemle oynayarak ve üstüne fakir edebiyatı yaparak şampiyon olmak kolay fakat görünen bir gerçek var Avrupalı acımaz. Böyle geçirirler adama. Bu sonucu Galatasaray veya Beşiktaş almış olsaydı o zaman şöyle diyebilirdim, Türk futbolu gerçekten kötü durumda. Ama Bursaspor'un bu sonuçları alması gayet doğal. Her ne kadar Fenerbahçe ve Galatasaray buralarda mücadele edemiyor dahi olsalar da işte gruplara kalsalardı neler yapabileceklerini görürdük. Fenerbahçe'nin geçen sene gruplarda 6da5 yapması tesadüfi bir şey değildi. Her ne kadar işe yaramaz bir Avrupa Ligi'nden bahsediyor olsak da yıllarca Gs'nin Uefa kupası ile övünüp durduk milletçe. Demek ki o kadar da kötü sayılmaz. Şimdi bir Beşiktaş kaldı. Bir şey yapabilirler. En fazla bir tur. Sonra onlarda süt ligine dönecekler.. Ha yine söylüyorum Bursaspor ilk 5 e zorla girer bu sene. Bir yerde kesilecek balları.

...

Hiç bir şey yazasım yok. Ama bunları yazmak hariç..

23 Kasım 2010 Salı

...

Sevdiğim bir kadın vardı,
O beni çok arardı.
Eski bir zamandı,
Şimdi çok uzaklarda kaldı....

23.11.10

20 Kasım 2010 Cumartesi

Katarzyna Ewa Skowronsk




Accayip sevdim bu kadını. Daha önce gördüğümü hatırlamıyorum. Ama şöyle bir şey var ki. Bir dünya yıldızı. Gamova gitti ama onun boşluğunu fazlasıyla dolduracak oyuncular alındı. Zaten Türk oyuncularımızda yerli yerinde. Benim anlamadığım alınan oyuncularla 1 yıllık anlaşmalar yapılmış olması. Avrupa Şampiyonu olup kapatacak mıyız şubeyi? Neyse efendim. Sokolova, Fürst, Kasia, Eda, Naz, Ergül Seda, Osmokroviç ve daha fazlası şahane bir kadromuz var. Yine bir F4 görecektir bu kadro. Hedef Şampiyonluk olsa da yine de olmaması dünyanın sonu değildir. Ben onu da yapabileceğimize inanıyorum. Zaten Dünyanın en iyi antrenörlerinden biri de başımızda. Ze Roberto'yu Dünya Şampiyonasında Brezilya'nın başında gördük. Hele o Japonya maçında 2-0 dan gelipte aldığı maç şahaneydi. Belki yorgun olmasalar Rusya'yı dahi yeneceklerdi. Kadro iyi haydi şampiyonluğa.

12 Kasım 2010 Cuma

bi baksana

Ya aklıma takıldı demeden edemeyeceğim. Bir deneme yapak be.. Yardım edin bana. Zaten kim olduğunuzda belli olmayacak. şu yazının altında sıkıcı, eh bıdı bıdı falan yazan yer var ya. oraya tıklasanıza hadi be hacı merak ettim. ne olacak. :)

not: yazıyı yazdıktan sonra gelen ilk tepki oranı 3. büyük başarı gurur duydum :) haydi devam =) herkes de bıdı bıdı demiş yıh yıh!!

not2: oho saat 12.02 ve 19 olmuş. süper :)

11 Kasım 2010 Perşembe

unutmuşum yahu :)

Bak unuttum.. Kavak Yelleri falan derken bir şey diyecektim ben bu yazının sonunda. Yarın büyük ihtimalle izleyemeyeceğim. Ve sanırım en merak ettiğim bölüm de olsa son zamanlarda ki. Ve Güvensiz. Bunun bir öenmi yok. Önemli olan niye izleyemeyecek olmam. Bir amacım veya bir beklentim yok ama yeni bir arkadaş edinmek güzel. Her ne kadar başlangıcı biraz olumsuz da atmış olsam, yarın ki buluşmanın bunu telafi etmem de bana fayda sağlayacağını düşünmekteyim.. Öyle işte be hayat güzel.. Teoman'dan Sürpriz şarkısını dinleyin. hatta link vereyim. tıkla

Kavak Yelleri: Karman-Çorman Bir Dizi


Kavak Yelleri'nin 137. bölüm fragmanını paylamşmıştım. İkinci bölüm fragmanı da çıkmış. http://www.kavakyelleri.tv buradan bakabilirsiniz. Anlaşılan bölüm boyunca Güven görünmeyecek. Aslında bilinen gerçekleşti. Sarp Apak diziden ayrıldı. Fazla dramatik bir şekilde "hoşçakal" dedi. Bu kadar erken gitmesini doğru bulmuyorum. Dizi iyice travmatik bir hal almaya başladı aslına bakarsanız. Olayların hızına yetişmek mümkün değil. Çabuk oluyorlar ve gelecek bölümlerla aralarında bağ olmuyor. En fazla 3-4 bölümlük bir bağdan söz edebiliyoruz. Her şey çabuk unutuluyor. Sanırım geçen seneden itibaren dizi de unutulmayan tek şey Efe idi. Her an o ortaya çıkacakmış gibi işlenen bölümler. o vakitler canımızı çok sıkmıştı. Sanırım dizinin hızında biraz ayar çekmesi gerekiyor senaristlerin. Türkiye'de bu kadar çabuk değişkenlik gösteren başka dizi yoktur. Kurtlar Vadisi denebilir belki ama o yapısı gereği buna müsait. Kavak Yelleri'nde diziye giren ve çıkanın haddi hesabı olmadığı gibi bu cılkı cıkmış bir durumda yaratıyor. Bana göre seyirciyide yoran bir hale bürünüyor. Örneğin seyirci diziyi 1-2 bölüm izleyemediğinde diziden kopabiliyor. Çünkü en son bıraktığı yerden çok uzakalrda olduğunu düşünmeye başlıyor. Yani ben 1-2 bölüm izlemesem de diziden kopmamalıyım. Fakat Kavak Yelleri böyle değil. Belli bir olay örgüsü yok. Bu en fazla diziyi daha 10 yıl boyunca çekebileceklerinden başka bir anlam ifade etmiyor. Ama karman-çorman olmuş bir dizi görünümünde şu anda ve hiç hoş değil. Haydi erkekler savaşa..

10 Kasım 2010 Çarşamba

Kavak Yelleri 137. bölüm


Kavak Yelleri 137. Bölüm Fragmanı


Ohh be.. Rahatladım sonunda. Şimdi sorunlarla boğuşma vakti.. Efe'ye her şey yabancı geliyor. Ne kötü şey. Büyük ihtimal bir süre de hatırlamak ile geçecek. Efe kaçacak, onlar kovalayacak. Herkes şokta. Metin'in durumu çok fena. O sahneyi merak ediyorum. Tabi sonuç belli Aslı Efeyi öpüyor ve orada bitecek. Herhalde bir şok olmasını bekliyorlar. O da bir daha ki haftaya ya da bölüme kalacak demektir. Haa!! bu arada Bayramda Kavak Yelleri olmayacaktır..

Eda&Bahar

Bahar Toksoy

Eda Erdem


Benim için takımın iki kilit oyuncusu. Her ne kadar yıllardır Neslihan'ı övüp dursak da Neslihan bir maçta 30 sayı alıyorsa 20 sayıyıda rakip takımlara hediye ediyor. Zaten yenilgilerimizin en büyük sebebide bu. Bir de Naz faktörü var tabi ki. Yıllardır beraber oynadığı oyunculara pas dağıtımını en iyi şekilde yapıyor.. Eda büyüksün..

8 Kasım 2010 Pazartesi

Ne yapsam ?


Ne yapsam bilmiyorum. Seni seviyorum demek işe yaramıyor çünkü tek başına. Peki ne yapsam ? Camına taş mı atsam? Bağırsam mı sokaklarda senin için? Seranat mı yapsam tam balkonunun önünde bir keman, bir gitar eşliğinde? Ya da yağmurlu bir günde ellerimde çiçeklerle mi gelsem kapına. Olur mu ki ? Olmaz biliyorum. Yahut güllerden "Seni seviyorum" yazsam sokağının başına nasıl fikir ama? Afiş assam kocaman olur mu ? Gazetelere ilan versem kocaman puntolarla. Olmaz, bu da olmaz; biliyorum. Bir film mi yapsam senin için, şiirler, romanlar, öyküler mi yazsam ? Bilemedim şimdi. Olacağı yok biliyorum. Bir stadyuma gitsem, kocaman pankart yapsam seni sevdiğimi söyleyen, lig tv'de yayınlansa. Bu da mı gol değil be hakim bey, bu da mı ofsayt? Hep ofsayta düşüyorum, bu sevgi işlerinde. Ne eksik bilmiyorum. Bazen bilsem de bir şey yapamıyorum. Çünkü böyle olmuyor işte. Olsaydı, olacağını bilsem denerdim herhalde. Ya da denemekten mi korkuyorum? hiç bir şey olmaz benden. Olacağı da yok..

7 Kasım 2010 Pazar

El ele


Kadıköy vapurundan indim. İki kız el ele tutuşmuş önümde yürüyorlardı. Çok kısa bir süre kulak misafiri oldum. İlgimi çekeceğini düşünmemiştim. Kızlardan biri dertliydi. "düzenli bir hayat istiyorum" diyordu. sanırım yalnızdı da. Ve bunun iyi bir şey olduğunu söylüyordu. Karışan eden yokmuş ona, abisi dışında. "evim olsun, yemeğimi pişireyim, televizyonumu izleyeyim" diyordu. Üzüldüm kıza ne kadar gelip geçici istekler.

sonra döndüm kendime. Bir akrabalık var mı acep kızla diye düşündüm aramızda. Yoksa sen benim ruh eşim misin diye sorasım gelmedi değil. Neyse devam...

Dünya Kadınlar Voleybol Şampiyonası: Türkiye-Japonya


İlk seti yine uykuya teslim olarak unuttuğumdan izleyemedim. Fakat 2. sette mükemmel bir Türkiye vardı. Harika oynadık. Anlamadığım bir 10 dakikalık ara girdi set sonunda. Bu aranın dönüşüde takımıza yaramadı. Ama yine de iyi oynadık denebilir o set için. Asıl facia 4. setti. Japonlar gerçekten üst düzey bir savunma sergilediler. Liberoları şahane oynadı. Aşık olabilirim. O derece. Her topun altına elini sokuyor ve takımına hücum ettiriyordu. Biz ise Esra ile oynamaya çalıştık. Neslihan iyi değildi. Ve anlamadığım şekilde Seda ve Neriman neden oynamıyorlar. Her an döndürebilecek yetenek ve hırsa sahipler. Maçı 3-1 kaybettik. Sanırım 4.lük şansımız çok az. Ama bana anlamsız geliyor. 2 maç var ve bu maçları kazanırsak gruptan çıkacağımızı düşünüyorum. Biraz aveajımız düşük gibi fakat Polonya ve Peru'yu yenebileceğimize inanıyorum. Zira Sırbistan'ın Rusya ve G.Kore ile maçları var. Bu maçları kazanacağını sanmıyorum. Belki G.Kore maçını alabilir. Fakat umutlarımızı kaybetmemeliyiz. 4. lük şansımız hala devam ediyor.

6 Kasım 2010 Cumartesi

Dünya Kadınlar Voleybol Şampiyonası: Türkiye-Sırbistan

Maçın ilk setini izleyemedim. son setinde son bölümünü.. son bölümde uyumuş, ilk bölümde unutmuştum.. Ama genel olarak söylenebilir ki, son Dünya Şampiyonası 3.sü karşısında mükemmele yakın bir oyun oynadık. Ben bu kızların ileri de iyi birer yorumcu olmalarını dilerim. Voleybolu sadece topa vurmaktan ibaret sanan yorumcularla gitmiyor arkadaş. Neyse takıma gelecek olursak. Naz harikaydı. Neslihan biraz daha arka plandaydı fakat normal. buna rağmen en skorer. Sırbistan güçsüz değil, biz fazla güçlüyüz.. Afrika takımı olsaydı karşımızda ki bu anlaşılabilir bir durum olabilirdi fakat bir Avrupa takımı. Geliyoruz, bekleyin..

5 Kasım 2010 Cuma

Yine mi Hıncal!!!

Schuster'in de kişilik sorunu var. Bu hafta artık kesin kararımı verdim. Bak bu hafta yine akreditasyon kartı boynunda yoktu. Kurallara isyan etmeyi marifet zannediyor.

demiş Hıncal bey. Yine sevmedim bu adamı. Aslına bakarsanız Schuster'i de sevmedim tavır olarak ama iyi yapmış. Ben de sevmem öyle boynumda tasma ile dolaşmayı. O boyna takılan şeyler bana sanki başka anlamlar ifade ediyor. Hıncal Uluç zaten tikli bir insan. Sabah gazetesine kartsız girenlere de sinir oluyor. Ayrımcı adam. Aslında daha kaba dille yazacaktımda neyse. O kartlar alt-üst ilişkisini göstermekten başka hiç bir şeye yaramaz. Hıncal bırak şu işleri. Yürü git, çekil köşene.

Katie Cassidy


Gossip Girl'ün Juliet'i biraz fotoğraflarına bakayım dedim. Dizi de bana fazlasıyla itici gelmişti fakat bu fotoğrafla beni benden aldı. 86lı imiş kendisi. Çok sevimli nan!!

3 Kasım 2010 Çarşamba

Kavak Yelleri 136. bölüm


Kavak Yelleri 136. Bölüm Fragmanı izle direk izle


136. bölüm sonunda ancak karşılaşacak bizim paşalar. Büyük ihtimalle de o anda dizi bitecek. Aslında izlenmemesi gereken bir bölüm ama işte bunu yapmak ne mümkün. Yapımcılar lanet olsun size..

Kim İyi?


Hıncal Uluç'u izliyorum da yine palavralar sıkmaya başladı. Bursaspor ezmeye başlamış. yok canım!! daha neler. Evet geçen sene iyi bir başarı elde etti. Tebrik ederiz.. Bursaspor-Trabzonspor gibi takımlar ancak Türkiye liginde kendi hallerinde idare ederler. Ne oldu Bursaspor'a. Zamanında Trabzonspor da Kıbrıs takımına elenmedi mi? Kabul edilebilir bir şey var ki. Bu sene 3 büyük takım kötü durumda. Aslında bu durum ilk sıranın sebebini de bize açıklıyor. ama söylemeliyim ki Şuan tepede 3 büyük takım olsaydı haklarında bir sürü kötü eleştiri yapılacaktı. Bunun en büyük sebebi de ellerinde maddi imkanlar ölçüsünde oldukları durum olacaktı. Şuan bu durum gün yüzüne çıktı. ama toparlanacaklarına ve yukarıya çıkacaklarına adım gibi eminim. Kendini bir kaç maça konsantre ederek bir şeyler yapan takımların övüldüğü bu lig beş para etmez hal almış durumdadır. Bir de şöyle bir şey var ki. Beşiktaş ve Fenerbahçe genel olarak zor maçları geride bıraktılar. Sanırım Beşiktaş'ın Bursaspor ile bir maçı var. Bunun yanında Bursaspor'un ligin zirvesinde olan v buraları hedefleyen 3-4 takımla maçı var. Yani işleri o kadar da kolay değil. Tabi futbol şakaya gelmez. Bunu hatırlamak gerekir. O yüzden daha erkenken Fenerbahçe adına işi sıkı tutmasını dilerim..

Ntvspor Yorumcuları

Şu kadını hiç sevmiyorum. Her ne kadar Fenerbahçeli olsada sevmiyorum işte. Sevmediğim kısmıda yorumculuğu. Doğru düzgün bir fotoğrafını bulamadım idare ediniz. Bu kadar kötü bir voleybol yorumculuğu olamaz. Gözleri de görmüyor çoğu zaman ve sallıyor. Çok hayal kırıklığı yaşatıyor Ntvspor bu yönden. Daha düzgün işinin ehli insanları bulmalı. Yoksa eğitmeli. Sadece spor kanalı kuruyoruz demekle olmuyor. Eski sporcu emeklilerini kanala toplamakla olmaz bu işler. Daha antrenörlük belgesi bile olmayanlara yorumculuk yaptırmak olmaz, olmamalı. Tabii onlarda olmasın demiyorum ama bu kadar kötü olmaz ki. Spikerlerinde eğitilmesi şart.

Timsah Çorbası


Ferguson, Bursaspor taraftarlarıyla ilgili soru üzerine ise "İstanbul'da Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarlarını görmüştüm. Onlar daha ateşliydi. Ancak Bursaspor taraflarının ise son 7-8 dakikadaki organizasyonu çok iyiydi" değerlendirmesinde bulundu.

Evet yazık oldu Bursaspor!a. İlkleri yaşayacaklardı sözde. Ligde Hakemlerin ve diğer takımların yardımlarıyla liderlik koltuğunda oturmalarının faturasını Şampiyonlar Ligi'nde tokat gibi alıyorlar. Kendilerini Fenerbahçe ile kıyaslamaya kalkmasınlar bile. Zira daha da ziyan olurlar. Bursaspor'lu oyuncuların koşmaya mecali yok. Herhangi bir Manchesterlıdan daha süratli futbolcuları yok. Biz de Volkan Şen'i hızlı sanırdık. Bunlar hep alt yapı eksikliğinden kaynaklanıyor. Sen git Amerika'da sevgili kovala. Neyse. Bursaspor'u sevmediğim için bu mağlübiyet iyi oldu. Tecrübe kazanmaya devam etsinler bakalım. Bir daha ne zaman ŞL'nde oynarlar. Hayaller kurmasın kimse. 3 Büyüklerin bir yere gittikleri yok. Gelecekler. Anans veriyorlar sadece. Sayın Ali Tandoğan deseymiş ya devre arasında arkadaşlarına "bunların 15 dakikalık işi var" Haa dersin evet... ŞL'nde hakemlerle oynayarak maç kazanamazsınız.

Bak ne diyor yukarıda Ferguson amca... Kulak verin ey insanlar..


1 Kasım 2010 Pazartesi

Ne haldeyim. Öyle garip bir haldeyim. Yani ne bileyim. Düşünmekteyim. Seni. Hay bin kunduz.

tık tık

Tıkla bak ne var burada...

30 Ekim 2010 Cumartesi

Doruk'tan Bir Hikaye: "OĞLUM"




"Neden buradasın?" diye sordu genç adam. ""oğlumu bekliyorum" dedim. Gelecek biliyorum. Beni alacak. "baba ben geldi" diyecek bana ve koluna gireceğim. Beraber eve gideceğiz. Ama şimdi burada oturmalıyım. Onun gelişini beklemeliyim bu bankta oturarak. Yıllar önce kaybettim karımı. Ya da öyle bir şey. Ama ben burada oğlumu beklemeye devam edeceğim. Hem ne çıkar beklemekten. Nasılsa biliyorum gelecek. Özledim hem onu. Mavi gözlerini. Bana seslenişini. "ne zamandan beri bekliyorsun?" diye sordu bu sefer genç adam bana. "bilmiyorum" dedim. "bekliyorum" ama daha yeni geldim ki buraya, nasılsa gelecek. Beklemekten ne çıkar ki.

***

Dalların yeni yeşermeye başladığı bir gündü. Bir pazar günü. O günü çok iyi hatırlıyorum, hem nasıl unutabilirim ki. Oğlumu alıp beraber parka gitmiştik. Çok severdi o parkı. Daha 5 yaşındaydı oğlum. Seneye okula başlayacaktı. Onunla ilgilenmeyi seviyordum. Sarı ayakkabılarını giymişti yine. Çok severdi onları. Parkın içinde her yana koştururdu diğer çocuklarla beraber. Ben de pazar gazetemi elime alır parktaki bankta oturup okurdum, bir yandan da onu izlerdim. Karım biz eve gidene kadar bir sürü şey hazırlardı. Oğlum hiç yorulmazdı ama parkta. Eve geldiğimizde annesinin hazırladıklarını afiyetle yerdi. Bu bizim geleneğimiz olmuştu. Her pazar "baba, beni parka götür" diye yapışırdı yakama. O gün de öyle olmuştu. Ve beraber gittik parka. Ben yine her zaman ki bankıma oturdum, gazetemi açtım. Oğlum her köşesinde koşturup duruyordu parkın. Ama o gün her zaman ki gibi bir pazar değildi. Öyle bahar aylarının mutluluk getirmediği günlerdendi. Bir an gazetemi okumaya ara verdiğim de oğlumu göremedim. Etrafa baktım. Göremedim. Sarı ayakkabılar aradım etrafta. Bulamadım. Göremedim. Bulamadım. Yoktu. Gitmişti. Her köşeye baktım ama. Eve koştum hemen. Evde yoktu. Karımla polise gittik. Bulamadılar. Bulamadık. Yoktu. Gitmişti oğlum. Sonra karımda gitti. Yapamadık.Yalnız kaldım. Yapayalnız. Ama biliyorum gelecek oğlum. Gelecek ve beni alacak. Eve gideceğiz.

***

"haydi gidelim Salim bey" dedi beyaz gömlekli genç. Benimle konuşmayı severdi bu beyaz gömlekli genç. Bundan 35 sene önce oğlumu kaybettiğim bankta oturuyorum hala. Bugün burada bir park yok. Burada artık çocuklar koşturmuyor. Her tarafta beyaz gömlekli erkekler ve kadınlar var. Hepsi bana çok iyi davranıyorlar. Ben de her gün burada, oğlumu kaybettiğim bankta oğlumu bekliyorum. Gelecek biliyorum. Hem ne çıkar ki beklemekten..

29 Ekim 2010 Cuma

Bursaspor-Fenerbahçe Maçı




Aslına bakarsanız maç başlayalı 30 dakika oldu. Fenerbahçe 17. dakika da Semih ile öne geçmeyi başardı. maç ben yazıyı yazarken hala bu sonuçla devam ediyor. 1-0 üzerinden ve maçı izlemden konuşmak gerekirse şunu söyleyebilirim. Fenerbahçe'nin öne erken geçmesi ve gol yememesi maç için kendisini avantajlı hale getiriyor. eğer sakatlık veya kart olmazsa Fenerbahçe'nin farkı arttırabileceğini düşünüyorum. tabi fazla konuşmamak gerek. Geçen hafta ki gibi bir talihsiz sonuç çıkabilir. Bekleyip görelim.

Dünya Kadınlar Voleybol Şampiyonası: Türkiye-Çin


İlk setin son bölümüne kadar başa baş mücadele etmemize rağmen, son bölümde ki basit hatalardan dolayı seti kaybettik. Fakat millilere güvendiğimi söylemeliyim. Her ne kadar Çin her zaman bu tür turnuvalarda güçlü bir takım oalrak öne çıkmış olsa da yenebilecek gücümüz var. Ben Şampiyonluğu dahi hayal edebileceğimize inanıyorum. Çok iyi bir jenerasyon var elimizde. İlk sette ki alışma devresinden sonra Milliler çok iyi 3 set oynadı ve maçı 3-1 almasını başardı. Naz'ın oyunu iyi okuması, Neslihan ve Seda'nın etkili hücumları ve gerek bloklarda, gerek savunmada ki sertliğimiz ile maçı kazandık. Yarın Rusya ile oynayacağız. Rusya'da çetin ceviz. Çin dünya'nın 3. numaralı basamağında biz ise 22. Evet, Rusya'yı da yenebileceğimize inanıyorum. Yarını beklemeye devam..

28 Ekim 2010 Perşembe

Açık Öğretim: Medya ve İletişim


İnternet üzerinden Açıköğretim başvurumu tamamladım. Şimdi 290 lirayı denkleştirip kayıt bürosuna giderek, kaydımı tamamlamak ve kitaplarıma kavuşmak kaldı geriye. Okumak insanı ferahlatır. Aslında Fotoğrafçılık ve Kameramanlık diye bir bölüm var. Ona da başvurabilirdim fakat derslere baktım Medya ve İletişim bana daha uygun. Zira F&K bölümünde ki derslerin yarısını ben gördüm zaten. İki üniversiteli olmaya az kaldı.

27 Ekim 2010 Çarşamba

Sharon Stone: Ama bu kadın güzel!!!

Yani ne diyebilirim ki onun için. Harikulade bir güzellik. 52 yaşında ama hala güzel. Şarap gibi kadınlardan o. Bir resim. Güzellik abidesi. Çok mu yalakalık yaptık? Neyse, çok yaşa. Adı gibi bir kadın işte..

26 Ekim 2010 Salı

Mine Tugay




Ne derseniz deyin dünyanın en güzel kadınlarından biri. Tanışmak şerefine erişirim umarım birgün. Ve hatta hatta film çekersem bir yerlerde o olsun, olsun derim. Başarılar dilerim.
Mine Tugay